Türkiye’de Yeni Yasa Teklifinde Sivil Topluma Baskı Endişesi

Türkiye’de Yeni Yasa Teklifinde Sivil Topluma Baskı Endişesi

.

A+A-

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kitle imha silahlarının yayılmasını önleme amaçlı yaptırımlarına uyum gerekçesiyle Türkiye’de gündemde olan yasa teklifindeki yeni düzenlemeler, sivil toplum kuruluşlarına baskı aracı oluşturabilir.

AKP’nin sunduğu ve MHP’nin desteklediği “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi”, terörizm bağlantılı yapıları kontrol etmekten öte dernek tüzel kişiliğiyle var olan tüm sivil toplum kuruluşları açısından içerdiği hükümler ile tartışılıyor.

Teklif, BMGK’nın kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine yönelik yaptırım kararlarının uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenleme iddiasında. Ancak BMGK kararlarıyla ilgili düzenlemelerin yanı sıra “izinsiz yardım toplama” gibi gerekçeler ile İçişleri Bakanlığı’na dernekler ile ilgili yargı kararı da olmaksızın yaptırımlar uygulama yetkisi veriliyor.

CHP başta olmak üzere muhalefet partilerince sadece BMGK kararlarına uyum boyutuyla yasalaşması talep edilmesine rağmen teklif, içerisinde 5253 Sayılı Dernekler Kanunu ve 2860 Sayılı Yardım Toplama Kanunu’nda değişiklikler öngören hükümler ile TBMM Adalet Komisyonu’ndan oy çokluğuyla geçmişti.

Bu hafta TBMM Genel Kurulu’nda AKP-MHP çoğunluğuyla mevcut haliyle kabul edildiği takdirde teklif, İçişleri Bakanlığı’na ve savcılıklara, sivil toplum kuruluşlarını hedef alacak yeni uygulamalar için tanıdığı yetkiler ile endişe yaratıyor.

CHP: “Türkiye’de derneklerce özgürcü faaliyet yapılabilmesi engellenecek”

TBMM Adalet Komisyonu’nun CHP Sözcüsü İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, teklif ile sivil toplum kuruluşları açısından nasıl hükümler getirildiğini açıklarken, İçişleri Bakanlığı’nın aşırı yetkilendirilmesine ve avukatlar ile ilgili düzenlemeye dikkat çekti.

Ana muhalefet partisi olarak neden teklife karşı çıktıkları konusunda VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Emre, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma açma yetkisiyle doğrudan yönetimine müdahale edebileceği, kayyım atayabileceği yönünde yapılacak yasa değişikliğiyle artık Türkiye’de derneklerce özgürcü faaliyetler yürütülmesinden söz edilemeyeceğini bildirdi.

“Demokrasiye ciddi zarar verilecek. AKP bir an önce vazgeçmeli” çağrısında bulunan Emre, AKP’nin seçimler dolayısıyla iktidarını kaybedeceğini gördüğü için “yol temizliği” yaptığını söyleyerek, sivil toplumu tümüyle kontrol etmeyi amaçladığını ifade etti.

CHP’li Zeynel Emre, kağıt üzerinde “uluslararası yükümlülük çerçevesinde” diye TBMM’ye sunulmuş bir kanun teklifi olduğunu belirterek, “Şimdi kitle imha silahlarına yönelik bir kanun teklifi ancak içerisinde yedi ayrı kanunda değişiklik öngörüyor ve en çarpıcı olanı Dernekler Kanunu’nda yapılan değişiklikler. Türkiye’de 120 binin üzerinde dernek var. Bu derneklerde denetim ya da yönetim organlarında görev yapanın herhangi biriyle ilgili herhangi bir soruşturma açılmışsa İçişleri Bakanlığı’na o yönetimi sonlandırma ve kayyım atama yetkisi veriliyor. Bu şekilde Türkiye’de bir derneğin özgürce faaliyet yapmasını sağlayamazsınız. Çünkü bir yöneticiye dahi soruşturma açıldıysa henüz yargı kararı olmaksızın o dernek faaliyetlerine son verebilirsiniz. Bir yandan dernek faaliyetleri özgürdür diye iddia edeceksiniz ama kanunun özüne dokunarak adım adım bunu ortadan kaldıracaksınız” dedi.

