
ABD neden Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni hedef alıyor?
.
Lahey'de zaman zaman birbirine karıştırılabilen iki büyük uluslararası mahkeme var. Bunlardan biri, devletler arası uyuşmazlıkları çözen ve tarihi Barış Sarayı'nda bulunan Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı (UAD). Diğeri ise ancak 2002'den bu yana savaş suçlularını bireysel olarak hesap vermeye çağıran Uluslararası Ceza Mahkemesi(UCM ya da İngilizce kısaltmasıyla ICC).
UCM'de 193 Birleşmiş Milletler (BM) üyesinin tamamı değil mahkemeye aktif olarak katılmış 125 ülke temsil ediliyor. ABD, Rusya ve Çin ve Türkiye'nin yanı sıra özellikle Asya ve Kuzey Afrika'dan bazı ülkeler bu yapının dışında.
Bu mahkeme bir süre önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun hedefi oldu ve Rubio, mahkemeyi "tuğla tuğla sökmekle" tehdit etti. Bakanlık hatta ABD'nin mahkemeye karşı kullanmayı değerlendirdiği araçları sıraladı. Buna göre ABD, UCM çalışanlarına giriş yasağı uygulayabilir ya da mahkeme ve bağlantılı kuruluşlara yönelik yaptırımları ağırlaştırabilir. Hatta "UCM'nin sahte yetkisini reddetmeyi reddeden ve aynı zamanda ABD yardımlarından yararlanan" ülkelerin daha sıkı incelenmesinden de söz ediliyor.
ABD, UCM'yi daha önce de birkaç kez baskı altına almıştı. Ancak yeni tutum, dünyanın dört bir yanındaki uluslararası hukuk uzmanlarının dikkatini çekti.

ABD'nin Lahey üzerindeki baskısı artırıyor
Berlin'deki Avrupa Anayasal ve İnsan Hakları Merkezi'nde (ECCHR) uluslararası suçlar ve hukuki sorumluluk alanının eş program direktörü Andreas Schüller, "ABD ve Marco Rubio şimdi temelde bir yılı aşkın süredir yaşanan bir şeyi kamuoyuna açıklamış oldu: ABD, UCM karşısındaki tutumlarını ve kısmen oylama davranışlarını değiştirmeleri için başka devletler üzerinde çok farklı araçlarla diplomatik baskı kuruyor" diyor.
Schüller DW'ye yaptığı açıklamada,sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Bunun şimdi bir kampanya olarak ilan edilmesi elbette bunun stratejik olarak düşünüldüğünü, daha geniş kapsamlı tasarlandığını ve UCM üyesi olmayan başka devletlerin de baskı kurmak üzere sürece dahil edilmek istendiğini bir kez daha gösteriyor."
Hiçbir failin kaçamaması gereken bir mahkeme
ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne üye değil. Bu nedenle ABD topraklarında işlenen fiiller Lahey'de yargılanamıyor. Ancak UCM, bir kişiye üye bir ülkede vahşet suçu işlediği suçlaması yöneltildiğinde de yetkili. Rusya lideri Vladimir Putin ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hakkında tutuklama kararları da örneğin bu temelde çıkarıldı.
UCM'nin varlığı, tarihten çıkarılan derslerle açıklanabilir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi lider kadrosunun bazı üyelerine karşı yürütülen Nürnberg yargılamaları, bir anlamda uluslararası ceza hukukunun doğuşu oldu. 1990'larda Yugoslavya Savaşı ve Ruanda soykırımının ardından savaş suçları mahkemeleri kurulunca, kalıcı bir kurum çağrısı da karşılık buldu.
DW'ye konuşan Göttingen Üniversitesi'nden uluslararası hukuk uzmanı Kai Ambos'a göre mesele, Ukrayna'da, İran'da ya da Gazze'de olsun, "sorumluluk üstlenmenin temel sorusu" ile ilgili:
"Hangi çatışma olursa olsun, bu kadar ağır suçların işlenmesi ve başlıca sorumluların, yani özellikle hükümet başkanları ve diğer lider figürlerin cezasız kalması kabul edilemez. Hiçbir şey olmaması mağdurlar için kabul edilemez, aslında hepimiz için de kabul edilemez."

ABD vatandaşları sanık sandalyesine oturmalı mı?
Marco Rubio kısa bir video mesajında, mahkemenin ABD'nin bütün hukuk sistemini tehdit ettiğini söyledi:
"Ülkemizden şiddet yanlısı suçluları çıkaran sınır güvenliği görevlileri. Ülkemizi savunmak için hayatlarını riske atan Amerikan deniz piyadeleri. Eğer hareketsiz kalırsak, hepsi binlerce kilometre uzaktaki yabancı yargıçların insafına bırakılmış olur."
UCM'de ABD vatandaşlarına karşı yürütülen bir dava bulunmuyor. ICE sınır güvenliği görevlilerinin uygulamaları büyük ölçüde ABD içinde gerçekleşiyor; UCM'nin orada yetkisi yok. Karayipler'de uyuşturucu kaçakçısı olduğu iddia edilen kişilere yönelik hedefli öldürmelerde ise durum farklı. Eski UCM Başsavcısı Luis Moreno Ocampo, kasım ayında bunları insanlığa karşı olası suç olarak değerlendirmişti.
Mahkeme baskıya karşı kendini nasıl savunabilir?
Kai Ambos şimdi, "chilling effect" olarak bilinen "caydırıcı etkinin" güçlenmesinden endişe ediyor. Bunun örneğin UCM savcılarının ABD'li şüphelilere karşı daha ihtiyatlı davranmasına yol açabileceğini söylüyor ve ekliyor:
"Bir de yaptırımlarda over-compliance sorunumuz var. Yani ABD dışındaki şirketlerin de, ABD'deki işlerimizi tehlikeye atar diye bu kurumla artık çalışmayacaklarını söylemesi."
ABD Dışişleri Bakanlığı geçen yıl UCM'ye ve bazı yargıçlara karşı bir dizi yaptırım uygulamaya koydu. Bunun ardından mahkeme de kendisini ABD'den daha bağımsız hale getirdi. Örneğin Microsoft'un Office uygulamalarını Alman menşeli açık kaynaklı bir ürünle değiştirdi.

ECCHR uzmanı Schüller, üye devletlerin mahkemeyi desteklemesi için birçok küçük imkân bulunduğunu düşünüyor:
"Orta ölçekli güçler ve küçük devletler ABD'ye karşı bir araya gelir, uluslararası kurumlar için bir dayanak oluşturur ve karşı koyarsa, en önemlisi bu olur."
Rubio'nun tehditlerinin hemen ardından AB de UCM'nin arkasında durdu. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dünyayı "daha güvenli ve daha adil" kıldığını söylediği mahkemeye destek verdi.
Aslında ABD Senatosu da 2022'de, Rusya'nın Ukrayna'yı tam ölçekli işgali ışığında benzer bir görüşteydi. Bir kararda UCM, "hukukun üstünlüğünü ayakta tutmayı amaçlayan uluslararası mahkeme" olarak övülmüş ve Rusya'ya yönelik soruşturmalar memnuniyetle karşılanmıştı. Kısa süre önce hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsay Graham'ın sunduğu metnin eş sponsorlarından biri ise bugünkü ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ydu.
DW TÜRKÇE




HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.