Kürtler için tarih bir daha tekarür etmez , ikinci bir İdrisi Bitlisi vakasına da yol verilemez !..
Halen bazı Kürtlerin İdrisi Bitlisi hayranı oldukları bilinen bir vakadır! Kısacası bir Kürt kimliği olan İdrisi Bitlisi’nin bilmiyenler için kim olduğunu kısaca vurgulamak isterim. İdrisi Bitlisî, adından da anlaşılacağı gibi Bitlisli bir Kürt din adamı olup, Osmanlı Devleti’nin Yavuz Sultan Selim'in Doğu ve Güneydoğu Anadolu politikalarında, özellikle Safevî Devleti'ne karşı yürütülen mücadelede kilit rol oynamış bir Kürt din adamıydi!.. Tarihte ne mi yapmış ve neden bunca yıl aradan geçmesine rağmen halen gündemde kalmış?!. Kısaca buna değinmekte yarar var! İdrisi Bitlisi, Yavuz Sultan Selim'in Doğu ve
Güneydoğu Anadolu politikalarında, özellikle Safevî Devleti'ne karşı yürütülen mücadelede kilit rol oynamış bir din adamıydı! Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'e şu konularda yardım ederek O’nun yolunu açmış, Yavuz‘a Mısır’a kadar şavaşmasını ve o toprakları zapt etmesinde büyük rol oynamıştı!.. İdrisi Bitlisi, Doğu Anadolu denilen Kürdistanı, Yavuz Sultan Selim'i bölgedeki Kürt aşiret beyleriyle görüştürerek, Safevî baskısı altındaki bölge beylerinin Osmanlı tarafına geçmesini sağlamıştı!..
Askeri ve idari desteği Kürtlerden alan Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı'na Kürtlerden
aldığı 10.000 kişilik yerli gönüllü Kürt ordusuyla Safevilerin egemenliğinde olan toprakları
Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katmış, Kürt Beylilikleri ve Amedi‘n (Diyarbakır’ı) Safavilerin bölgeyi işgal korkusuna son vermiştir! İdrisi Bitlisi, bölgedeki tüm Kürt Beyliklerini Osmanlı Devleti'ne bağlanmasına neden olan ve Kürdistan’ın bugünkü konumda kalmasını sağlayan tarihi bir kişiliğe. Sahiptir. Bu kişi (İdrisi Bitlisi), Çaldıran Muharebesinin (23 Ağustos 1514) kaderini değiştiren kişi olarak adı tarihe geçmiş. Savaş Osmanlıların zaferi ile bitmiştir. Kürtlerin bu savaşta hiç bir kazanımları olmamış, Anadolu'da Kürtler arasında Alevi–Sünni çatışmasının günümüze kadar sürüp gelmesine neden olmuştur!..
İdrisii Bitlisi, Safevi (Şah İsmail) Devleti’nin baskısı altındaki Sünni Kürt beylerini Osmanlı
Devleti’nin çatısı altında birleşmelerine ikna eden kişidir! Bu birlikteliğin sonucunda 1514 yılında yapılan „Amasya Anlaşması“ ve Yavuz Sultan Selim ile 28 Kürt Prensi (Mîr) arasında, İdrisi Bitlisi'nin kişisel çabalarıyla aralarında bir antlaşma yaparak Kürt Bölgeleri böylece Osmanlı Devleti’nin himayesine girer!.. Osmanlı Devleti enkazı sonucu 1923 yılında yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti kanunları ile Kürtlere hiç bir ulusal hak verilmeden günümüze kadar Kürtler hep oyalayarak aldatmışlar!..
Osmanlılar döneminde Kürt Beyliklerine verilen haklar bile Cumhuriyet Dönemi’nde tümü kırpılarak ortadan kaldırılmış!.. Kürt Beylerine verilen haklardan iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı'ya bağlı beylik sistemiyle (Ekrad Beylikleri) yönetilmeye başlanılmıştı. Cumhuriyet döneminde Beyliklere verilen haklar bir yana, sadece „Kürt ve Kürtçe Dili“ kelime ve kavramları bile yasaklanılmış!..
