Paris’te bir Meşkinanlı: Faysal TAŞKIRAN “Kurdler her şeyin en iyisine layıktır.”

Paris’te bir Meşkinanlı: Faysal TAŞKIRAN “Kurdler her şeyin en iyisine layıktır.”

.

A+A-

Röportaj; Kejê Bêmal 

Umut verici bazı gelişmeler yaşansa da ulus olarak hala sömürge statüsünden kurtulamamış bir şekilde bütün halkımız, geleceğimiz olan gençlerimiz, dilimiz, kimliğimiz, iş insanlarımız, burjuvazimiz, akademisyenlerimiz, sanatçılarımız  hatta STK’larımız, bazı siyasi örgütlerimiz ile harıl harıl sömürgecinin değirmenine maddi manevi su taşımakla meşgulüz.

Değişen dünya, değişen politik dengeler, değişen iklimler, bunların vatanımıza ve geleceğimize etkileri, hala  eğitim dili olamayan anadilimiz, ufukta gittikçe bizden uzaklaşıp kaybolmaya yüz tutmuşken bizler garip bir ilizyona uğramış ya da basireti bağlanmışlar gibi gözle görülen bir akıl tutulması içerisinde bizi içine alıp parça parça eden sömürgeci devletin sisteminin dişlilerini yağlayıp keskinleştiriyoruz.

Sömürge statüsünden kurtulup kendi, kaderimizi tayin etmek ve buna giden yolların taşlarını döşemekten başka her
 türlü işe yaramaz ajandalarımız var.

Sanki bu felaketler başka bir ulusun başına geliyormuş gibi de hem duyarsız hem umarsızız. Peşine düştüğümüz, kuyrukçusu olduğumuz ulusun bir meziyeti, dünyada bir yeri, bir karakteri, köklü bir tarihi, demokrasisi, adaleti, ekonomisi de kuyrukçuluk yapmaya değse insanın ciğeri yanmayacak!

Bu çalışma, röportajlar dizisi ’Kurdlerin sömürge statüsünden kurtulup özgürce kendi statüsünü belirlemek için hangi yollar denenebilir? Mental, duygusal, sosyal ve ekonomik bağlarımızı sömürgeciden koparıp kendi içimize çevirebilir miyiz? ‘’ sorgusu için hazırlandı.

  • Hayatın her alanında kendi dinamiklerimize fikirsel, sosyal, siyasal, ekonomik, politik, kültürel, dil, kimlik , dönüşü yapmamız mümkün müdür? Mümkünse koşulları nelerdir?
  • Neredeyse Türkiye’nin lokomotifi görevindeki Kurd kimliğine sahip sanatçılar, akademisyenler, iş insanları, beyaz yakallılar, STK’lar ve örgütler nasıl bir yol izlemeli?
  • Kurd diasporası bu konuda nasıl bir katkı sunabilir?
  • Kurd  burjuva sınıfı geliştirilip ulusal kurtuluş mücadelesi saflarına kanalize edilebilir mi?
  • Kurd gençliği bu gün ayakta durmakta zorluk çeken, her alanda çökmüş ve pis kokular yayılan sömürgeci devletin çöplüğünü karıştırmak yerine dünyaya  entegre olup; kimlik,dil ve kişiliklerini  koruyarak  vatanlarını özgürleşmesi için nasıl mücadele verebilirler?

Bu perspektifte kendi alanında çeşitli başarılara imza atıp, Kurd ve Kurdistani kişiliğinden taviz vermeden ayakta duran birçok alandan Kurd bireyler seçildi.

Umarım vatanımızın en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşması için verilen mücadeleye bir katkısı olur ve  Kurd gençlerine kılavuzluk edecek bir çalışma ortaya çıkar.

Bu röportaj dizisinin ilk konuğu Faysal Taşkıran.

Bireysel yaşamındaki başarılarının yanı sıra Kurd özgürlük mücadelesine olan katkıları, vatanseverliği, çalışkanlığı, centilmenliği ile dikkat çeken Faysal Taşkıran’ın yaşam öyküsü oldukça ilginç motiflerle dolu.
 

Buyurun  kendisinden dinleyelim.

 

- Hikâyeniz nerede başlıyor?

- Mardin Derik Meşkinan doğumluyum aslen.

