Celâl Temel

Celâl Temel

Yazarın Tüm Yazıları >

HALİDE EDİB VE BEDİRHANLAR

A+A-

 

     Celâl Temel

       Kısa Bir Halide Edib Tanıtımı

           halide-edib-1.jpg

                        Halide Edib

       Halide Edib, 1882 yılında İstanbul Beşiktaş’ta doğdu. Babası Mehmet Edib Bey Abdülhamid’in sarayında görev yapan Kemahlı bir Osmanlı bürokratıydı. Annesi Fatma Bedrifem Hanım, İstanbul’daki büyük bir aileden geliyordu. Bedrifem’in babası Ali Efendi de Kemahlıydı, annesi Nakiye Hanım ise Mevleviliğiyle ünlü Nizami ailesinin kızıydı.

        Halide’nin çocukluk günleri, dedesi Ali Efendi’nin Beşiktaş Ihlamur Sokak’taki Mor Salkımlı Ev’de geçti. Küçük yaşta annesini kaybetti. Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin ilk Türk öğrencisi oldu. Kolejin son sınıfında iken 1901 yılında, dönemin önemli matematikçilerinden Salih Zeki Bey’le evlendi. 1910 yılında ondan boşandı, 1917 yılında Dr. Adnan Adıvar’la evlendi.

        20. yüzyılın başındaki aydın bir Osmanlı kadını olarak bilinen, yazdığı çok sayıdaki eseri, en çok da 1919 yılında Sultanahmet Mitingindeki hitabı ile tanınan Halide Edib; büyük bir Türk yurtseveri olduğu hâlde, önce İttihatçılarla, sonra Kemalistlerle anlaşamadı! Rejimle anlaşamayınca, 1925 yılında, eşi Dr. Adnan Adıvar’la birlikte Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı, önce Avusturya’ya yerleşti. 1926 İzmir Suikastı Girişimi sırasında, eşi ve kendisi, ilgileri olmadığı hâlde suçlandılar. Eşi Adnan Adıvar idamla yargılandı. Uzun yıllar, Avrupa ve Amerika’da yaşadı, kitaplarını, önce İngilizce yazdı. Atatürk’ün ölümünden sonra, 1939 yılında Türkiye’ye döndü ve 1964 yılında İstanbul’da vefat etti.

       Büyük bir yazar, edebiyatçı, gazeteci, eğitimci, kadın hakları savunucusu ve düşün insanı olan Halide Edib’in yaşamı, tam bir mücadele laboratuvarıdır. Çocukluğundan 1918 yılına kadar olan anılarını Mor Salkımlı Ev, 1918-1923 yılları arasındaki anılarını Türk’ün Ateşle İmtihanı kitaplarında topladı.

 

        Bedirhanlar İstanbul’da

       1842-1847 yılları arasında Botan Beyi Bedirhan’ın önderliğinde gelişen isyandan sonra, Bedirhan Ailesi, başta Girit olmak üzere çeşitli yerlere sürüldü. Bedirhan Bey ve ailenin çok sayıda üyesi 1863 yılında İstanbul’a yerleşti. Bedirhan Bey, beş yıl İstanbul’da kaldıktan sonra Şam’a gitti ve 1869 yılında orada öldü. Bedirhan’ın yirmi bir oğlu, on sekiz kızı, eşleri ve torunlarından oluşan Bedirhanlar Ordusu kısa zamanda İstanbul’da büyük bir güç hâline geldi. İstanbul ve Avrupa’daki seçkin okullarda okuyan Bedirhanlar, devlet kademelerinde de önemli mevkilere geldiler. Saray’da görevli olanlar, orduda paşa olanlar vardı. Bedirhanların İstanbul’daki varlığının en yakın tanıklarından biri Halide Edib’dir.

halide-edibin-ablasi-mahmure-ve-iki-oglu.png

                            Halide Edib'in Ablası Mahmure ve iki oğlu

    Halide Edib ve Üvey Babası Ali Şamil Bedirhan

       Halide Edib’in annesi Bedrifem Hanım, ilk evliliğini, 1876 yılında Botan Beyi Bedirhan’ın oğullarından Ali Şamil (Eli Cemil) ile yaptı ve Ali Şamil, Bedrifem Hanım’ın ailesine bir nevi iç güvey olarak girdi. Bu evlilikten 1877 yılında Mahmure adı verilen bir kızları doğdu. Ancak Ali Şamil Bey’in dalgalı yaşamı, sık sık sürgün edilmesi ve sağlık sorunları nedeniyle, daha Mahmure iki yaşında iken Bedrifem’in otoriter babası Ali Efendi, Bedrifem ile Ali Şamil’i ayırdı.