Kürdistan’ın Osmanlı hakimiyetine girmesinde en büyük hayati rolü oynayan İdrisi Bitlisi,
bu tarihi ihanetini yapmamış olsaydı, kim bilir, Safavi Saltanatı’nın yıkılışıyla Kürtler de kendi tarihi devletlerini o dönemde kurmuş olacaklardı!.. İdrisi Bitlisi‘nin Yavuz Sultan Selim’e yazdığı mektuplarla Kızılbaş tehdidine karşı Sünni beylerin desteğini organize etmiş ve Osmanlı'nın bölgedeki meşruiyetini güçlendiren kişi olarak adı tarihe geçmiştir! Geride Kürtler arasında bıraktığı tahribat ise bügünkü Alevi-Kızılbaş ve Sün’i-Şaf‘i çelişkisinin Kürtler arasında günümüzde bile bu çelişkinin sürüp gelmesini yaratan kişi olarak farihte tanımı yapılır! Bu kadar yıl sonra Kürtlere yapılan bu tarihi tahribatı günümüzde halen Sun’i-Alevi çelişkisine indirgeyen zavallı inanç sahibi Kürtlere denilecek hiç bir söz yoktur!.. Çünkü onlar tarihten ders almamış zavallı inanç sahipleridir!.. Günümüzde İdrisi Bitlisi’nin görevini devir almaya soyunan Kürtlerin sonları da O’nun ki gibi olacağına hiç kimsenin şüphesi olmasın! Bu konuda haklılığın oluşmasına ve gerçeğin kitlelere aktarılmasına az bir zaman kalmıştır! Basında çıkan haberlere göre onbinlerce Kürt ve Türk gençlerinin karanlık bir savaşta kurban edenler tarih karşısında sanıktırlar! Ayrıca bir halkı bağımsızlığa götürmek için yola çıkanlar, kendi halkının bağımsızlığını istemişler diye kendi savaşçılarından 18 bin genci kurşuna dizenlerin ne bu dünyada, ne de öbür dünyada yerleri yoktur! Bu yapılanları yapmak bir yana, bunları düşünmek bile hayalleri zorlamaktadır!.. Yazık oluyor insanlığa!.. Yazık oluyor boyunduruk altındaki Kürtlere!..
Doğu Kürdistan’da Mahabad Kürt Cumhuriyeti‘nden bu yana yıllardır Kürt Halkı demokratik mücadelesini halen sürdürmektedir! Güney Kürdistan’da istenilen düzeyde olmasa da bir „Kürdistan Bölgesel Yönetimi 2005’ten buyana, Irak Anayasası ile resmiyet kazanan Federal Irak Anayasası'na göre yasal statü içinde ve başkenti Hawlêr (Erbil) olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY), Irak federal devleti içinde federe bir yapıdır. Başkanı, Başbakanı ve Reisicumhuru vardır. Ayrıca Sadam’dan sonra Irak’ta seçilen Reisicumhurların hepisi Kürt kimliğiyle seçildiler. Celal Talabani, (2005-2014) Irak'ın ilk Kürt Cumhurbaşkanı seçilmişti. Fuad Masum: (2014-2018), Berhem Salih (2018-2022), Abdüllatif Reşid: (2022-2026) ve günümüzde Nizar Amedi (11 Nisan 2026) Kürt kimlikleriyle Irak reisicumhurları olarak Irak Parlamentosu tarafından çoğunluğun oylarıyla görevlendirilmişler!..
Dünyada herkesin insan haklarına dayalı bir hayatı yaşama hakkı vardır! Kürtler de birgün
mutlaka özgür olacaklar ve diğer özgür halklarla birlikte kardeşçe bir arada yaşayacaklar!
O, özgür günler uzak değil!.. Rojava’da yıllardan beri Kürt halkının verdiği mücadele sonucunda nerdeyse tüm Rojava Kürdistanına ait topraklar özgürleştirilmişti! Askeri güç ve uluslararası dayanışma Kürtlerin lehineydi! Kurtarılmış Kürt bölgelerinde eğiyim ilkokuldan Üniversiteye kadar Kürtçe ile yapılıyordu. Kuzey Kürdistan’da tüm Kürt halkının demokratik haklarını gasp edenlere öncülük yapan Kürtler, Rojava’da kazanılan tüm haklardan Kürtleri mahrum bırakarak Kuzeydeki Kürtler gibi Kürtleri yok sayan bir Işıd yönetimine teslim ettiler!.. Kürtçe’nin yerine Arapça diliyle eğitimi uygulanmaya başladılar! Tarihte ikinci bir İdrisi Bitlisi vakasına soyunanlar bir yanılgı içindeler!.. Bir kere o günkü derebeylikler günümüzde artık yok olmuşlar! Günümüzdeki Kürt halkının büyük bir çoğunluğu Kuzey Kürdistan’dan göç ederek, Batı Anadolu’da Tüklerle iç içe yaşamaktalar! Kürdistanın genelinde birkaç milyon Kürt başta Avrupa olmak üzere tüm dünyaya dağılmşlar!..
Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Abdullah Öcalan tarafından 1974 yılında kuruluş aşaması çalışmalarına başlayıp 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis Köyü‘nde resmen kuruluşunu gerçekleştirmişti. İlk çalışmaları silahlı propaganda ile başlıyarak demokratik çalışmalar yapan Kürt parti ve örgütlerinde çalışan yurtseverleri hedef alarak işe başlamıştı! Bazı Kürt yurtseverleri öldürdükten sonra Kürdistanın diğer parçalarında da örgütlenmeye başlamışlardı. Özelikle Güneyde Rojavada o dönemki BAAS Rejimi‘yle anlaşarak Kürt halkını örgütlediler. Suriye gizli haber alma örgütü ile uzun yıllar bağlantılı çalıştılar. Şam merkezinde bile bürolarının olduğu çok yazılıp çizildi! Türkiye istihbaratı ile bağlantılı Prof. Dr. Yalçın Küçük ve Dr. Doğu Perinçek ile örgütün dostluğu öğrenci-öğretmen ilişkisine dönüştü. Türk istihbaratı ile de başlangıçtan beri örgütün ilişkileri seziliyordu! Özellikle Kuzey Kürdistan’ın Batısındaki örgütlenmede yüzlerce Kürt Alevi gençleri bizat örgüt tarafından kurşuna dizildiler! Örnek olarak daha başlangıçta Batı Eyaleti Komutanı Terzi Cemal lakaplının emriyle çok genç öldürülmüştü. Terzi Cemal da Pazarcıklı Alevi bi Kürt’tü. Ailesinde ve yakın akrabalarında 8 kişi şehit olmuştu! Kendisinin bir kaç kez ölümlerden şüpheli görülerek örgütçe ifadesinin alındığı o dönemki basın haberlerinde verilmişti! Son defasında örgüt O’nu merkeze çağırarak O’nu da bir daha bölgeye göndermiyerek, O’nu da kurşuna dizerek infaz etmişler!.. Kısacası örgüte yoğun olarak katılan bu Alevi bölgesinin insanları, örgüte yaklaşmamak üzere soğutulmuştu. Bu dönem Kuzey-Batı Cephe’de sayıları kabarık militanlar esrarengiz bir şekilde öldürüldüler. Komutan Gazi Şahin örgütün önemli elemanlarından biriydi! Annesinin anlatımıyla bir eylemde yara alıp, örgüt O’nu annesinin evinde tedavi ediyorken anesinin anlatımına göre, gündüz gözüyle eve gelen örgütten danıdıkları üç militan:“ Gazi’nin yarası iyileşmeye yüz tutmuştu! Gazi’nin tanıdığı üç arkadaşı eve gelerek: Gazi, sen silahlardan iyi anlassın! Yeni bir grup silah alacağız! Bir de sen bak, dediler. Evden Gazi ile birlikte dört kişi ayrıldılar! 300 metre evin yakınında aniden silah tarama sesleri duyuldu! Evden çıkıp o tarafa yöneldiğimde Gazi’nin kanlar içinde cansız bedeniyle karşılaştım!.. Sonraları vücudunda sayılmayacak kadar mermi yarası hastahanede tesbit edildi! Benim Gazi’mi delik deşik edenler arkadaşlarıydı!..“ demişti!..
Yine ayni yıllarda Gazi Şahin’in çalışma bölgesinde arkadaşı olan Aziz Kaymaz’a Nurhak Dağları eteğinde yer alan bir Türk Köyü olan Çavuşlu’nun dağ yamacındaki alanında daha
dağa tırmanmadan helikopterle açılan lav silahlarıyla 25 silahsız gencin tümü hunharca
yakılarak öldürülmeleri bölgeye büyük bir dehşet ve korku yaymıştı!..