İki ya da üç yaşlarındayken dedem Diyarbakır’a göç etme kararı alıyor aniden. Ve evimizdeki üç beş parça eşyayı yükleyip bir kamyonete Mardin Kapı sağlık ocağının karşısındaki surun dibine eşyaları indiriyorlar.

Ne tutulmuş bir ev ne de bir planları var. Öyle apar topar. Eşya dediğimiz de, bir kaç yatak yorgan döşek, kap kacak falan.

Surun dibinde biz eşyalarımızın yanında beklerken babam ve dedem ev tutmaya gidiyorlar. Aranan ev bulunuyor ve Diyarbakır’daki hayatımız başlıyor.

Babam ilkokul mezunu ve işsiz. Gündelik işlerde çalışmaya başlıyor ve ortaokulu dışarıdan bitirip Mardin kapı sağlık ocağında hademe kadrosu ile işe başlıyor. Bu arada orada hem çalışıp hem akşam ticaret lisesine devam edip on parmak daktilo yazmasını öğreniyor. Bunu gören idari personelin babamın çalışkanlığı dikkatlerini çekiyor. O sırada Hani’de bir sekreterlik kadrosu açılınca babama öneriyorlar babam kabul ediyor ve Hani’de yaşamaya başlıyoruz.

- Sizde çalışkanlık ve sınırları zorlama taa babadan devir o zaman?

- Babamın koşulları o gün elverseydi üniversiteyi de bitirirdi inan Kejecim. Zeki ve çalışkan bir adamdı.

- Sizin eğitim durumunuz nedir?

- Babam eğitime çok önem verdiği için Diyarbakır’da başlayıp, Hani’de devam ettiğim ilkokulu daha sonra tayinimiz Çınar’a çıktığından Çınar’da bitirdim. Ortaokulu da.

Bu arada terzi olan abim Çınar’da bir terzihane açtı. Sabahları okula gidip öğleden sonra terzihanede abime yardım etmeye başladım. Yani terzilik mesleğine taa ilkokuldan başladım. Liseyi Diyarbakır sanat okulunda okudum. Aynı şekilde okuldan kalan zamanlarda abimle çalışmaya devam ettim.

-Neden sanat okulu?

-Tabi sanat okulu benim için kötü bir seçimdi ve hatta o zaman sınavla girmiştim.
Ben fen bilimlerine daha yatkındım ve başarılıydım da ama ailede bilinçaltına yerleşen ekonomik kaygılar sebebi ile bir an önce meslek sahibi olmam ve aile bütçesine katkıda bulunmam gerektiği düşünülmüştü? 

Hâlbuki benim zaten terzilik mesleğim vardı

- Ve Diyarbakır süreci liseyle beraber başladı.

- Evet. Terzihaneyi Diyarbakır Ofis semtine taşıdık. Okul çıkışları terzihaneye giderek liseyi bitirdim.

O sırada abim terziliği bıraktı dükkânı ben idare ediyordum artık.

- O kadar genç bir yaşta zor olmadı mı?

- Olmaz mı? 17 yaşındaydım. Müşteriler gelip baktıklarında ufak tefek bir çocuk gördüklerinde güven duymayabiliyorlardı. Hatta hiç unutmuyorum bir gün bir müşteri geldi ve patronu sordu Bende “buyurun benim” deyince “haa” deyip daha sonra uğrayacağını söyledi.

Sonra işçiliğimi gördüklerinde hayran olup birbirlerini haberdar ettiler. Bir sene böyle geçti. Üniversiteyi o sene kazanamamıştım.

İkinci sene makinenin başından kalkıp hiç hazırlanmadan sınava girdim ve Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fizik Öğretmenliği Bölümünü kazandım.

İlk yıl birinci dönem hem okul hem terzihaneyi idare edebildim. İkinci dönemde artık bu mümkün olmadığı için dükkânı kapattım.

Ama okulumu da finanse etmem gerektiğinden çok sevdiğim ve sonradan işkencede öldürülen arkadaşım Tayyip Kondu’nun yanında boş zamanlarım ve hafta sonu çalışarak üniversiteden mezun oldum.

- Kurdistan Özgürlük Davası ile tanışma sürecin ne zaman oldu? Üniversitede mi?

- Aaa Kejecim bak burası çok ilginçtir.

