
Yaşar Bazencir: ABD-İran Uzlaşısı, Gerçek Bir Barış mı, Zoraki Bir Statüko mu?
.
Yaşar Bazencir
Dünya kamuoyunun gözü kulağı, İsviçre’de (Bürgenstock) imzalanacak ve ardından 60 günlük çetin bir müzakere sürecini başlatacak olan ABD-İran Mutabakat Zaptı’na çevrilmiş durumda. Tüm cephelerde askeri hareketliliğin durdurulması ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılması gibi somut adımlar atılsa da, tarafların nihai bir metin üzerinde tamamen mutabık kalıp kalamayacağı büyük bir soru işareti.
Peki, henüz detayları netleşmeyen bu süreci nasıl okumalıyız? Karşımızda kalıcı bir barış mı var, yoksa geçici bir ateşkes mi?
1. Kusursuz Bir Nihai Anlaşma Neden Zor? (Kırmızı Çizgiler)
Müzakere masasında duran iki devasa başlık var: Nükleer program (uranyum stoklarının devri) ve vekil güçlerin (bölgesel milislerin) finansmanı.
Washington cephesinde, İran’ın nükleer silah potansiyelini tamamen sıfırlamadan ve bölgedeki nüfuzunu kırmadan kalıcı bir ambargo muafiyeti vermek iç siyasette (Kongre ve İsrail lobisi karşısında) bir "teslimiyet" olarak görülecektir.
Tahran cephesinde ise, uranyum stoklarını tamamen teslim etmek veya "Direniş Ekseni" dedikleri bölgesel ittifak sistemini tamamen tasfiye etmek, rejim için ideolojik bir intihar anlamına gelir.
Dolayısıyla tarafların birbirine tam olarak güvenmesi ve her konuda %100 tatmin olduğu bir metne imza atması oldukça zordur.
2. Neden "Orta Yolda" Anlaşmak Zorundalar? (Maksimum Baskının Sınırları)
Buna rağmen, tarafların masayı tamamen devirmesi de pek mümkün görünmüyor. Çünkü bu bir "gönül ittifakı" değil, "zoraki bir ortaklık". Tam bu noktada, jeopolitik literatürdeki "Süveyş Analojisi" ve "Maksimum Baskının Sınırları" tezi devreye giriyor. Taraflar birbirini sevdikleri için değil, güçlerinin ve baskı politikalarının sınırına dayandıkları için masadalar:
ABD’nin Sınırı: Washington, küresel stratejik ağırlığını Asya-Pasifik (Çin) ve Doğu Avrupa dengelerine kaydırmak zorunda. Ortadoğu’da İran ile girilecek topyekün bir sıcak çatışma, ABD ekonomisini ve askeri lojistiğini kilitleyecektir. ABD için bu uzlaşı bir tercih değil, küresel önceliklerin dayattığı bir zorunluluktur.
İran’ın Sınırı: Yıllardır süren ağır ambargolar, ekonomik sıkışmışlık ve toplumsal huzursuzluklar Tahran’ı nefes almaya zorladı. Petrol satmak ve dondurulan milyarlarca dolarlık varlığına ulaşmak zorunda olan rejim için masayı devirmenin maliyeti, masada kalmanın maliyetinden çok daha ağırdır.
Süveyş Analojisi:
Şu an karşımızda her şeyi çözmüş kusursuz bir barış yok. Karşımızda, iki tarafın da savaştan yorulduğu için 'şimdilik silahları indirelim, en zor konuları (nükleer ve milisleri) önümüzdeki iki ay boyunca masada kavga ederek çözelim' dediği taktiksel bir uzlaşı var. ABD, İran'ın petrol satmasına izin vererek ekonomik bir havuç uzatıyor; ancak nükleer stokları teslim almadan kalıcı ambargoları kaldırmayacağını söylüyor.
Bu durum daha önce yayınlanan "Maksimum Baskı stratejisinin Sınırları" tezinizimizi tam olarak destekliyor. Çünkü taraflar birbirini tamamen teslim alamadıklarını anladıkları için, en radikal taleplerini (uranyumun sıfırlanması veya milislerin tamamen yok edilmesi) zamana yayarak diplomasi masasına dönmek zorunda kaldılar. Süveyş Krizi'nde de taraflar tüm hedeflerine ulaşarak değil gücün sınırlarına dayandıkları için masaya oturmuşlardı.
