Celal Hoca Amed

Celal Hoca Amed

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Anavatan Duygusu Üzerine

A+A-

Celal Hoca / Amed

Anavatan duygusu şudur;

Bir toplum dış güçlerin saldırısına uğradığında, o toplumun her kesimi kendiliğinden bir direniş ruhu etrafında örgütlenirdi. Bu örgütlülük, ulusal kurtuluş mücadelesini doğururdu. Mücadele; öncülük, parti ve örgütler temelinde biçimlenir, işgal güçlerine karşı uzun süreli, yıpratıcı bir savaş yürütülürdü. Halktan herkes bu sürecin bir yerinde durur, kolektif bir bilinçle bağımsızlık sağlanıncaya kadar direniş sürerdi.

Tarihte bunun örnekleri var.

Russian Revolution sürecinde Sovyet halkı, İngilizlerin örgütlediği vekâlet güçlerine karşı savaşmıştır.

World War II'de Alman işgaline karşı büyük bir direniş sergilenmiş, sonunda Kızıl Ordu Berlin'e kadar ilerlemiştir.

Yine aynı savaşta Japon kamikaze pilotları, anavatan savunması anlayışıyla intihar saldırıları düzenlemiş, vatan ve millet uğruna ağır bedeller ödenmiştir.

Benzer fedai ruhu; Çin halk kurtuluş mücadelesinde, Bulgar direnişinde Georgi Dimitrov şahsında, Balkanlarda Enver Hoxha ve Josip Broz Tito pratiğinde de görmek mümkündür.

Sol düşünce, tarih boyunca egemen güçlere karşı halk savaşını esas almış; kendini vatanın kurtuluş fedaileri olarak tanımlayan bir felsefe geliştirmiştir.

Bu fedai eylem tarzı Kürdistan mücadelesinde de görülür. Güney'de, Rojhilat'ta, Bakur'da ve Rojava'da bu ruh kendini göstermiştir.

Fakat bugün gelinen aşamada birçok kavram anlam kaymasına uğramış durumda. Yeni anlamlar yükleniyor. Müdahale edilmeyen alan yok. Yakılıp yıkılan sadece şehirler değil; mücadele refleksi, direniş azmi de törpüleniyor. Eskisi gibi bir toplumsal seferberlik neden oluşmuyor? Değişen ne? Toplumlar hangi evreye geçti?

Dikkat edelim;

Muammar Gaddafi vardı. Libya'yı dünya sahnesine taşıyan, kendine özgü özellikleri olan bir liderdi. ABD öncülüğünde yürütülen müdahale ile devrildi ve linç edilerek öldürüldü. Halkı onu sahiplenmedi. Ölüme terk edildi.

Tunus, Suriye, Irak, Venezuela... Müdahaleler zinciri sürdü. İç meseleler küresel güçlerin müdahale alanına dönüştü. Başkanlar indirildi, sistemler yeniden dizayn edildi.

Demokratik, şeffaf ve halk katılımına dayanmayan ülkelerde yönetim; halktan kopuk zümrelerin elinde olur. Bu zümreler çıkar çevreleridir. Seçim yapılmış olsa bile kolektif bir halk iradesinin ürünü değildir. Kastlaşmış yapı; kendine benzeyenleri kilit noktalara getirir. Dürüst, ilkeli, vatan savunmasını prensip haline getirenler tasfiye edilir. Para ve çıkar eksenli ilişkiler devletin damarlarına kadar nüfuz eder.

İran örneğinde görüldüğü gibi; bir gecede devlet aklı hedef alınabiliyor. Atanan biri saatler içinde ortadan kaldırılabiliyor.

İsrail'e karşı olduğunu söyleyen Türkiye, Arap ülkeleri ve İslami dayanışma söylemi... Pratikte ortak bir blok oluşturulamıyor. Herkes kendi iktidarının çıkarı doğrultusunda hareket ediyor. Söylem başka, pratik başka. Çelişki derin.

Cemil Bayık, Ortadoğu'daki ABD ve İsrail politikalarının karşısında KCK, Rusya ve İran'ın durduğunu ifade ediyor. Sahadaki gerçeklik bu mudur? Ultra yeni bir dünya düzeninde, ABD'nin küresel dominasyon kurabildiği bir çağda kim güvende? Bunu en iyi bilenlerden biri yine kendisi olmalı.

PKK'nin tarihsel evrimi ayrıca değerlendirilmelidir.

Başlangıçta bağımsız birleşik Kürdistan hedefiyle, silahlı mücadeleyi araç olarak gören; sınıf temelli bir söylem geliştiren bir yapıydı. Büyük aşamalar kaydetti. Mücadeleye farklı sınıflardan insanlar katıldı. Toplumsal değişimler yaşandı.

Ancak süreç içinde, alan oluşumu ve iktidar koşullarıyla birlikte kolektif yönetimden uzaklaşılıp tek liderliğe doğru bir evrilme yaşandı. Direnenler tasfiye edildi. Tek lider anlayışı hâkim oldu.

Abdullah Öcalan sürecinde de güç dengeleri değiştiğinde nasıl yalnız bırakılabildiği görüldü. Dün mutlak görülen yapı, bir anda farklı bir konum aldı. Güç dengesi değiştiğinde, ideolojik sertlik yerini pragmatik söylemlere bıraktı.

Şu gerçek açık;

Halktan kopuk, üst çıkar zihniyetiyle şekillenmiş tüm yapılar, ellerinde güç varken güçlüdür. O güç daha büyük bir güç tarafından hedef alındığında, halk refleksif biçimde sahiplenme göstermeyebilir. Çünkü bu çağda bilgi yaygın. İnsanlar neyin ne olduğunu daha net görüyor.

Sonuç olarak;

Kürt halkının ve Kürdistan coğrafyasının geleceği, çıkar çevrelerinin kurduğu sistemlere eklemlenmekte değil; sistemi dönüştürme iddiası taşıyan özgürlükçü, değişimci güçlerle birlikte düşünülmelidir. Salt retorikle değil, sahici bir toplumsal dönüşümle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.