Hastahanede yapılan tıbi incelemelerden sonra cesetlerin tümü de tanınmıyacak çekilde gömürleşmişler!..
Yıllar sonra hep yaşadığı sanılan kafile lideri Aziz Kaymaz’ın da o olayda şehit düştüğü öğrenildi! Olay mahalinde sadece yanık bir silah bulunmuştu! O da dağdan inip kafileyi guruba ulaşıracak olan Aziz Kaymaz‘ındı!.. Aziz Kaymaz, Malatya bölgesinde dağa giden ilk kadrolardandı. Bölge şehitlerinde kaymakam abisi ve kızkardeşleriyle aileden sekiz şehit verilmişti! Bölgede adları destanlaşan komutan Gazi Şahin, uzun yılar Komutanlık yapan ve sonunda şehit olan Komutan İzetin İnan’ın adları hep birer kahraman olarak öne çıkan adlardı!..
Yine ayni yıllara denk gelen dönemde Malatya Merkezde üniversite hazırlık kurslarına Emek Dershanesi‘nde ders alanlardan sayısı kabarık bir kız ve erkeklerden oluşan Alevi gençlerini örgütliyen paralel bir yapı güya parti adına gündüz öğle vakitlerinde dershane ve civarında aldıkları 38 genç insanı erkek, kız demeden minübüslere doldurarak Malatya-Adıyaman sınırında sarp kayalıklara dayalı bir bölgede arabalardan indirilerek yol buraya kadardır, denilmiş. Boş minibüsler tekrar geldiği istikamete döndüklerinde, kısa bir süre sonra gözüken bir helikopterden bomb ave lav silahlarıyla gençlere rast gele ateş edilerek 38’inin de öldürülüp, yakılarak katledilmeleri olayı aynen Çavuşlu Köyü’ndeki gibi yakılan cenazeler tanınmıyacak düzeyde kömürlenmişler! Cesetlerden biri unutulmayan devrimci Teslim Töre’nin yeğeniydi!.. Malatya bölgesi yurtseverlerin en çok şehit verdikleri bölgelerden biri oldu!..
Bu bilinen veya gözükmiyen örgüt karanlık ilişkiler içinde Türkiye’de uzun yıllardan bu yana devam eden savaşta hem Kürtlere, hem de Türklere çok zarar vererek, pahalıya mal oldu!.. Solun en güçlü döneminde ortaya çıkan örgüt, önceleri bölgede kendilerine rakip olan Kürt örgüt ve partileri hedef aldı. Sonra sol kurtarıcı adına büyüyerek yığınsal olarak kısa sürede Kürt gençlerini silahlı mücadele saflarına katarak çoğu çarpışmalarda öldürüldüler! Kimi kimi vurduya giden bu gençlerden „Bağımsız Kürdistan“ istiyen 18 bin Kürt gencinin iç infazlarla öldürüldüğü yapılan açıklanmalardan öğreniyoruz!..
Örgütün daha başlangıcından beri devlet adına iş yaptığı bu korkunç rakamlardan anlaşılıyor!.. Örgüt ve parti başkanı Abdulah Öcalan kendi ifadesiyle başlangıçta:“Real Sosyalizm ve aşırı milliyetçilik beni yoldan çıkardı!“ diyor! Türkiye Solu’nun güçlü olduğu o dönemde zaten bir seçeneği olmayan başkan, solu ve sosyalizmi daha başta yanlış bir hatası olduğunu söylerken, bugünkü kimlik ve dünya görüşünü de sergiliyordu!..Son açıklamalarında:“İlerde Türkler mezarıma dua edecek, Kürtler de mezarımı görünce tükürecekler!“ diyor! Kendisini tanıtan bu tesbiti, bundan daha iyi bir tesbit de zaten yapılamazdı!.. Kendi halkının tüm değerlerini başta Kürtçe’nin anadil dersi olmasını istemiyen, Kürtlerin zamanla asimile edilerek Türkleştirilmesini istiyen biri, olsa olsa yine kendi ifadesiyle bir „Türk, ya da Türkleşmiş bir Kürt olarak!“ kendi kendisini de bitirmiş oluyor!..