Yerel seçimler sonrasında belediyelere kayyum atamalarını anımsatan Emre, “Kayyım meselesi Türkiye’de bir gelenek haline gelmeye başladı. Şimdi AKP’nin mevcut iktidarındaki otoriterleşme adımları bağlamında bir başka örnek bu teklif ile hayata geçirilmek isteniyor.Tüm bu düzenlemeler genel hukuk ilkelerine aykırıdır. Demokrasiye ciddi zarar veriri. Bu düzenlemeden AKP bir an önce vazgeçmelidir” diye konuştu.

İçişleri Bakanı’nı Cumhurbaşkanı’nın atadığını ve iktidar üyesi siyasi bir kişi olduğunu vurgulayan Emre, “Bu kişi tek başına tüm Türkiye’deki 120 bin derneğe vesayet organı gibi işlem yapmış olacak . Bu durum, hoşunuza gitmeyen, siyaseten size yakın olmayan dernekleri iş yapamaz hale getirmektir. Burada yüzde yüz kötü niyet var. AKP üç ayaklı bir baskı izliyor. Bir, muhalefete yönelik baskı, ikincisi kamu kurumu ve meslek örgütlerine baskı ve üçüncüsü basın örgütlerine baskı. Tüm bunların sebebi seçime giderken yol temizliği yapmak. Türkiye’nin faydasına olmayan bir girişim içindedir” görüşlerini aktardı.

Emre, Avukatlık Kanunu’ndaki değişiklik ile ilgili ise “Avukatlık ve müvekkil ilişkisi gizlidir. Sır kapsamındadır. Avukatın müvekkili aleyhine bir yere muhbirlik yapmasını bekleyemezsiniz. Zaten avukatlar son zamanlarda zor durumlarda bir de kardeşim sen muhbir olacaksın dediğinizde işte bu olmaz diyoruz” tepkisini gösterdi.

Sivil toplumda “soruşturma” gerekçesiyle kayyum atanma kaygısı

Türkiye’de demokrasiyi iyileştirme amacıyla Avrupa Birliği’nin (AB) bütçe sağladığı ve Türk Dışişleri Bakanlığı’nın desteklediği Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM), teklif ile sivil alana ve örgütlenme özgürlüğüne zarar verileceğini açıkladı.

STGM Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada, teklif ile gerekçeleri aksine BMGK kararlarına uyulması ve OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü (FATF) önerileriyle bağdaşmayan şekilde sivil toplum kontrolu amaçlandığını bildirdi.

Teklif ile yargı kararı olmaksızın İçişleri Bakanlığı’na dernek yönetimlerine kayyum atama kapısının açılması eleştirildi. Açıklamada, “Ülkemizde sivil toplum kuruluşları dünyanın pek çok ülkesine kıyasla daha ağır bir denetim ve kontrol kurallarına tabidir. Yukarıda örneği verildiği gibi ülkemizin bu açıdan bir zayıflık içerisinde değildir. Bilakis, teklif edilen kanun ile 5253 Sayılı Dernekler Kanunu ve 2860 Sayılı Yardım Toplama Kanunu’nda teklifin gerekçesiyle bağlaşmayan ve temel hak ve hürriyetleri daha fazla kısıtlamayı doğuracak değişiklikler önerilmektedir. Bu değişiklikler FATF tavsiyeleri açısından gerekli olmadığı gibi örgütlenme özgürlüğüyle ilgili temel evrensel ilkelerle uyuşmazlık içindedir. Özellikle Dernekler Kanununa eklenmek istenen 30/A maddesi ile derneğin genel kurulu dışındaki organlarında görevli olanlar veya ilgili personel hakkında soruşturma başlatılması halinde bu kişiler veya bu kişilerin görev yaptığı organlar geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılabilmesinin önü açılması ülkemizde açılan soruşturmaların yıllarca sürebildiği düşünüldüğünde örgütlenme özgürlüğüne olağan bir dönemde, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde izin verilen çerçeveyi dahi aşan sınırlamalar getirmektedir. Teklifte ikinci bölümünü oluşturan ve özellikle Dernekler Kanunu ve Yardım Toplama Kanunu’nda değişiklik öngören maddeler söz konusu tekliften çıkarılmalıdır” denildi.