       Bedrifem Hanım, kısa bir süre sonra, II. Abdülhamid’in Sarayı’nda üst bir görevde bulunan Mehmet Edib Bey’le evlendi ve 1882 yılında, bu evlilikten Halide doğdu. Halide, dört-beş yaşlarında iken yaşamında büyük bir yer alan Mahmure Ablasıyla ilk karşılaşmasını Mor Salkımlı Ev adlı anı kitabında şöyle anlatıyor:

     “Küçük kız (Halide) evde dolaşırken birden hayat sahnesinde bir başka varlık ortaya çıktı. Bu onun ömrü boyunca bağlı kaldığı Mahmure Ablasıdır. Elinde şeker kutularıyla gelen Mahmure Abla o zaman dokuz yaşındaydı. Parlak siyah saçlı, ateş saçan siyah gözleri ile insana bakan, hareketleri yıldırım gibi seri ve çevik bir varlıktı. Mahmure Abla’nın gelişi, adeta bayram gibi bir şey oldu…” (Halide Edib Adıvar, Mor Salkımlı Ev, Can Yayınları, 2019, s. 146)

      Halide Edib, kitabının başında, yukarıdaki alıntıda görüldüğü gibi, üçüncü tekil kişi anlatımını kullanmış; aklının daha fazla erdiği ileriki bölümlerde birinci tekil kişi anlatımına geçmiştir. Halide Edib, babasıyla, üvey babası Ali Şamil’in ilginç ilişkisini de şöyle anlatıyor:

       “Bedirhan Paşa, Kürdistan’dan İstanbul’a geldiğinde (İsyan sonrasında 1847 yılında Girit’e sürgüne gönderilen Bedirhan Bey ve ailesinin İstanbul’a gelmesi 1863 yılından sonradır.), oğullarının en küçüğü ve belki de en yakışıklısı olan Ali Şamil Bey, o zaman on beş yaşında olan annemle evlenmişti. Ali Şamil Bey Mor Salkımlı Ev’e iç güveysi girmişti. Kardeşleri eve misafir gelir ve taşkınlık yaparlardı. Bu genç ve taşkın hayata Büyükbabam üç yıl tahammül ettikten sonra, annemi Ali Şamil’den boşamışlar ve babama vermişler…

       Mekke’de çıkan bir kargaşalık hakkında tahkikat yapmak, Şerif (kral) yerine Abdullah Paşa’yı oturtmak için bir komisyon gönderilmiş. Bu komisyonda Ali Şamil yeni şerifin yaveri, babam da bu komisyonun kâtibi olmuş. Babam yıllar sonra, oraya gidiş sırasında ve oradaki yaşamın zorluğunu anlatırken ağzı açık onu dinlerdik... Ali Şamil, Mekke’de salgın kolera hastalığına yakalanmış. Herkes yanından kaçmış, sadece yol arkadaşı genç kâtip Edib Bey yanından ayrılmamış ve ona bakmış.

      Bu vaka, âdeta bir dram çıkartılabilecek kadar gariptir. Bunu bana çok sonraları Ali Şamil Paşa anlattı: Babam onun, annemin ilk kocası olduğunu biliyor, fakat o, babamın kendisinin halefi olduğunu bilmiyormuş… Hastalığı ilerleyip öleceğini hissedince, genç arkadaşına saatini ve eşyasını alarak İstanbul’a, kendisini vaktiyle zorla ayırtmış oldukları Ali Efendi’nin kızı Bedrifem Hanım’a götürmesini vasiyet eder. Babam da Bedrifem Hanım’la kendinsin evlendiğini, küçük kızı Mahmure’yi de kendi kızı gibi büyüttüğünü söylemiş... Ali Şamil ölmek üzere iken babam kendi kürkünü onun üstüne örtmüş ve başucunda beklemiş. Fakat Ali Şamil ölmemiş ve bu kürkü hatıra olarak yıllarca saklamış. Ali Şamil’in hayatı, bazen parlak bir ikbal içinde bazen karanlık bir felaket içinde geçmiştir…” (H, Edib, a. g. e., s. 112-113)

      Edib Bey, Mahmure’yi, öz kızı Halide’den ayırmamış ve yanına almıştır. Mahmure de üvey babası Edib Bey’i kendi babası gibi sevmiştir. Halide Edib, daha küçük yaşlarda iken annesini kaybettiği için annesinden çok, anılarında, ablası Mahmure ve üvey babası Ali Şamil Paşa’dan söz etmektedir. Büyüyüp ilk evliliğini yaptığı sırada (1901 yılı), ablası Mahmure de evlenmişti, çocukları vardı. O günlerle ilgili olarak da şöyle diyor:

      “Ali Şamil Paşa, Şam’dan sürgünden döndüğünde Üsküdar’a kumandan olmuştu ve sık sık bize geliyordu. Kadıköy’de büyük bir evde oturuyorlardı. Biri sarışın, biri Habeş iki karısı ve ikisinden de rengârenk çocukları vardı…