Kürdistan İşçi Partisi‘nin önemli adamlarından biri olan Cemil Bayık, aslen Elazığ'ın Keban ilçesine bağlı Aşağıçakmak köyündendir. Ayni zamanda PKK‘nın yürütme konseyi üyesi. PKK'nın yaşayan beş kurucusundan biridir. Son yaptığı konuşmada:“Bağımsız, Birleşik ve Demokratik Kürdistan başta bizim için bir sılogandı! Şimdi biz Kürtlerin ayrı bir devlet kurmasına karşıyız!.. Bağımsız bir Kürdistan Devleti’nin kurulmasına asla müsade etmiyeceğiz!“ diyor!.. PKK’nın Kürdistan’ın genelinde örgütlenmesi de aynen bu plana denk düşüyor! Cemil Bayık, bu sözleriyle PKK/KCK’nın Kürdistani güçlerin karşısında artık „Kontra Gücü“ olarak görev aldıklarını ifşa ederek konuyu açıkça vurgulamaktadır!.. İlerde tarih şuna şahit olacak! Öcalan kendi vadesiyle ölmese, Kürtlerden önce, binlerce şehit veren Türk aileleri O’nun işini bitiri verirler!..
Güya hapiste olan İşçi Partisi lideri Öcalan, tutsaktır veya bugünkü görünümüyle Türkiye’yi partisinin kurucu önderi olarak hükümet sözcülerince sık sık adı vurgulanıyor! Böylesi bir Türkten daha çok Türkleşen biriyle Kürt halkının ulusal demokratik hakları pazarlık konusu asla edilemez! Şayet kendini taraf olarak görüyorsa o zaman da psikolojik sorunları var demektir!.. Doktorların konuya müdahale ederek konuyu araştırmaları gerekir!.. İki halk arasında uzun yıllara dayalı bir savaş olduysa anlaşmanın taraftarları dışarda anlaşma dışı bırakılan demokratik Kürt örgüt ve parti temsilcileridir!.. Devletin rehin aldığı bir sözde bir Kürt örgüt lideri taraf olarak devlet ile antlaşmaları kaleme alıp, karar vererek imzalıyamaz!.. İşçi Partisi liderinin Rojava’da takındığı tutum ve Kürtlerin yıllarca bedel verip elde ettikleri tüm kazanımları boşa gitmiş gibi gözüküyor! Yıllarca sürüp gelen okullardaki anadil Kürtçe ile yapılan eğitimin yerini Arapça dili alamaz!.. Yapılmak istenen de tam da budur! Siyasi olarak Suriye hükümeti Kürtlere 4 parlamenter kadrosunu vermek istiyor! Halbuki 15 Mayıs 2026 tarihinde Kamişlo’da yapılan 10 Kürt partisi toplantısında partiler 40 parlamenter kadrosunu Kürtlere verilmesini talep etmekteler! Tutuklu olan İşçi Partisi önderi Süriyedeki Kürt halkının kazanımlarını yok hükmünde göremez! O’nun sağlıklı biri olarak Kürtlerin aleynine olacak uygulamaları Arap ve Türkiye’nin lehine Rojava’da yaşıyan Kürtlere kabul ettirilmesi asla düşünülmemelidir! Oradaki Kürtlerden başka kimsenin onların adına karar vermesi hiç bir şekilde kabul edilemez!.. Hele hele Rojavalı Kürtlerin ulusal hakları için Kuzey Kürdistanlı bir Kürt, Suriye ve Türkiye’nin lehine, Kürtlerin de aleyhine hiç bir dayatmayı veya uygulamayı yapamaz! Yapan da Kürtler adına değil, egemen devletler adına yapıyorsa artık böyle bir kişinin geleceği Kürt halkının içinde asla yeri yoktur!.. Ayrıca Kürdistan‘ın dört parçasında ayni dönemlerde Kürtleri Türkler adına örgütliyen bir Kürt örgütüne karşı diğer tüm Kürt örgütlerinin birleşerek karşı koymayışları da büyük bir gafleten başka bir şey değildir! Karşıdakini suçlamak kolay! Kendi özeleştirisine gelince bir köşede durup beklemek kolaydır!.. Kürtlerin dört parçada da karşı karşıya kaldıkları haksızlıklar hep ayni olmasına rağmen, çözümde halen birleşmemeleri de çok düşündürücü değil mi?..
