Kamil Sümbül

Kamil Sümbül

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

12 Eylül Darbesi Döneminde Diyarbekir Sıkıyönetim Mahkemelerinde Bir İskâncı Avukat: TEVFİK DEMİR

A+A-

Yaşamımda iz bırakan anılar-5

 

2. BÖLÜM:

12 Eylül Darbesi Döneminde Diyarbekir Sıkıyönetim Mahkemelerinde Bir İskâncı Avukat: TEVFİK DEMİR

 

2 Eylül 1979’da Ankara’da kaldığım ev basılmış ve tutuklanmıştım. Üç iskâncı arkadaş da ayrıca tutuklanmıştı (Mehmet Tevfik Demir, Necip Pehlivanoğlu ve Abdullah Koç). Mamak Askeri Cezaevi’nde 7 ay kaldık. Dava dosyamız Diyarbekir’e nâkil edilince Diyarbekir 1. Nolu Cezaevi’ne üç iskâncı arkadaşla birlikte gönderildik. Birkaç ay 1. Nolu’da kaldıktan sonra yapımı biten meşhur 5. Nolu’ya taşındık. Necip ve Abdullah kısa sürede dosya üzerinden daha mahkeme açılmadan tahliye edildiler. Mahkemeye çıkarılmamız uzayınca Mehmet Tevfik Demir’in Ankara’da avukatlık yapan ağabeyi Tevfik Demir davamız savcısı Yüzbaşı Turgay Çağlar’la dava iddianamesini niye hazırlamıyor diye tartışmış, bir sonuca varamayınca savcı Turgay Çağlar’ı Yüksek Savcılar Kurulu’na şikâyet etmişti. Dönem 12 Eylül dönemiydi ve askeri savcı Av. Tevfik Demir’e karşı bir komplo peşindeydi.

 

1981 Temmuz ayında nihayet tutukluluğumuzun üzerinden iki yıl geçince davamız iddianamesi yazılıp mahkemeye çıkmaya başladık. Askeri savcı Yüzbaşı Turgay Çağlar sivil mahkemelerde hukuk skandalı olacak soruları tutukluların büyük bir bölümüne sormaktaydı: “Kürt müsün, Kürt diye bir ulus var mı, bağımsız Kürdistan’dan yana mısın ve Türkiye Kürdistan’ı sömürgeleştiren sömürgeci bir devlet mi, ne düşünüyorsun?” diye. Tutukluların kişisel görüşünü sormasına bazı avukatlar itiraz etmiş ve mahkemeden bu tür soruların tutuklulara sorulmamasını talep etmişler, fakat duruşma hâkimi savcının sorusunu sormakta bir sakınca görmemişti. Duruşma sırası soyadına göre alfabetik sırayla yapılmaktaydı. D harfine gelinceye kadar askeri savcının sorduğu sorulara hemen hemen her tutuklu, (birkaç kişi hariç) red cevaplar vermişlerdi. Sorgu sırası davamızın tek tutuklu iskâncısı olan Mehmet Tevfik Demir’e gelmişti. Sorgu hâkimi kimlik bildiriminden sonra Mehmet Tevfik Demir’e suçlandığı örgüt üyeliğini sorduğunda, herhangi bir örgüte üye olmadığını, sol görüşleri benimsediğini belirtikten sonra hazırlıklı görünen savcı sorularına başladı. Duruşma hâkiminden Mehmet Tevfik Demir’e şu soruların sorulmasını istedi:

“Kürt müsün? Türkiye’de Kürt diye bir ulus var mı?”

Mehmet Tevfik Demir’in cevabı:

“Evet ben Kürdüm, Kürt ulusu vardır.”

Av. Tevfik Demir söz isteyerek:

“Savcının tutukluların kafasında ne düşündüklerini sormaya hakkı yoktur. Sayın mahkeme heyeti savcının bu tür sorularını sanığa sormaya hakkı olmadığını talep ediyorum”, demesini duruşma hâkimi kabul etmeyince savcı sorularına devam etti:

“Türkiye Kürdistan’ı sömürgeleştirmiş mi?”

“Evet, Türk devleti Kürdistan’ın büyük bölümünü sömürgeleştirmiştir.”

