İskan Tolun

İskan Tolun

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ve, Ahmet Ümit…

A+A-

 

İSKAN TOLUN / Köln.

Son Makaleler:

Ve, Ahmet Ümit…

 

Bu son, iki sıcak haftayı gölgede kitap okuyarak geçirdim. İyi de oldu. Özel kütüphanemi biraz daha zenginleştirince okumaya daha fazla ağırlık vermem kaçınılmaz oldu, hâliyle. Zaman ve imkânlar elverdikçe duygu, düşünce ve hayallerin dil aracılığıyla estetik ve sanatsal bir biçimde ifade edilen, bu edebiyat dalına gönül vermiş değerli yazarların eserlerini alıp zevkle okuyorum hep; yerli yabancı ayırt etmeksizin. Evreni, doğayı, hayvanları, insan ruhunun derinliklerini, toplumsal ve bireysel temaları epik bir dilde işlenmiş olan bu tılsımlı, sanat dünyası denilen kitap bahçesinde dolaşırken, hangisini seçmekte zorlanıyor bazen insan. Nitekim güzel kitaplar, her mevsimde bahar kokan, bol meyveli bir bahçe gibi insanı büyülüyor. Zaten usta kalemlerden akmış kitapların / romanların tadı bir başkadır.

Aslında değişik kıtalarda, kalburüstü ülkelerin edebiyatı üzerine bir yazı dizisine başlamıştım. Farklı coğrafyaların ve kültürlerin insan doğasını, acılarını ve umutlarını kendi dilleriyle anlattığı o eşsiz hazineye dalmış, ağır da olsa zevkle ilerliyordum, bu dünya edebiyatı kumkumasında. Zamanı ve sınırları aşarak insanlığın ortak hafızasını oluşturan edebiyatın kıtalararası kısa anlatımlarını yazmak zevk veriyordu. Öyle gidecektim, lâkin bazen aksamaları hesaba katmak gerekir. Zira, Evdeki hesap çarşıya uymuyor bazen. Neyse, daha sonra yine, aynı minval üzerinde yazmaya devam ederim.

Okunmamış kitaplar, en altta, ayak dibindeki raflarda olunca fazla incelemeden alıp okuyordum hep. Ve, bu kez eğilip uzanınca elime Ahmet Ümit’in Kukla adlı romanı geçti. Raflara iyice eğilip baktığımda, iki kitabı daha vardı (İki kitap bir arada: Bir Ses Böler Geceyi ve Çıplak Ayaklıydı Gece), onları da fora edip okumak üzere çalışma masama bıraktım. Nitekim Ahmet Ümit, çağdaş edebiyatın en önemlilerinden ve en çok okunan polisiye roman yazarlarından biri olduğu yakından biliniyor.

Her zaman zevkle okuduğum Ahmet hocanın kitaplarını çoktandır okumamış, unutmuştum. En son, birkaç yıl önce Kırlangıç Çığlığı adlı romanını zevkle okumuştum ve aynı zevkle Kukla adlı romanını da okumaya başladım. (Everest Yayınları / İstanbul / 687 sayfa). Roman, yakın tarihi anlatıyor: Asala’dan, Susurluk’a, faili meçhullere dek uzanıyor. Bütün bunlar biliniyor olsa da yazar, 12 Eylül askeri darbeden öncesini, sonrasını ve doksanlara kadar gelirken, dönemin Türkiye panoramasını nesnel ve çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Mezkûr roman, karşıt görüşlü (Sağ-Sol) iki üvey kardeşin çevresinde gelişen vahim olaylara odaklı.

Giderek yoğunlaşan ve çözülmesi güç olaylar, akıl almaz entrikalar yaşanırken, kendini tamamiyle içkiye vermiş olan sol görüşlü gazeteci kardeşin başarısı mükemmel kurgulanmış, soluk soluğa okudum. Kukla’dan sonra Bir Ses Böler Geceyi adlı romanı da okumaya başladım. Bu da bir öncekini aratmayacak nitelikteydi. Hele de, duvara yazı yazdığı için polis tarafından öldürülen bir çocuğun babası ile Süha’nın diyaloğu, unutulur gibi değildir. İşkence çığlıklarını duyan Süha, karakoldan sağ çıkamayacağını düşlerken, öldürülmüş olan çocuğun babası hızır gibi yetişiyor; hiç tanımadığı hâlde onu karakoldan alıp götürüyor. (99-112. Sayfalarda) Roman, muazzam kurgulanmış. Ve, Çıplak Ayaklıydı Gece adlı öykü kitabı, şiirsel bir nitelik taşıyan dokuz çarpıcı öyküden oluşuyor.