İlginçtir, o dönemler Terzihaneler örgütlenme yuvası gibi çalışırdı.

O dönemin siyasi figürlerinin çoğu terziydi. Bilirsiniz dönemin Diyarbakır belediye başkanı Mehdi Zana’nın da mesleği terzilikti.

Hele hele bir terzi Niyazi vardı ki; Diyarbakır’da Kurd siyasi hareketinin öncü figürlerindendi.

Hem Diyarbakır’ın sosyetesine iş çıkaran en iyi terzisiydi hem de siyasiydi.  Biz terziler o dönem de onun için ‘’terzilerin piri ‘’diye bahsederdik.

Abim ve halamın oğlu politik adamlardı ve bizim ofisteki terzihanemiz o dönem diyebilirim ki Kurd özgürlük hareketine yön veren ağır ağabeylerin buluşma, emanet bırakma, haber alma ve örgütlenme yeriydi.

Bir anlamda orayı üs gibi kullanıyorlardı. Rahmetli Tayyip Kondu’yu ve diğer ağabeylerimi de orada tanıdım. Yani taa Çınar’da ki terzihanemizde ortaokul dönemimden beri örgütlüydüm hem de en sağlam siyasi ağabeyler tarafından. (Gülüşmeler)

- Sonra?

- Sonra okul bitti. Tayinim Amasya’nın bir köyüne çıktı.

Bir lisede 15 ay fizik öğretmenliği yaptım.

Abim yurt dışına kaçmıştı. Darbe sonrası ağır baskılar devam ediyordu. Bulunduğum şehir, öğretmen olduğum okulun idaresi, oradaki halk hepsi gerici ve faşistti.

Bir süre sonra köşeye sıkışmaya başladım, kimliğim yüzünden başıma açılabilecek sorunları fark ettiğimde ben de Fransa’ya abimin yanına kaçmaya karar verdim.

- Kurdlerin makûs talihi. Her dönem bir şekilde okumuş yazmış çocuklarımızı maalesef telef etmenin bir yolunu buldu bu devlet.

Gelelim Fransa günlerinize…

Ne yapıyor orada Faysal Taşkıran? Umutlu mu? Şaşkın mı üzgün mü?

- Sürgünün umudu olmaz Keje Xan.

Müthiş bir kederle başlarsın hikâyene şartların ne olursa olsun.

Çoğu zaman hakkında hiçbir şey bilmediğin ya da çok az şey bildiğin yabancı bir ülkede sıfırdan bir hayata atılırsın.

Dilini, kültürünü, sokaklarını bilmediğin bir hayat seni bir anda ahtapotun kolları gibi sarıp içine çeker.

Geri dönüp baktığında ben burayı beğenmedim, zor geldi, başaramayacağım deme şansın yoktur zira geri dönecek yerin yoktur.

Ne kadar hızlı entegre olursan o kadar az acı çekersin.

Ne kadar beynini meşgul edersen o kadar az hatırlarsın ve o kadar az özlersin.

Dolayısıyla sürgünün ilk yılları zorlu bir adaptasyon savaşı ile geçer.

Benim abim önceden oraya geçip beni hazırda bir düzenle karşılamasına rağmen ilk zamanlar çök acı çektim.

Düzensiz ve plansız kaçmak zorunda olan Kurd çocuklarının çektikleri zorlukları ve acıları tahayyül bile edemezsin. Yaşadıklarından filmler yapılır. Bir odada sekiz dokuz kişini kalmak zorunda kaldıklarını. Metro istasyonlarında evsizlerle beraber yattıklarını kendileri anlatıyorlar zaten.

- Kurdlerin insanı burnunun direğini sızlatan hikâyeleri orada da devam ediyordu yani. Sonra ne yaptınız?

-İltica başvurumu yaptım. Elimde oralarda tek geçerli olacak meslek yine terzilikti ve terziliğe başladım.

Laf aramızda zanaatıma geri dönmenin mutluluğunu yaşıyordum. Paris’in Sentier semtindeki atölyelerde çalışmaya başladım.

Bir yıl çalıştıktan sonra İngilizce öğrenmek için İngiltere’ye gittim.

- Neden ihtiyaç duydunuz İngilizceye?