“Bağımsız Kürdistan’ın kurulmasından yana mısın?” sorusuna cevaben Mehmet Tevfik Demir:

“Bağımsızlık her ulusun hakkı olduğu gibi Kürtlerinde hakkıdır. Eğer Kürt halkı bağımsız Kürdistan’ı isterse ben buna bir şey demem”, diye cevaplarken savcının yüzünde sırıtan hatlar belli oluyordu. Av. Tevfik Demir tekrar söz alıp:

“Sayın mahkeme heyeti, askeri savcı ikide bir temcit pilavı gibi tutukluların iç dünyasını ilgilendiren soru sorması hukuka ve usule aykırıdır, bu tür soruları engellemeniz gerekmektedir”, der demez savcı:

“Av. Tevfik Demir şerefli Türk ordusunun bir subayına görevi başında hakaret etmiştir. Tutuklanmasını talep ediyorum. Ayrıca sanık Mehmet Tevfik Demir’in diğer birçok sanık gibi yalan söylemeyip erkekçe davasını savunup yaptığı açıklamalarından dolayı onu tebrik ediyorum”, dediğinde bizler şaşırmış ve Av. Tevfik Demir adına korkmaya başlamıştık. Mahkeme heyeti savcının talebini kendi arasında fısıldaşarak konuşmuş ve kararını şöyle açıklamıştı:

“İddia makamının tutuklama talebine red, avukatın heyecanını da sanığın kardeşi olmasına bağlıyoruz”, söylediğinde bizler de rahat bir nefes almış olduk. Askeri savcı Av. Tevfik Demir’in şikâyetinin intikamını kardeşi Mehmet Tevfik Demir’e şahsi görüşlerini sorarak ceza almasının garantilenmişolmasından memnundu. Eğer ileride araştırmacılar Diyarbekir’deki duruşmaları incelediklerinde “temcit pilavı” sözünün nasıl askeri savcıya hakaret olabileceği, sanırım hukuk skandalı olarak değerlendirilecektir. Mehmet Tevfik Demir duruşmada savcının sorularının dışında da detaylıca politik görüşlerini çekinmeden savunmuştu.

 

Dava dosyasında Mehmet Tevfik Demir’le ilgili suçlayıcı hiçbir belge yoktu. Tutuklandığı zaman Dernekler Kanunu’na göre kurulan yasal bir derneğin Karar ve Üye defterlerini taşıması tek nedendi. Ayrıca o dernek defterlerini ona verenin hangi akla hizmet ederek vermesi de ayrı bir sorundu. Mehmet Tevfik Demir’in ilk duruşmalarda tahliye olması gerekirken kişisel görüşleri yüzünden tahliye edilmedi. (Mehmet Tevfik Demir ayrıca Mamak’ta askeri savcıya verdiği ifadesinde de Kürt olduğunu, Kürdistan’ın Türkiye’nin sömürgesi olduğunu, Kürtlerin kendi kaderini kendisinin tayin etmesini, ayrıca politik görüşlerini de söylemiş, bazıları gibi inkâr etmemiş, onurlu bir tavırla askeri savcıya gerektiği gibi cevap vermişti). Duruşma sonrası Av. Tevfik Demir mahkeme binasından çıkarken bir asker arkadan tekme atıp: “Burayı Ankara’mı sandın! Bir daha seni buralarda görmek istemiyorum!” diye tehdit etmişti. Savcının emri ile bu tekme atılmıştı.

 

Av. Tevfik Demir birkaç duruşmaya gelmedi, sonrasında duruşmalara devamlı katılmış, her duruşmada kardeşi için tahliye talebi mahkemece red ediliyordu. Bir yılı aşan yargılamalardan sonra davamız sonuçlanmış ve Mehmet Tevfik Demir kişisel görüşlerini dile getirdiği için hakkında hiçbir delil olmamasına rağmen 8 yıl hapis cezası ve 2 yıl 8 ay da gözetim altında bulundurma cezası aldı. Davamız sonuçlandığında alınan cezanın 2/3’ünü yatmıştık. Mahkemelerde bir kural olan ve cezanın çoğunu yatıp da Yargıtay’dan bozulma ihtimali göz önünde bulundurularak sanık tahliye edilirdi. Bu kural davamızda geçerli değildi ve benimle birlikte Mehmet Tevfik Demir’in de normal ceza süresi bitmesine rağmen dava askeri Yargıtay’da olduğundan bir yıl fazladan yattık.

 

1984 başları cezaevinde yeniden başlayan işkence ve tek tip elbise giymeye karşı direnişimizde şehit verdiğimiz tutuklulardan biri ve aynı zamanda Mehmet Tevfik Demir’in akrabası olan iskâncı Kürtlerden olan Yılmaz Demir’di. 1983 sonunda tahliye olmamız gerekirken, 1984 sonunda Mehmet Tevfik Demir’le birlikte tahliye olduk. Ailem 1982’de Ankara’ya taşınınca ben de Ankara’ya gitmiştim. Gidebileceğim, selam verebileceğim yer ve kişiler çok azdı, bazı eski dostlar beni gördüklerinde yolunu değiştirenler bile vardı, fakat Av. Tevfik Demir’in yazıhanesi bize açıktı. Ne zaman uğrasak çayını içiyor, bize ilgi gösteriyor, moral veriyordu. Avukata savcıyla dava öncesi aralarında geçen tartışmayı sorduğumda anlatmaya başladı:

 

