
Milli Dayanışma, Kardeşlik Ve Demokrasi Komisyonu’nun Raporu; Hayali Dağ, Ölü Bir Fare Doğurdu
.
TBMM’de oluşturulan ‘’Milli Dayanışma, Kardeşlik Ve Demokrasi Komisyonu’’nun hazırladığı rapor, 18.02.2026 günü gerçekleştirilen son toplantıda, AK Parti, MHP, CHP, DEM Parti, Yeni Yol Partisi, DSP ve HÜDA PAR’ın 47 evet oyu ile kabul edildi. EMEP ve TİP 2 ret oyu verirken, 1 CHP milletvekili de çekimser oy kullandı. Rapor kabul edilen şekliyle TBMM’ye sunulacak. DEM Parti ve HÜDA PAR bazı şerhlerle evet oyu kullandılar.
Komisyonun büyük bir oy çokluğuyla kabul ettiği rapor, belki kimileri için ‘’dağ fare doğurdu’’ dedirtecek bir nitelik taşımaktadır. Komisyonun kabul ettiği ve TBMM’ye sunacağı rapor için aslında dağ fare doğurdu demek de yeterli gelmiyor. Hatta dağ ölü fare doğurdu demek de gerçekliği tam olarak ifade etmeye yetmiyor. Çünkü ortada bir dağ da yoktu. Hayali bir dağ oluşturuldu, bu hayali dağdan da beklentiler yaratıldı.
Biz, bu komisyonun kurulduğu günden beri, yapılan değerlendirme ve açıklamalardan hareketle, her vesileyle bunun aslında bir oyalama ve öteleme taktiği ve süreci olduğunu dile getirdik. Bugün, bu raporla birlikte, Türkiye Devleti yetkililerinin sözünü ettikleri ‘’Terörsüz Türkiye’’ projesinin, gerçekte Kürtlerin millet olarak varlığının yok sayıldığı ve tüm kollektif milli, demokratik haklarından yoksun bırakılacakları bir Türkiye ve ‘’Terörsüz Bölge’’ projesinin ise, Kürdistan’ın tüm parçalarındaki Kürtleri milli, coğrafik, siyasi bir statüden yoksun bırakmayı hedefleyen bir bölge projesi olduğu daha bir netleşmiştir.
Komisyonun raporunun ‘’Terörsüz Türkiye’’ anlayışı üzerinde şekillendirilmesi ve sorunun bir ‘’terör Sorunu’’ olarak tanımlanması, özünde, Kürt, Kürdistan meselesinin yeniden yok sayılması ve 100 yıldır uygulanan gelen inkar ve asimilasyon siyasetinin devam ettirilmesi anlamına gelmektedir.
‘’Milli Dayanışma, Kardeşlik Ve Demokrasi Komisyonu’’nun 50 üyesinden 47’sinin oyuyla kabul edilen raporda, bırakalım Kürtlerin millet ve ülke gerçeklikleriyle kendi ülkelerinde milli, coğrafik, siyasi bir statü ile kendilerini yönetebilme haklarının kabulünü, en asgari milli hak ve özgürlükleri bile yok sayılmıştır.
Komisyonun raporunda, Kürt kimliğinin tanınması, Kürtçe ana dilde eğitim, Türkçe ile birlikte Kürtçenin resmi dil olması, yerleşim yerlerinin Kürtçe isimlerinin yasal olarak kabulü, milli ve tarihi Kürt şahsiyetlerinin mezar yerlerinin açıklanması, faili meçhul cinayetlerin açığa çıkarılması, siyasal faaliyetleri, demokratik, sivil çalışmaları nedeniyle cezaevinde olanların özgürlüklerine kavuşmaları ve tüm bu davaların düşürülmesi, silah bırakacak gerillaların özgür bir şekilde dönebilmeleri, umut hakkı, gerçek anlamda özgürlük, demokrasi, adalet vb. konularda hiçbir öneri yok.
AİHM karalarına uyulması ve kayyum uygulamalarında nisbi değişiklik önerisi, aslında zevahiri kurtarma amaçlıdır. Soyut düzlemde düşünce özgürlüğüne vurgu yapılması, zaten bugüne kadar anayasada ve yasalarda amalı, fakatlı bir şekilde dile getirilenlerin tekrarından öteye bir anlam taşımamaktadır.
Elbette sorun sadece bu raporun içeriğinde değildir. DEM Parti ve HÜDA-PAR’ın küçük şerhlerle bu rapora evet oyu vermiş olmaları diğer bir sorun ve hatta tam bir trajediyi ifade etmektedir. DEM Parti ve HÜDA-PAR’ın şerhli evet oyu yerine, red oyu vermeleri gerekmekteydi.
DEM Parti, rapora koyduğu şerhinde, ‘’Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilik ile barışılması gerekmektedir’’ demektedir. Yani DEM Parti, kendi şerhinde dahi, bırakalım Kürtlerin milli, coğrafik, siyasi statü hakkını, kollektif milli, demokratik hak ve özgürlüklerini; Kürtçe anadilde eğitim ve Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi gibi Kürtlerin en asgari taleplerini bile önermemiş, bu konuda bile muğlak bir ifade kullanmıştır. Belirtmek gerekir ki HÜDA-PAR’ın şerhinde de benzer bir anlayış egemendir.
Evet, ‘’Milli Dayanışma, Kardeşlik Ve Demokrasi Komisyonu’’ Raporu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 100 yıldır sürdüre geldiği ‘’tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek dil’’ siyaset ve uygulamasının bir devamıdır. Bu rapor tamamen tekçi, şoven, Kürt karşıtı, özgürlük, demokrasi, adalet, eşitlik değerlerinden yoksun bir rapordur.
Bu rapor vesilesiyle, bir kez daha Türkiye Devleti’ne çağrıda bulunuyoruz: Kürt milleti bugüne kadar maruz kaldığı her türlü imha, inkar ve asimilasyon uygulamalarına rağmen ortadan kaldırılamamış, özgürlük ve ulusal demokratik mücadelesi durdurulamamıştır. Bugün de, kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmelerle, Kürt milletinin milli, demokratik mücadelesi durdurulamayacaktır. Gelin Kuzey Kürdistan ve Türkiye’deki 30 milyona yakın Kürt halkını temsil edecek Kürt siyasi partileri ve sivil kurumları ile Kürt akil adamlarının katılımıyla oluşturulacak bir Kürt Temsil Heyeti ile görüşün ve Kürtlerin milli, demokratik hak ve özgürlükleri için kısa, orta ve uzun vadeli programlarla gerçek bir barış ve çözüm sürecini başlatalım diyoruz.
Öcalan, PKK, DEM Parti ve onunla iltisaklı çevreleri de kapalı kapılar ardında sürdürülen görüşmelere son vermeye ve Kürt milletinin milli duygularına ve onun ulusal demokratik taleplerine saygı duymaya çağırıyoruz.
21.02.2026
Mustafa Özçelik
Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Genel Başkanı

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.