Kejeciğim o dönem yurtdışına giden her Kurd ve ben birkaç yıl içerisinde vatanımıza geri döneceğimize inanıyorduk. Bu böyle sürmeyecek ve bu korkunç süreç bitecek hepimiz vatanımıza geri dönüp kaldığımız yerden devam edecektik. Ülkemizi özgürleştirene kadar mücadelemizi sürdürecektik. Dolayısıyla mecburi sürgününde kendimi eğitim anlamında geliştirebileceğim kadar geliştirip bu sürgünü avantaja çevirip tüm olanaklarını kullanayım dedim.

Malum İngilizce dünyanın ortak dili.

Birkaç yıl İngiltere’de dil eğitimi aldıktan sonra, ortamın yumuşamış olduğu inancı ile 1992 senesin de ülkeye geri dönüş yaptım.

Ve gördüm ki her şey bıraktığımdan da kötü. Yeniden İngiltere’ye döndüm. 1995 yılına kadar orada kaldım. Geri dönüş umutlarım tükenince de artık yaşamımı Avrupa’da düzenlemem gerektiğine emin oldum.

Madem artık buralarda yaşayacaktım benim için en uygun yer Paris’ti.

Paris’e döndüm ve dünyaca ünlü bir firmada yine terzi olarak işe başladım.

- Yani bu geri dönüşünüzle beraber kariyerinizdeki tırmanışta başlamış oldu.

Evet. Londra’da terzilikten uzak kalmamıştım zaten.

Dolayısıyla orada aldığım dil eğitimi ve mesleki başarı referanslarıyla ünlü bir firmanın yurtdışı üretim sorumlusu oldum.

Akademisyen olan eşimle evlendim.

Büyüğü kız, küçüğü erkek iki çocuğum oldu.

Aşama aşama dünya moda devleriyle çalışmaya devam ettim.

Bu arada çocuklar büyüdü.

Kızım Solin “Université Paris 1 Panthéon Sorbonne”da işletme, oğlum Kevan ise Fransa’nın en saygın tıp Fakültesi olan “Université Paris Descartes” de Tıp okuyor.

Une image contenant habits, chaussures, Visage humain, personne Description générée automatiquement

- 2024 Cannes Film Festivali’nde jüri başkanı dahil birçok dünya starının çok konuşulan elbiselerinde emeğiniz vardı.

Ustalık döneminizin yansımalarını bütün dünyayla beraber zevkle kıvançla izledik.

Hazırladığınız kıyafetler ünlü dergilere birkaç kez kapak oldu.

Hele o Met Gala’da  günlerce dünya magazin basınında gürültü koparan Tom Ford’un kırmızı kadife ceketi vardı ki gözlerimizi alamadık.

Elinize, emeğinize, ustalığınıza sağlık.

Une image contenant texte, journal, Visage humain, habits Description générée automatiquement

- Kejeciğim bak o kırmızı ceketin ilginç bir hikâyesi var. Burada anlatmadan geçmeyeyim.

Ceketin dikiminde atölyede yaka oturtulamamış ve değiştirilmesi gerekiyordu bir de ilik yerlerinde dışarıdan giyenin ya da sizin göremeyeceğiniz ama ustaların bir bakışta göreceği bariz bir hata yapılmış ve zaman dar olduğu için içeriyi telaş sarmış.

Bunu bu kadar kısa zamanda düzeltse düzeltse ViP Bölümünden Şef Faysal düzeltebilir diye önüme rica minnet getirdiler.

 Yapılan hataların düzeltilmesi çok zor bir kumaşın (kumaş kadife idi ve kadife çok zor dikilir) üzerinde olması ziyadesi ile canımı sıkmıştı.

Düzeltebilirdim ama hem zaman hem emek istiyordu. Ve hiç de hevesli değildim açıkçası.

Tam ben yapamam zamanım yok diyeceğim sırada çok sevdiğim bir kız kardeşim aradı.

Neden canın sıkkın diye sorunca durumu anlattım. Dikkatle dinledikten sonra “Faysal Abe biliyorsun ben hayatımın son on yılına mal olan çok yanlış bir evlilik yaptım ve yıllar geçtikçe de bu hatanın telafi edilebileceği konusunda umutsuzluğa kapıldım, eğer sen o ceketteki hataları düzeltebilirsen benim hataların düzeltilebileceğine dair umudum artacak. Şimdi ustalığını görelim. Sen yaparsan ben de yapacam söz.” dedi.