Yazar Abdurrahman Dilipak’ın Öcalan hakkında yaptığı dikkat çeken bir medyaya yaptığı bir açıklamasında diyorki:“Öcalan aileden biri! Öcalan 1972 yılından bu yana MİT ile bağlantılı olduğu yönünde bir idiada bulunarak „Ankara bunu artık açıklasın!..“ çağrısını yaptı!.. (1.)
Deneyimli gazeteci Camal Paşa’nın torunu Hasan Cemal da „Barışın sadece çatışmanın sona ermesi olmadığını, Kürtlerin Türk devletinin „eşit bir parçası“ olduğu bir sistemin kurulması anlamına geldiğini vurgulayarak, bu uyumun sadece Türkiye’ye fayda sağlamaz, tüm Orta-Doğu’yu yeniden şekillendirme gücüne sahiptir!“ der. Bu çözüm önerisi Orta-Doğuda kalıcı barış için bir öneridir…
Hem Türkiye’de hem de Suriye’de Kürtlerle ilgili iki ülkeye de istibarat vererek birlikte çalışan örgüt artık deşifre olmuştur! „Yavuz hırsız ev sahibini bastırır!“ derler. Örgütün Güney Kürdistan‘da Federe Kürt Devletini oluşturan KDP ve YNK (PUK)‘un da arasına girerek, Güney Kürdistan’da temel güçleri de karşı karşıya getirerek önemli ve kendilerine göre de başarılı rollerini yerine getirmiş, KDP’nin denetiminde olan Kuzeyde Duhok, Zaxo ve Metinan gibi dağlık bölgelerde kendilerini koruma amaçlı geçici Türk askeri karakollarla da donatılmış! Ayrıca bu bir tür işgal da olup, Kürt Devleti’nin kuruluşunu önleme girişimidir! Doğu Kürdistanda Öcalan PJAK örgütü ile Urmiye, Mahabat ve Celali Aşireti’nin Türk-İran sınırı boyunca Türk kökenli halk ile de Türkiye’nin aracılığıyla Kürtlerin özgürlük girişimine set çekmek istemektedir!.. Kısa bir ifade ile Türkiye kendini Kürdistanın dört parçasında da PKK örgütü adı altında yarım asırdır Kürdistan’da kendini sinsice örgütlemiştir!..
Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen Kürdistan‘ın dört parçasındaki yurtsever ve demokratik örgütlerin birleşerek cephe oluşturmayışları da ayrıca düşünülmesi gereken önemli bir husustur! Bu konuda düşünce üretmenin zamanı değildir! Şunu iyi bilmek gerekir ki her örgütün içinde birleşmeleri engelliyenler doğru yolda değiller!.. Uluslaşma ve demokratik cephede birleşmiyenlerin de gidecekleri kapı eninde sonunda çıkmaz bir yol olacak!..
Artık Öcalan’ın Kürdistan’da ve Türkiye’de kordinatörlüğü, Kürtler tarafından asla onaylanamaz! Kordinatörlük, hapiste olan biri için ancak „Yetkisiz bir sorumluluk“tur!.. Bir anayasal güvence yok ise antlaşmalar da yok yükmündedir! Başta Kürtçe dil yasağı ve anadilde eğitim artık kanun ile belirtilmelidir! Eşit vatandaşlık Kürtlere kanun ile verilmiyecekse, Kürtler adına kim anlaşma yapıp, imzalıyabilir ki?..
Türkiye artık sorunlarını çözme aşamasındadır! Şayet sorunlarını demokratik atılım ve kanunlarla gerçekleştirmiyecek bir Türkiye’yi pek de iyi günler beklemiyor!.. Çağdaş ve tüm vatandaşlarının duygu ve düşüncelerini kapsayan yeni bir anayasa artık kaçınılmaz hale gelmiştir! Sorunları çözmede gecikmeler bazan da büyük felaketlere de yol açabilir!..
İdrisi Bitlisi'nin o dönemde oynadığı arabulucu ve ittifak kurucu rolünü yeniden üstlenmeye soyunan bir kişinin veya örgütsel olarak yaklaşımlar sadece bir hayalden ibarettir. Kürtlerin bir kısmı böylesi bir çözüme onay verseler bile, binlerce çocuğunu bu
kör döğüşü savaşa kurban veren Türk aileleri ne böyle bir kişiye, ne de böylesi siyasi bir çözüme ikna edilemezler!..