Büyükada Davası mağduru Uluslararası Af Örgütü teklifi nasıl değerlendiriyor?

Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili “terör” gerekçesi de ileri sürülerek yargılamanın bir örneği Büyükada Davası. Bu davada hedefteki sivil toplum kuruluşlarından birisi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’ydi.

Uluslararası Af Örgütü Kampanyalar ve İletişim Direktörü Tarık Beyhan, TBMM gündemindeki yasa teklifini VOA Türkçe’ye değerlendirdi.

Kitle imha silahlarıyla ilgili bir düzenleme içerisinde “torba kanun” biçiminde sivil toplum ile ilgili hükümler getirilmeye çalışıldığını belirten Beyhan, “Öncelikle sivil toplumla hiç görüşülmeden böyle bir yasal değişiklik yapılmaya çalışılması bütün sivil toplumu harekete geçirdi. Şu an Türkiye’nin her yerinde bu yasayla ilgili bu kaygılarını bir şekilde ifade ediyorlar. Uluslararası Af Örgütü olarak örgütlenme özgürlüğüne ve sivil alana getirilen kısıtlamaları kaygıyla takip ediyoruz. Bu yasada taklip ettiğimiz en önemlisi masuniyet karinesini görmezden gelinmesi ve hakkında soruşturma açılan kişinin görevden alınabilmesi. Sivil topluma dair devlet otoritelerinin bu kadar keyfi şekilde istedikleri an müdahale edilmesi tabii ki kabul edilebilir değil. Hem anayasamızda hem uluslararası anlamda kısıtlanmasına dair belli standartlar var. Bu düzenleme keyfi müdahaleleri oldukça kolaylaştırıyor” dedi.

İçişleri Bakanlığı’na dernekler ile ilgili verilecek yetkiler içinse “dehşet verici” ifadesini kullanan Beyhan, “Böylesi bir teklif, Büyükada Davası gibi Uluslararası Af Örgütü’nün takip ettiği davalar gibi durumlar itibariyle rahatsızlık verici. Çünkü İçişleri Bakanı, bir derneğin faaliyetini durduruyor daha sonra yargının önüne getirebiliyor. Biz Türkiye’de yargı sisteminin de düzgün çalışmadığını zaten defalarca tespit etmiş durumdayız.Dolayısıyla bu yasal düzenlemenin sivil topluma yönelik baskılara bir kılıf uydurma çabası olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Teklif ile sadece uluslararası örgütlenmelere değil Türkiye’nin bütün sivil toplumuna yönelik kısıtlamalar getirildiğini belirten Beyhan, Anadolu Kültür Derneği kurucusu olarak halen tutuklu olan Osman Kavala örneğini anımsatarak, “Birçok dernek ve vakıf yöneticisi aynı şeylere maruz kalıyor. Bu da bizde doğal olarak sivil alanın, meşru muhalefetin tamamen yok edildiği izlenimi yaratıyor. Bu yasanın amacı gerçekten kitle imha silahlarının önlenmesi ise bu tarz konularda çalışan örgütlerle bu konuda bir müzakere yapılabilirdi ve bizim katkılarımız istenebilirdi. Duyduğumuz kadarıyla herhangi bir sivil toplum kuruluşu tarafından bir fikir alınmamış. Asıl niyetin kitle imha silahlarının olduğu ve bunların finansmanın olduğu bir durumda zaten bir numaralı müttefiklerden biri olabilecek kurumların üstünde yaptırım tehdidi içeren bir düzenleme olduğu için kaygı verici” ifadelerini kullandı.

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.