Gözlerim yaşardı. Artık elimdeki bir ceket değil hepimizin dönem dönem farkında olarak ya da olmayarak yaptığı hatalarımızın telafisinin var olup olmadığı sorusunun cevabıydı.

En çok da o kız kardeşim için üstlendim bu işi.

Ve gece boyunca çalışıp bitirdim.  6 Mayıs 2024 New York taki THE 2024 MET GALA gecesine yetiştirdim.

 İstediğimiz sonucu fazlasıyla elde etmiştik.

Tom Ford Kırmızı kadife ceketi ile o gecenin en iyi giyinen erkeği olarak seçilmişti.

Ben kardeşime verdiğim sözü tutmanın ve onu umutlandırmanın mutluluğunu yaşıyordum!

Une image contenant habits, personne, vêtements habillés, lunettes de soleil Description générée automatiquement

 

- Vee ortaya bütün dünyada manşet olan Tom Ford’un kırmızı ceketi çıktı.

Ben de baktığımda ceket değil ruhu olan bir canlı görmüştüm.

Demek ki yanılmamışım. Harika bir hikâyesi varmış.

O zaman hata yapmaktan hiçbirimiz korkmayalım. Dünyada düzeltilemeyecek hata yok.

Yeter ki usta ellerde yeniyi inşa etmeye gözümüz kessin.

Gelelim adıyla hepimizin yüreğini hoplatan ve gönüllerimizde taht kuran Kurdistan Şarabı’na.

Aklınıza nerden geldi şarap işine girmek?

Une image contenant texte, nourriture, boisson, alcool Description générée automatiquement

- Pandemi dönemi her sektör gibi moda sektörünü de vurdu Kejecim.

Üretim durdu ve hepimizin tazimatları verilerek, hem de çalışmadığı halde maaşları ödenerek beklemeye alındık.

Ben bir şeyler üretmeden duramayacağım için o günkü koşullarda evde e-ticarete merak sardım. O yönde formasyon aldım. Bu formasyon döneminde bizim hocalardan bir tanesi şarap ticareti yapıyordu. İlgimi çekti.

 Kurdistan ismi hepimiz gibi benim de hep yüreğimde ve aklımdaydı.

Bu işe yoğunlaştığım süreçte bir fark ettim ki üzüm salkımı yine hepimizin düşü olan Birleşik Kurdistan haritasına benziyor, o anda aklımda kullanacağım logo fikri de netleşti.

Bu yönde de piyasadaki açığı gördüm.

Kurdlerin bir şarap markası yoktu. Ben de neden olmasın diye düşündüm. Ve araştırmalarımı derinleştirdim.

Madem adı Kurdistan olacaktı merdiven altı marketlerde satılan ucuz sofra şarabı olmak ona yakışmaz diyerek Fransa’nın ünlü bir şarap bağı Château Trois Fonds ile anlaşma yaptım.

Ortaya hem kaliteli hem adıyla hepimizi coşkuya sürükleyen Kurdistan şarabı çıktı.

Amaç, diasporadaki Kurdlere kaliteli bir şarap sunmaktı.

Süpermarketlerde gelişigüzel şarap almak yerine seçkin bir şarabı sunmak.

Fransızcada çok sevdiğim bir özdeyiş vardır “Rien n’esttrop beau pour toi” Ben bunu şöyle değiştirdim. “Rien n’esttrop beau pour les Kurdes”….

‘Kurdler her şeyin en iyisine layıktır.’

- Bravo ! Ayen öyledir ve öyle olacak .

Hedef kitleniz kimlerdi? Zira bu şarabı Türkiye’de satamayacağınız açık.

- Avrupa’daki Kurd diasporası.

Ve kaliteli şarap içmeyi tercih eden Avrupalılar.

Ama her şeyden öncelikli olarak Kurdistan adını Avrupa şarap piyasasında görünür kılmak amacı.

Türkiye açıkçası beni ilgilendirmiyor. Zira satma şansım olsa da o ülke benim hedef kitlem arasında hiçbir zaman olmadı.

Ama tabi sömürge statüsünden kurtulmuş bağımsızlığını kazanmış Kuzey’de satmak her zaman  en büyük düşüm.

Açıkçası hedeflerim arasında bu şarabın dört parçada her Kurd evine girmesi de var.