Şeyhmus Özzengin

Şeyhmus Özzengin

Yazarın Tüm Yazıları >

Halep Düşerken, Savaş durmayacak!

A+A-

Bir savaşta; bazen bir kasaba, bir şehir veya bir köprü savaşın gidişatını ciddi şekilde etkileyen semboller haline geliyor.."İkinci Dünya Savaşı"nda „Norvendiye köprüsü düşüşü" böyle bir şey di. „Suriye  İç Savaşı"nda Halep, „Musul'in DEAŞ'ın elinden kurtarılması" da böylesi stratejik öneme sahip kentler konumunda.

Bu tür düşüşler, ya da kurtarmalar, bazen savaşı kızıştırır, bazen de sonuca götürür. Hamle özellikleri taşıyan stratejik yerlerin misyonu bu zaten.

Halep'te bunlardan biri. Halep düştü!

Türk aklı; „Musul ve Halep savunma hattı"nı kaybetmesi, orada yenilgi yaşaması durumunda, savunma hatlarının Konya Ovası'na, yani Toros Dağları'nın batı cephesine kayacağını hesapliyorlar. Bunun da anlamı Kurdistan üzerinde egemenlik kaybı anlamına geldiğini hesapliyorlar. Bunun için Türkler, sonderece hırçın, saldırgan ve terör karışımı asabi bir siyaseti alana sürmüş durumdalar. Anti Kurd siyasetleri nedeniyle, Tıpkı bölgedeki islamist terör örgütleri gibi her şeyi kendilerine mubah sayan bir siyasetin yürütücüsü durumundalar. Zaten bu terör örgütlerin bir parçası gibi davranma ayarına gelmiş bir „devlet" konumunda Türkiye(!)

Halep Rusya, İran ve Suriye cephesi için stratejik bir kent! Siyasi, askeri ve ekonomik anlamda önemli bir konuma sahip. Bu nedenle de 2011'den beri Suriye üzerinde hesap yapan güçler adına, Halep'te  savaşan güçleri vardı. Halep, bu güçler arasında paylaşılmiş, adeda „bizde burdayiz" dercesine bir yarıştı. Ekonomik, askeri destek aliyor ve alanlarını koruyorlardı. Bu güçlerin tümü şu ve veya bu şekilde devletlerin irili ufaklı bölgedeki güçleri olarak, bölgede „savaşiyorlar"dı. Aslında „savaşmak" demek de yanlış, bir kırım ve ganimet çapulcuları gibi, har vurup harman savuruyorlardı. Onları destekleyen güçler de bu yaptıkları barbarlıklara göz yumuyor, onlar üzerinden siyasetlerine devam ediyorlardı. Suriye „Demokratik muhalefeti" özellikleri olmayan, birer yağmacı-cani örgütler konumundalar. Bu da hem İran, Hem Rusya ve hem de Suriye'nin işini kolaylaştırmaktadır. „Kualisyon güçler"in en önemli siyasi zaafı da burada yatiyor! Bu Zaaf, karşı cephenin zaferi gibi görünüyor. Ama ilerde bunun böyle olmadığı da ortaya çıkacaktır. Çürkü bu cani ve çıkar örgütleri ortadoğuda kontröl etmek, yok etmekten daha zor!

Türk devleti, 2011'den beri bu çapulcu güçlere eleman, silah, lojistik destek sunmakta ve askeri bilgi-eğitim vermektedir. Bölgede yürüttüğü Kurd düşmanlığını, bu cani örgütler kanaliyle gerçekleştirme, „kurdleri bölgedeki kazanımlardan uzak tutma"hesapları yapiyordu.

Ama Halep düştü!

Bu türklerin bölgede Kurdlerle ilgili „Ankara ve Kremlin arasında perde arkasında kurulan temaslar, cephede değiş tokuşlar" sonrası yeni kararlar mı üretti? Burası henüz net değil. Ama belli olan bir şey var;  "Halep düşerken" savaş durmayacak, aksine daha da tırmanacak! Türkiye daha da bölgedeki bataklığın içine doğru çekilecek...

Times yazarı Roger Boyes 21.12.2016 tarihli yayinlanan makalesinde:

"Türkiye ve Rusya'nın mantık evliliği" başlıklı makalesinde, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Batı'dan uzaklaşıp, Putin'e doğru yaklaşmasının Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi anlamına geleceğini" yazdı. Ve şu önlü cumlesini sıkıştırdı satır arasına:

"Bölgedeki en kör diplomat bile kuralların yeniden yazıldığını görüyor"(!)

