Ortak Kürd aklının milli, tarihsel görev ve sorumluluğu
Cano Amedi
Bugün yaşadığımız coğrafyada enerji kaynaklarını ve ticaret yollarını kontrol altına almaya çalışan ve pazar hâkimiyeti için “vekâlet savaşlarını” sürdüren güçlerin yanı sıra, bölge işgalci devletlerinin ve anti Kürd nizamının bağdaşık siyaseti ve çıkar ilişkileri, Kürd milletinin geleceğini tehdit etmektedir. Bu tehdit, son günlerde katliam ve soykırıma doğru hızla everilmiş durumda. İşgalci devletlerin yıllardır yaratmış olduğu “Truva siyaseti”, kötürüm hale getirilen toplumsal dinamikler ve toplum mühendisliği tarafından yaratılan tarikat kültürü ve derin “şeyh-mürit” mitosu toplumu esir almış durumda. Dolaysıyla Kürd milleti işte böylesi ağır bir atmosferde var olma mücadelesini yürütmektedir.
Güneybatı Kürdistan’a (Rojava Kürdistanı) yönelik Şam Yönetimi’ne bağlı HTŞ ve IŞİD gibi insanlık düşmanı türevlerin, Türk Devleti’nin desteğiyle başlatmış oldukları saldırılar, sadece askeri bir tehdit değil, aynı zamanda Kürt milletinin varlığına ve geleceğine yönelik bir beka sorunudur. Bu saldırılara karşı koymak, mücadele yol ve yöntemlerini çoğaltmak ve uluslararası zeminde Kürd milletinin kalıcı bir yer edinmesi için çok boyutlu, çok katmanlı ve derinlikli bir ulusal kurtuluş stratejisi ve yol haritası gereklidir. Kürd aklı bu yol ve yöntemleri yaratmak için bir an önce Kürd Milli iradesini pratikleştirmesi gerekmektedir.
Tarihsel tecrübeler göstermektedir ki statüsüz milletlerin/halkların en büyük gücü, kendi öz savunma mekanizmalarıdır. Saldırılara karşı sadece cephede değil, toplumsal savunma bilinciyle, iç birlik, aktif direniş, mücadele ve dayanışma ağıyla hareket etmek başarının olmazsa olmaz ilk adımıdır!
Bugün geleneksel direniş yöntemlerinin yanı sıra teknolojinin sunmuş olduğu olanakları, diplomasi, güçlü birliktelikler, dayanışma ruhu ve Kürd ulusal bilincinin aktif ve etkin olması yaşamsal bir zorunluktur. Onun için Kürd siyasi aklı bu vahşi saldırılar karşısında Kürdistan Milli direniş duvarını inşa etmek zorundadır. Herkes bilmesi gerekir ki bu tarihsel bir sorumluluk ve ulusal bir görevdir.
Bunun için de Kürdistan toplumun bütün bileşenleri, Kürdistan bayrağı altında, Kürdistan milli bilinci ve çıkarları temellinde, kendi ülkesinde milli, coğrafik, siyasal statüyle kendisini yönetmeyi hedefleyecek ortak bir ulusal savunma hattını inşa etmekle yükümlüdürler. Dolaysıyla siyasi görüş ayrılıkları bir kenara bırakılarak, tüm Kürdistani aktörlerin katılımıyla ortak bir ulusal savunma stratejisi ve Kürdistani temsilliyet odağını oluşturma gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Bugün Güneybatı Kürdistan’da, yaşanılanları dünya kamuoyuyla paylaşmanın, desteğini sağlamanın ve Kürd milletinin uluslararası zeminde kendisini ifade etmesinin en etkili yolu, BM ve AB gibi uluslararası etkili kurumların hukuk mekanizmalarını zorlamaktan geçiyor.
Bugün Güneybatı Kürdistan da HTŞ, IŞİD ve Türkiye’ye bağlı ÖSO bünyesinde toplanan “cihadist”lerin saldırıları karşısında çok yönlü mücadele etmek ve sahada yaşanılanları, Kürd milletine karşı işlenen suçları, olup bitenleri düzenli olarak belgelemek gerekiyor. Bu belgeleme işini "İnsanlığa Karşı Suçlar" kapsamında uluslararası ceza mahkemelerine taşınmanın yol ve yöntemini harekete geçirmek gerekiyor.
Kürd milletinin, insanlık düşmanı çetelere, işgalci devletlere karşı verdiği mücadelenin başarılı olmasının yolu kitlesel etkinlikler ve uluslararası diplomasi çıtasını yükseltmekten geçiyor. Özellikle bugün yaşadıklarımızı batı kamuoyuyla paylaşmak, anlatmak, tepki vermelerini ve dayanışma içinde olmalarını sağlamanın yollarını bulmak zorundayız. Avrupa ve Amerika’da diplomasi faaliyetlerini yoğunlaştırmak ve Kürd milletinin dostlarını çoğaltmak gerekiyor. Bunu başarmanın yolu da milli bilinç temellinde, ulusal strateji ekseninde Kürd milli bilincinin aktif hale gelmesi ve ideolojik barikatların ve parçalanmışlığın önümüze döşediği engellerin aşılması gerekiyor. Bunu başarmak da, Kürd toplumun yurtsever aktörlerinin sorumluluk üstlenmeleriyle mümkündür.
Dört parçadaki Kürtlerin ulusal çıkarlarını temsil edecek, ortak bir koordinasyon oluşturmalıdır. Birlikte ulusal tutum geliştirme mekanizmasını geliştirmek için "Ulusal Diplomasi Kurulu" veya "Kürt Ulusal İradesi" gibi bir odağın hayata geçirilmesinin, ilgili muhataplar için "tek ses" ya da “ulusal temsil organı” olma avantajını sağlayacağı inkâr edilmeyecek bir gerçektir.
Kürd siyasi aklı, etkin egemen güçlerin bölgedeki geçici projeleri yerine, ulusal çıkarları temellinde Kürd milletinin uzun vadeli çıkarlarını merkeze alan bir siyaset tarzını esas almalıdır. Kürt milletinin, millet olmaktan kaynaklanan haklarını esas alan ve özgürlüğünü hedefleyen milli siyaseti, milli bilinci ve evrensel hukuk normlarını zorlayarak bir diaspora direncini ve diplomasi ağını geliştirmek çok önemli ve gereklidir. Dostlarımızı ve müttefiklerimizi çoğaltma bilinciyle diasporadaki Kürd kamuoyu ve siyasal güçlerinin Kürdistan kimliği ve Kürdistan bayrağı altında bir an önce mobilize olmaları ve sonuç alıcı bir sürecin aktörleri olmaları yaşamsal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk aynı zamanda herkese ortak Kürd aklının sorumluluklarını ve tarihsel görevlerini hatırlatmaktadır.
22.01.2026