Bugünkü mevcut durumda Kesin ve Açık Bilgiler (Resmi Durum)
Şu an masada olan metin, nihai bir barış anlaşması değil, savaşı/sıcak çatışmayı sonlandırmayı amaçlayan bir Mutabakat Zaptı (MoU). Pakistan ve Katar'ın ara buluculuğuyla sağlanan bu çerçevenin resmi olarak bilinen kısımları şunlar:
1. Askeri Operasyonların Durdurulması: Tüm cephelerde (Lübnan dahil) askeri hareketliliğin kalıcı olarak sonlandırılması ilan edildi.
2. Blokajın Kaldırılması ve Hürmüz Boğazı: ABD, İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırmaya başladı; karşılığında Hürmüz Boğazı uluslararası ticarete ve petrol akışına yeniden açılıyor.
3. İki Aşamalı Süreç (60 Günlük Pencere): İsviçre'de (Bürgenstock) bu cuma günü imzalanacak metinden sonra 60 günlük yoğun bir teknik müzakere dönemi başlayacak.
Nükleer ve Vekil Güçler Konusu: "Kabul Edilmiş Şartlar" Değil, "Masadaki Kırmızı Çizgiler"
Uranyum stoklarının devri ve vekil güçlerin finansmanı meseleleri, bu cuma imzalanacak ilk metnin içinde kesinleşmiş kurallar olarak yer almıyor. Bunlar, önümüzdeki 60 gün boyunca tartışılacak en çetin pazarlık başlıkları.
Washington'ın açıklamalarına göre durum şöyle şekilleniyor:
Nükleer Program ve Uranyum: ABD (özellikle Trump yönetimi), İran’ın elindeki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını tamamen ülke dışına çıkarmasını (Rusya’ya devredilmesi gibi formüller konuşuluyor) veya imha etmesini bir "ön şart" olarak dayatıyor. İran tarafı ise nükleer programı barışçıl bir egemenlik hakkı olarak gördüğünü söylüyor ve uranyumu tamamen teslim etmeyi henüz açıkça kabul etmiş değil.
1. Nükleer Programda Atılan Geri Adımlar: "Kırmızı Çizgilerden Esneklik"
Sürecin en teknik ama halka anlatılması en kolay kısmı burasıdır. Normal şartlarda nükleer program, Tahran için bir "ulusal egemenlik ve caydırıcılık" simgesiydi. Ancak gelinen noktada masadaki temel tavizler şunlardır:
Zenginleştirilmiş Uranyum Stoklarının Devri: En somut geri adım, İran'ın elinde bulundurduğu ve nükleer silah yapımına yaklaşabilecek oranda (%20 ve üzeri) zenginleştirilmiş uranyum stoklarını kendi sınırları dışına çıkarmayı (üçüncü bir ülkeye transfer etmeyi) kabul etmesidir. Bu, "silah üretme potansiyelini" fiziksel olarak masadan kaldırmak anlamına gelir.
Santrifüj ve Tesis Sınırlamaları: İran'ın nükleer araştırma ve zenginleştirme kapasitesini dondurması, aktif tesis sayısını (örneğin sadece tek bir operasyonel tesis kalacak şekilde) sınırlandırması ve yeni nesil gelişmiş santrifüjlerin kurulumunu durdurması öngörülüyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Denetimleri: "Ani ve şartsız" denetimlerin yeniden önünün açılması. İran, tesislerinin kapılarını uluslararası gözlemcilere tam şeffaflıkla açarak askeri bir nükleer program yürütmediğini sürekli kanıtlamak zorunda kalıyor.
İran, "Nükleer silah yapmıyorum ve elimdeki malzemeyi de sınır dışına gönderiyorum" diyerek en büyük kozunu masada bırakıyor.
2. Vekil Güçler (Proxy) Konusunda Geri Adımlar: "Sınır Ötesi Finansmanın Kesilmesi"
Vekil Güçler ve Finansman: ABD'nin "İran artık bu grupları fonlamayacak" baskısına karşılık; İran sahada ateşi kesmeyi ve vekil güçler üzerinden yürüyen askeri operasyonları durdurmayı (rölantiye almayı) kabul etti. Ancak bu grupların tamamen tasfiye edilmesi ya da finansal bağların bıçak gibi kesilmesi konusu henüz yasal olarak imza altına alınmadı. İran, bölgedeki nüfuzunu tamamen sıfırlamak istemiyor.