        Paşa’nın Mahmure Abla’mdan başka, üçü beyaz, üçü renkli çocukları vardı. Mahmure Ablam da onların bitişiğindeki bir evde üç çocuğu ile yaşıyordu. Akşamları çok neşeliydi. Oğullarını Kürt kıyafetine sokar. Mahmure Abla bir Kürt havası çalar. Paşa başta olmak üzere bir Kürt oyunu oynarlarken bir taraftan ıslıkla havayı tekrar eder. Aynı zamanda da benim elimden yakalayarak oynayanların arasına alırdı. Hepimiz bir ağızdan el ele sallanarak ‘Hey Zeyno Zeyno’yu’ söyleyerek, tavandaki avizeleri zangırdatarak, tepinerek döne döne sıçrar dururduk.” (H. Edib, a. g. e. s. 146)

   

      1906, İstanbul Şehremini Rıdvan Paşa’nın Öldürülmesi ve Bedirhanlar      

      Halide Edib’in yukarıda anlattığı bu şen günler, 1906 yılındaki talihsiz bir olayla son bulur. Halide Edib, bu süreci şöyle anlatıyor:

     “Ali Şamil Paşa’nın yeğeni Abdürrezak Bey (Bedirhan Bey’in en büyük oğlu Mustafa Necib Paşa’nın oğlu), İstanbul Şehremini Rıdvan Paşa’nın (İsmail Rıdvan Paşa, II. Abdülhamid zamanında on beş sene İstanbul Şehreminliliğinde -Belediye Başkanlığında- bulunmuş bir vezirdir.) uşağı Ahmed Ağa’yı evine çağırmış, sokak tamir edilinceye kadar ağayı evinde hapsedeceğini söylemişti. Bunu haber alan Rıdvan Paşa, onları Abdülhamid’e şikâyet etmiş; Abdülhamid de barışmalarını, meseleyi kapatmalarını emretmiş. Herkes bu konunun çok sürmeyeceğini hissetmiş.

      Bir akşam babam, eve, yüzü gözü keder içinde erken döndü. Rıdvan Paşa’nın, evine yakın bir yerde öldürüldüğünü söyledi. Katiller, Üsküdar Kumandanı Ali Şamil Paşa’ya getirilmiş, bir gece hapsedilmiş, fakat Abdürrezak’ın müdahalesiyle serbest bırakılmışlardı. Bundan rahatsızlık duyan Abdülhamid, Ali Şamil başta olmak üzere, bütün Bedirhanileri yakalatmış; Ali Şamil’i zincire vurarak Trablusgarp’a sürmüşlerdi.

     Ali Şamil Paşa’nın konağının yanında Mahmure Abla’mın oturduğu ev de abluka altına alınmıştı... Bütün ömründe eczacılığından başka bir şeyle meşgul olmayan enişte (Mahmure’nin kocası) de aynı vapurda, elleri zincirler içinde nefi (sürgün) edilmişti. Hulâsa, on iki yaşında çocuklar da dahil, İstanbul’da tek erkek Bedirhani kalmamıştı. Bunların birçoğu meseleden haberdar bile değillerdi…

      Fevkalade bir mahkeme kararıyla enişteyi Trablusgarp’tan Kudüs’e gönderdiler. Fakat Ali Şamil Paşa ölünceye kadar ailesiyle Trablusgarp’ta kaldı. ” (H. Edib, a. g. e., s. 167-168)        

      Başta Bedirhan ailesi olmak üzere Kürdlerin, İstanbul’da önemli bir güce sahip olduğu bir sırada, 23 Mart 1906 tarihinde meydana gelen bu olayın büyütülmesi, komplo olarak değerlendirilebilecek talihsiz bir olaydır. Konuyu yakından bilenlerden biri, elbette yukarıda samimi anlatımları olan Halide Edib’dir. Buna karşılık, bu olayı yakından inceleyen pek çok kişi, bu olay olmasaydı, Kürdlerin sonraki yıllardaki durumu da üç yıl sonra devrilecek olan Abdülhamid’in durumu da başka türlü olabilirdi değerlendirmesini yapmaktadır.

      Halide Edib’in Kürdlere ilgisi, saygısı, en başta ablası Mahmure’den ileri gelmektedir. Halide Edib’den beş yaş büyük olan Mahmure (1877-1939), Halide Edib’in yaşamında büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, annesinin ilk eşi ve ablası Mahmure’nin babası Ali Şamil Bey’e de saygı ve hayranlık duymuştur. Yaşar Kemal, Halide Edib’in, bir gün kendisine, “Ben Kürdleri iyi biliyorum.” dediğini belirtiyor ve ‘Ben de o zaman sormadım nerden biliyorsun diye… Sonradan öğrendim babalığı Kürtmüş.”

      Halid Edib’in, Suriye ve Lübnan’da, eğitim müfettişi olarak görev yaptığı 1916-1918 yıllarında, Kürd yetimleriyle ilgili gözlemleri de ilginçtir. Sonraki yazılarda bunları anlatmaya çalışacağız.

CT

 

SONRAKİ YAZI: HALİDE EDİB VE BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA KÜRD YETİMLERİ

halide-edib-2-001.jpg

anilar-1.jpg

 

   

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1073 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.