Kürt Siyasetinde Vesayet, Yanılsama ve Teslimiyet
Celal Hoca / Amed
Sistemi olmayan, yönetim ve idaresi bulunmayan bir halkın üzerine dayatılan düzene bir bakınız. Aklın ve mantığın tutulmasıdır bu. İşgal altındasın; birileri tarafından korunuyorsun. Seni koruyan güç ise dünyanın en büyük hegemon gücü. Ama buna rağmen kalkıp diyorsun ki: “Dünyayı ben kurguluyorum, düşüncem dünyaya egemen olacak.” Olmayan gücünle bölgenin rol modeli olduğunu iddia ediyorsun.
Neyle peki? Kurduğun sistemle mi? Oluşturduğunu söylediğin savunma düzeniyle mi? Hiçbiriyle.
İmralı’da sürekli dile getirilen, Kürtleri Türkiye Cumhuriyeti sistemine entegre etmeyi görev bilen o yaklaşım var ya; işte o yaklaşım, Kürt ve Kürdistan gerçeğini Türkiye istihbaratıyla birlikte muğlaklaştıran, içi boşaltılmış bir düşüncedir. Bu düşünce Kürtlerin lehine oluşan tarihsel ve siyasal koşulların önüne set çekmenin aracına dönüşmüştür. Türkiye’nin asıl amacı da tam budur: Kürtlerin lehine gelişen her koşulu daha başında boğmak, büyümeden etkisiz hale getirmek. Ve ne yazık ki sizler de bu politikanın uygulayıcısı durumuna düşürülmüşsünüz.
Böylece bir “tanrı” yaratıldı. Ama o tanrı kendi başına bir güç değil; asıl tanrısı olan Türkiye’nin sözünden çıkmayan bir figür sadece.
Ona yenildiniz.
Önce düşüncede yenildiniz.
Sonra askeri alanda yenildiniz.
Ve en sonunda “teslim olun” çağrısına kadar sürüklendiniz.
Sahada bulunan Ok, Aldar Xelil, OSO, Müslüm, Yoza Yusuf ve benzeri isimler üzerinden bir denetim kuruldu. General Mazlum ile İlham Ahmed’in inisiyatifi böylece sınırlandı; kendi politikalarını hayata geçirmelerinin önü kesildi.
Bir soru soralım: Türkiye neden geri dönüşlerin hızlanmasını istemiyor? Neden ağırdan alıyor?
Çünkü biliyor. Sahadaki gerçekliği biliyor. Dengeleri biliyor. Kürtlerin lehine gelişebilecek her sürecin önünü almak için zamanı yaymak gerektiğini de biliyor.
Siz ise halka yeni durumu anlatmaya çalışıyorsunuz. Ama önce kendiniz inanmalısınız. Kendinizin inanmadığı bir tabloyu halka anlatmaya kalkmayın. Halkın aklını bulandırmayın. Halkın şehitleriyle yarattığı değerleri bu kadar ucuz harcamayın.
Kerkük ve Kürdistan’ın tartışmalı bölgelerinde yaşananlar ortada. PDK zayıflasın diye başta Kerkük olmak üzere birçok alan Haşdi Şaabi’ye teslim ettirildi. Kerkük düştü; ardından Efrin işgal edildi. Şengal’de ise PDK güçlenmesin diye alan, ezeli düşman olarak tanımlanan Irak güçlerine ve yine Haşdi Şaabi’ye bırakıldı.
Sorulması gereken soru açık:
İmralı merkezli ve Türkiye eksenli bu siyasetle Kürt halkından ne istiyorsunuz?
Türkiye ile İmralı’nın birçok konuda uzlaştığı söyleniyor. Ama 12. Kongre’nin üzerinden on ay geçmiş olmasına rağmen ortada somut bir adım yok. Neden? Bu bir tesadüf mü, yoksa danışıklı bir geciktirme mi?
“Tanrınız” villasına yerleşmiş durumda. Yazı kurulları kurulmuş, toplantılar tamamlanmış. Ama sahada olan biten başka: oyun içinde oyun.
“Bana fırsat verin, Kürtler beni peygamberleri gibi görüyor; hepsini Türkiye’ye teslim edeceğim” sözünün boşuna söylenmediği bugün daha açık görülüyor. Bu bir retorik değil; adım adım uygulanan bir siyasal stratejidir.
Yasal düzenleme yapılırsa sahalar boşalacak. İran’daki gelişmelere müdahale edecek güç ortadan kalkacak. Türkiye’nin yavaş davranmasının nedeni de tam olarak budur. Süreç zamana yayılıyor; İmralı ve o meşhur “altılı ganyan” birlikte yürütüyor bu süreci. Rojava’da kalan alanlara müdahale de yine bu mekanizma üzerinden gerçekleştiriliyor.
Bir başka çelişki de İran meselesinde karşımıza çıkıyor. İran’ın içten içe çürüyen yapısını görmezden geliyorsunuz. Buna rağmen solculuk adına onu anti-emperyalist bir çizgi gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Oysa İran bölgenin en önemli hegemon ve sömürgeci güçlerinden biridir.
Toplumla bağı kopmuş, marjinal yapılara yaslanan bir yönetimin bir gecede yok edilmesi toplumda hiçbir tepki yaratmıyorsa, ortada ciddi bir kopuş var demektir.
“Toplumsallık” diyorsunuz ama ulusal bağlamdan koparılmış bir toplumsallık tanımı yapıyorsunuz. Halktan kopuk bir siyasetle, halka rağmen çözüm arıyorsunuz. Oysa halkın sizden kurtulma arayışının giderek büyüdüğünü görmemek mümkün değil.
Bugün bölgede sizin varlığınızın sürmesi tesadüf değildir. Türkiye’nin de kabul ettiği, hatta yer yer teşvik ettiği bir denge durumudur bu. Amaç açıktır: Şahin Cilo’nun bağımsız bir siyasal hat geliştirmesini engellemek ve Türkiye’nin Kürtler üzerinde yürüttüğü politikayı kontrol altında tutmaktır.
Ama bütün bu hesaplara rağmen bir gerçek var: halk.
Halkın iradesi vardır.
Halkın hafızası vardır.
Ve halkın kendi önderliğini yaratma gücü vardır.
Bütün engellemelere rağmen, Türkiye’nin baskılarına rağmen Rojava’da, Başûr’da ve Rojhilat’ta yeni önderlikler doğacaktır. Bu süreç durdurulamaz.
Kaybedecek olanlar sömürgeci ve bölgesel faşist hegemon güçler olacaktır. Mafyatik bir siyasetle Türkiye’nin eksenine yerleşen İmralı çizgisi ise tarihin önünde hesap vermekten kurtulamayacaktır.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.