Sonra şöyle devam ediyor:

Rusya, Türk birliklerinin Halep'in kuzeyinde Kürtlerle savaşmasını görmezden gelirken, Türkiye Halep'teki Özgür Suriye birliklerini sessizce terk etti." Demekki „Ankara ve Kremlin arasında perde arkasında kurulan temaslar"dan biri bu değiş-tokuştur. „Birbirlerinin yaptırklarına karşılıklı göz yumma" olarak değerlendirebileceğimiz bu „değiş-tokuş", Rusya çikar ilişkileri bazında, „Kurd Kozu"nun çok rahat satılabilen bir koz olduğu da teyit edilmektedir. Tarihsel olarak bir kez daha Rusya'nın Kurd dostu olmadığı ve çıkarlarının kurdlerlerin yanı olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Yazının devamında bölgesel değişikliklerle ilgili de şu notları geçiyor Roger Boyes:

 „Erdoğan'ın muhalifleri desteklemekten hesaplı geri çekilesi zor durumlarının altını çizdi. Suudi Arabistan Yemen'deki savaşına konsantre olurken, Katar Türk desteği olmadan adım atamaz. O zaman, Erdoğan Esad karşıtı isyancıların Moskova'ya teslim edilmesindeki rolünü oynuyor. Tükenmiş muhalifler, kuzeye Türkler 'in koruması yerine, batıya doğru, Ruslar tarafından bıkıp usanmadan bombalanacakları İdlib'e yönelecek."

Pazarlığın konusu şu. „Ben kurdleri vuracağım ve önlerini keseceğim. Sen buna göz yumacaksın. Ben de sana suriye muhalif güçleri vereceğim."(!)

Bu kadar basit bir pazarlık, Türkiye"nin eksen kayması olarak görmek sonderece yanlış. „cephede değiş tokuşlar" stratejik değil, taktiksel değişiklikler olarak değerlendirilebilinir. Zaten, Suriye muhalefeti iki yıl önceden kaybetti ve muhalefetten çok, onun bunun adına savaşan cani örgütler konumuna geldiler, ya da getirildiler. Dolayisiyle, türkiye, desteklediği güçleri Halep'te Rusya'ya teslim etmesi pek de önemli bir bir şey değil. Bu bir eksen kayması değil, sadece „bir flört" olarak değerlendirilebilinir.

Fakat Roger Boyes, yukarda yaptığım tesbitlerin tersi bir sonuç çıkariyor ve diyor ki:

Bana Erdoğan tercihini yapmış ya da yapmak üzereymiş gibi geliyor. Gün be gün Erdoğan'ın Batı'dan çok Putin'e yaklaştığı daha açık görülüyor."(!)

Bence "Erdoğan Donald Trump yönetiminin dikkatini çekmek için blöf" yapiyor ve Batı'ya da, içte yürüttüğü Kurdlere şiddetli baskı, tutuklamalar, işkence, terör ve insan hakları ihlalı siyaseti nedeniyle karşı tehdit ve mülteci kozunu kullanarak susturmaya, kendi üzerindeki baskıyı azaltmaya çalışiyor. Kendini de kullandığı bu kozlarda garantiye almiş gibi görüyor.

Türkiye'nin ABD-NATO ve AB'den ilişkileri keserek, Rusya İran eksenine kayması Kurdler için ciddi bir fırsat. Ama ne yazık ki biz bu kadar şanslı değiliz. Felekın çarkı bizden yana dönmediği gibi; Türklerin de böylesi bir dönemde NATO ve AB, ABD'ye sırt çevirecek adımlar atması için de Kurd ve Kurdistan kozundan daha büyük bir gerekçesi bulunmuyor. Türk cephesinde bu gerekçe de gittikçe zaafa uğruyor ve Rusya dışında, ABD,AB tarafından rağbet görmüyor.

Bu nedenle de  „Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek" için açılan pazarda, en çok kaybedecek güçlerden biri Türkiye olmak durumundadır. Bu konuda eğer kurdler, ortak ulusal bir strateji doğrultusunda bölgesel bir duruş gösterebilseler bu, „türkler için kayip ekseni" daha da güçlenecek.

Bölgede savaş şiddetlenecek ve kurdler hizli bir şekilde kendi iç sorunlarını çözerek, ortak ulusal bir stratejiye gelme zorunluluğu var. Ancak o zaman güçlü bir koz olarak „pazarlık masasında kendi sandalyelerinde" oturabilirler ve Kurd ve Kurdistan'ı temsilen pazarlıkta taraf olabilirler. Aksi ise, onun bunun kozu olmaktan öteye gidemezler.

21.12.2016

Bu yazı toplam 1445 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.