Yani bu geri adımlar, iki tarafın da askeri ve ekonomik güç sınırlarına dayandığı o "Süveyş anının" somut belgeleridir. Bölgedeki dengeleri (özellikle Erbil-Bağdat hattı ve Kürt coğrafyasındaki güvenlik denklemini) okurken, İran'ın vekil güçlerinin fonlamasının kesilmesinin yaratacağı otorite boşluklarını veya taktiksel geri çekilmeleri bu şablona göre değerlendirmek gerekiyor.
İran'ın bölgedeki en büyük güç çarpanı, Lübnan (Hizbullah), Yemen (Husiler), Irak (Şii milisler) ve Suriye'deki vekil güçleri üzerinden kurduğu "Direniş Ekseni"ydi. Buradaki geri adım askeri bir tasfiyeden ziyade "lojistik ve operasyonel frenleme" şeklindedir:
Bölgesel Fonlamanın ve Silah Akışının Durdurulması: Anlaşmanın en kritik şartlarından biri, İran'ın bu gruplara yaptığı doğrudan finansal yardımları ve özellikle balistik füze/İHA gibi stratejik silah sevkiyatlarını durdurmayı taahhüt etmesidir. Paran yoksa, vekil gücün de hareket alanı daralır.
Hürmüz Boğazı ve Deniz Güvenliği: Husilerin ve bölgedeki diğer unsurların ticari gemilere ve uluslararası sulara yönelik saldırılarının tamamen bıçak gibi kesilmesi. Hürmüz Boğazı'nın açık ve güvenli tutulması bu taahhüdün bir parçasıdır.
Çatışmasızlık ve Geri Çekilme: Özellikle Irak ve Suriye'deki ABD üslerine veya bölgesel müttefiklere yönelik milis saldırılarının durdurulması. Bu grupların devlet yapılarıyla doğrudan çatışmaya girmemesi ve statükoyu koruması isteniyor.
İran, bölgedeki "silahlı kollarına" giden parayı ve silahı keserek onları rölantiye almayı, yani bölgesel operasyonlarının sesini kısmayı kabul ediyor.
Sonuç Olarak "Anlaşamadıklarında Anlaşmak" (Modus Vivendi)
Büyük ihtimalle önümüzdeki iki aylık teknik sürecin sonunda, taraflar her konuda anlaştıkları devasa bir barış metni imzalamayacaklar. Bunun yerine taraflar "Aşamalı ve Koşullu bir Dondurma Anlaşması" (Modus Vivendi) üzerinde mutabık kalacaklardır.
Bunu daha açık bir şekilde söylemek gerekirse; "Tam bir barış yapmıyoruz ama kavga da etmiyoruz. Sen nükleer programını belirli bir seviyede sabitleyip bölgesel vekil güçlerinin sesini kısacaksın; ben de karşılığında senin petrol satmana ve parana ulaşmana izin vereceğim. Sözler tutulmazsa, ambargolar geri gelir."
1956 Süveyş Krizi’nde aktörler tüm hedeflerine ulaştıkları için değil, gücün sınırına dayandıkları için geri adım atmışlardı. Bugün de ABD ve İran, kendi "Süveyş anlarını" yaşıyorlar. Karşımızda bir bahar havası değil; krizlerle dolu, sarsıntılı ama bölgesel bir savaşı önlemeyi amaçlayan pragmatik bir "soğuk barış" dönemi var.
Süveyş Krizi'nde (1956) İngiltere ve Fransa tüm hedeflerine ulaştıkları için mi geri çekildiler? Hayır. ABD ve Sovyet baskısı karşısında "güçlerinin sınırını" gördükleri için geri adım attılar.
Bugün de ABD ve İran, kendi güçlerinin sınırına dayandıkları için bu masadalar. Bu yüzden, sarsıntılı da olsa, krizlerle dolu da geçse, pragmatik ve geçici bir mutabakat metninin çıkacağına inanıyorum. Ancak bu bir "bahar havası" değil, silahların gölgesinde bir "soğuk barış" olacaktır.

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.