Ahmet hocanın toplam on kitabı vardı bende, hepsini okumuş oldum. Değerli yazarın başka eserleri de var, onları da alıp zamanla okumaya çalışırım elbett. Neyse, bu arada yabancı bir kitabın yanı sıra, her zaman olduğu gibi, paralel olarak anadilde bir kitabı da okumayı ihmal etmedim: Lokman Polat: Romanên Kurdî-Rexne, Nirxandin û Analiz (Weşanên Doz / İstanbul / 160 Pel) Dolayısıyla, bu sıcak havada beş kitabı iki hafta içinde ancak devirebildim.

Ha, yabancı olan, Howard Pyle’in Robin Hood adlı yüz küsür sayfalık bir kitaptı. Kısaca değineyim: Robin Hood’u, “Zenginden alıp fakire veren bir kişi,” olarak biliyordum. Bunu çok duymuştum herkes gibi. Lâkin ilk kez hikâyesini bir kitapta okuma fırsatım oldu. Evet, “Zenginden alıp fakire veriyor,” ve bunun yanı sıra, Sherwood Ormanında kendi gibi, delidolu arkadaşlarıyla birlikte düzenlediği ziyafetlerin hesabını da zenginlerin ödemesini ustalıkla sağlıyor, Robin Hood.

Neyse, asıl konuya geçeyim: Ahmet hocanın eserleri genellikle polisiye türüne dayanıyor. Bu yolculukta karşınıza ilk olarak suçlular, gizemli cinayetler ve ipuçlarını takip eden dedektifler çıkıyor. İkonik karakterlerin en önemli unsurları, genellikle başkomiser Nevzat, yardımcısı Ali ve Zeynep gibi dört dörtlük, işine sadık kişilerdir ve bir dünya şehri olan İstanbul'u sadece bir mekân olarak değil, yaşayan bir ruh olarak işliyor. Beyoğlu, Taksim, Beyazıt gibi tarihi semtleri, şehrin arka sokaklarını edebi anlatımının merkezinde tutarken okuru da peşinden adım adım sürüklüyor âdeta. Pek araştırma fırsatım olmadı, lâkin duyumlara göre bu polisiye romanları TV dizilerine de konu olmuş. Zaten romanlarını ilk okuduğumda aklıma hep o meşhur Komiser Kolombo dizisi geliyordu. Daha sonra Sir Arthur Conan’in altı kitaplık Sherlock Holmes setini okudum ve artık hep aklıma Sherlock Holmes geliyor; özellikle de, cinayetlerin arkasındaki psikolojik nedenleri, hırsları, kıskançlıkları ve insan doğasının derinliklerindeki o karanlığı incelerken.

 

 

 

Aslında Ahmet hocayı, Beyoğlu'nun En Güzel Abisi adlı romanıyla tanımıştım ve kalemine, kurgusuna, yorumuna hayran kalmıştım. Mezkûr romanın sonunda, Gezi’deki o trajik olaylara da değiniyor. İnsanla doğa arasındaki bağı, mağdur aktivistlerin düşlerini, çok güzel kurgulamış. Ağaçlar gerçekten de konuşuyordu başlığı altındaki kurgusu, beni derinden etkilemişti. Oradan çok kısa bir alıntıyı aktarayım:

“… yanımda bir delikanlının gözünü kör etti polis. Gaz tüfeğiyle nişan aldı çocuğun gözüne. Bile bile ya… Nasıl da yakışıklıydı oğlan. Gitti sol gözü.” (301. Sayfa)

 

İstanbul’a her gidişimde görüyordum Ahmet hocayı. Tamamıyla tesadüfen karşılaşıyordum diyebilirim. Her zaman dostça, samimi bir yaklaşım içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. İlk karşılaşmamız, Beyoğlu'nda gerçekleşmişti. Elinde kitap dolu, iki torba ile caddeden geçerken görmüş, durdurmuştum onu. Ayaküstü sohbet ederken ona, “Geleceğin Yaşar Kemal'i” demiştim, gülmüştü. Daha sonra, Kavim adlı kitabını önerdi ve çok geçmeden vedalaştık. Zaten, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Orhan Pamuk, Vedat Türkali, Sabahattin Ali, Mehmet Uzun, Fırat Cewerî vs. gibi değerli yazarların bütün eserlerini okumayı hedeflediğim gibi, Ahmet hocanın da külliyatını bitirmeyi hedeflemiştim.

 

İkinci görüşmemiz ise Taksim'de, İstiklâl Caddesinin o mahşeri kalabalığında gerçekleşmişti. Baskıdan henüz çıkmış ilk kitabımı imzalayıp hediye etmiştim: Gerçek Hikâyeler ve 444 Kitabın Özeti.

 

Makale, idam edilen Saman Îbrahîmî, Alî Şehbazî ile Abdulqadir Resûlî’ye ithaftır!..

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.