Sonuç olarak Kürtlerde, Kürtler için kendini adayan büyük önderler tarihte az çıkmışlar! Büyük Kürt düşünür ve şairi olan Ehmedê Xanî, daha 1695 yılında kaleme aldığı ünlü yapıtı Mem û Zîn‘de Kürtlerin devletsiz ve boyunduruk altında kalmasının temel nedenini iç çekişmelere ve birlik olmamalarına bağlar. bak. (2) Bu görüşünü daha o dönemde bugünkü Türkçe çevirisi ile durumu şöyle dile getirir:“"Eğer biz Kürtler birlik olabilirsek, aramızdaki ayrılıkları ve düşmanlığı kaldırabilirsek; tüm Araplar, Acemler (Farslar) ve Türkler önümüzde boyun eğer ve bize hizmet ederler!" der…
Ehmedê Xanî, Kürtlerin devletsiz kalışını ve aşiret kavgalarını, ittifaksızlığı ve parçalanmışlığını büyük bir dert olarak görür. Ona göre:“Eğer Kürtler ortak bir lider etrafında birleşip kendi aralarındaki ihtilafları çözebilselerdi, bilimde, kültürde ve siyasette daha çok güçlü bir konuma gelirlerdi!..“ der.
Bu yönüyle Xanî'nin çağrısı sadece Mem û Zîn‘deki romantik aşk hikayesi değil, aynı zamanda halkının eğitimi, cehaletle mücadelesi, siyasi birlik ve aydınlanma ihtiyacını daha o dönemde günümüze ışık tutacak olan sosyopolitik bir manifestodur! O gün de bu görüşler geçerliydi ve bugün de ayni görüşler halen doğruluğunu koruyorlar!..
Kürtler her nedense tarihte günümüze kadar Ehmedê Xanî gibi düşünürleri az çıkarmışlar. Hele günümüzde tozun dumana karıştığı bir dönemde Ehmedê Xanî gibi düşünürlerimiz olsa da bunların düşünceleri kimseleri pek de tatmin etmiyor! Çoğu insanlar birbirini hafife alarak geçiştiriyorlar! Yani kısacası Kürt toplumunda aydınları koruyan ve onlara sahip çıkan kurumlar halen yaratılmamıştır! Bu da kanımca Kürtlerin devletsiz bir millet oluşundan kaynaklanmaktadır!..
Kısaca sonuç olarak dünyadaki ihanetlerin sonu hep genellikle bir çöküş, güven kaybı ve
yalnızlaşma ile sonuçlanmış! Kuzey Kürdistan‘daki bu son durum da aynen dünyada tekrarlanan sonuçlar gibi bir yenilgi ile bitecek!.. Bu yenilgi Kuzey Kürdistan’daki demokratik Kürt örgüt ve partilerin birleşmesine ve ayni zamanda Türkiye’nin de genelinde bir demokratik yönetimin işbaşına gelmesine yol açabilir!.. Şu dönemde Kürdistanlı örgütlerin her parçadaki demokratik gelişmelere duyarlı olmalı ve bu gelişmelerle dayanışmada bulunarak destek vermeleri gündemdedir. Her parçada birleşen Kürt örgütleri uluslararası ilişkilerde de kendilerine bir ortak temsilcilik oluşturmaları da kaçınılmaz yeni bir örgütlenmeyi gündeme getirecektir!.. Bu örgütlenme biçimi Filistin Kurtuluş Mücadelesi gibi olmamalı! Gerçi Kürtler Filistinlilerin „Hamas Kurtuluş Örgütü“nün İsrail Devleti ya da gizli istihbaratı olan „Mosad“ tarafında kurulduğunu daha çözemediler! Türkiye’de Türk Devleti, Kürtlere karşı kurdukları ve Kürtlerden oluşan binlerce korucu ve daha tam deşifre edilmeyen örgütleri artık eskisi gibi kullanamıyacak! Çünkü devlet bu kadar zamana yayılan kocaman riskleri artık taşıyamıyor!.. Türkiye’nin bu tutum belki de demokratikleşmesinin de yolunu açacaktır!..
Kaynak: 1) @aDiliipak.
2)İslam Ansiklopedisi, Şeyh Ehmedê Xanî
3) Faik Bulut, Ehmedê Xanî’nin Kaleminden Kürtlerin Bilinmeyen Dünyası, İstanbul 1995.
19 Mayıs 2026
Abuzer Bali Han


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.