“Davanın açılmayıp beklemesi usullere aykırıydı. Savcıya defalarca iddianame niye hazırlamadığını sorup tartışmamıza rağmen umursamayınca Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet ettim, fakat şikâyetten de bir şey çıkmadı.Dönem askeri rejim dönemi olunca fazla bir şey yapamadım, savcı ile davanın açılmasının uzamasından dolayı bozuştum”, diye anlattı. Ardından: “İlk duruşmada da hakkımda tutuklama istemesi sadece kullandığım temcit pilavı deyimi nedeniyle değildi, önceki tartışmalarımızdı. Ayrıca duruşma sonucu bir astsubay dış kapıya kadar peşimden gelip tam kapıdan çıkarken bir tekme atıp, tehdit etti ve bir daha Diyarbakır duruşmalarına gelmememi söyledi.”

 

Ankara’da kaldığım sürece Av. Tevfik Demir’in yazıhanesi nefes alıp rahatladığım bir yerdi. Bir ara bana iş bile aramaya başlamıştı. Köylerindeki bir kooperatifte çalışmam için Cihanbeyli’nin Hacılar köyüne birlikte gitmiştik. Köy kooperatifi biraz karışık bir durumda olması nedeniyle Ankara’ya geri döndük. Yine bir gün Haymana Adliyesi’nde bir davayı takip için bana da Haymana’ya gelmemi söyleyince birlikte gittik. Hafızam banaHaymanalı dostları hatırlattı. Haymana’dan sonra büyük bir iskâncı köyü olan ve elma ağaçlarıyla dolu Brunsuz’a gittik. Av. Tevfik Demir benim için iki kez yarım bıraktığım okula dilekçe yazıp, önceden çıkan öğrenci affından yararlanmam için başvurmuştu. Gelen cevapta: “Devlete yönelik suçlardan ceza aldığı için okula kabul edilmemektedir”, yazılıydı.

 

1998’de Kopenhang’a kardeşlerinin yanına gelmiş ve beni telefonla aramıştı. Yoğun olan iş durumumdan onu görmeye gidemediğimden dolayı vijdanen hâlâ kendimi suçlu görmekteyim. 2013’te Ankara’ya gittiğimde ağır hasta olup hastanede yattığını duyunca kader arkadaşlarımdan biri olan Ayşe Topal’la birlikte hastaneye gittik. Görüşmemizin mümkün olmadığını söylediler. Hastane  girişindeki bir kafeteryada eşi ve yakınlarını görüp selamımı iletmelerini rica ettim. Hapishane sonrası Tevfik Demir’in bana verdiği moral ve desteği her zaman hatırlayıp onu saygı ve sevgi ile anıyorum. Sekiz yıl önce bu değerli avukatı kaybetmiştik, ışıklar içinde uyusun.

 

Ankara’da şartlarım çok kötü olduğundan kalamayıp İstanbul’a yerleşmiştim. Yakınım Müslüm Üzülmez sayesinde iş bulmuş, diğer yakınlarım Osman ve Ali Bardakçı yardımıyla yatacak bir yerim olmuştu, fakat zorluklar içindeydim. Yine bir iskâncının yardımıyla 1988 sonlarına doğru önce Yunanistan’a ardından İsveç’e geldim. Hapishane sonrası yaşadığım zorluklardan beni kurtaran, yaşamımın yönünün değişmesine neden olan iskâncı dosta, benim Türkiye’den çıkmama yardım ettiğinden dolayı her zaman teşekkür borçluyum. Yine İsveç’e geldikten sonra mülteciliğimin ilk yılının rahat geçmesinde yine iskâncı dostların yardımını görmüştüm.

 

İsveç’te Kürdistan’ın dört parçasından gelen Kürtleri, aydınlarını ve önemli şahsiyetlerini tanımam, birçoğu ile dostluk kurmam, çalıştığım APEC Yayınevi sayesinde oldu. APEC’in sahibi iskâncı bir Kürt olan Ali Çiftçi, Kürtçenin üç lehçesinde başta çocuk kitapları olmak üzere Kürt dili ve kültürüne büyük hizmetler yapmaktadır. APEC’te çalışmam sayesinde Kürtçemi pratik geliştirme olanağına sahip oldum.

 

Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesi sadece Kürdistan’da yaşayan Kürtlerin değildir. Yüzyıllar öncesi zorla sürgüne uğrayan Anadolu ve İran Horasan’ındaki Kürtlerinin kendi ulusal yapı ve dilini yüzyıllardır korumaları takdir edilecek bir durumdur. Dünyanın hangi köşesine dağılmışsa dağılsın Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi tüm Kürtlerin ortak ve çok yönlü bir ulusal kurtuluş mücadelesidir. Önemli olan, bu çok yönlü Kürt ulusal kurtuluş mücadelesine dünyanın her köşesinde bir katkı sunmaktır.

 

 

 

Bu yazı toplam 905 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar