Erdoğan/AKP, AB Krizini de 15 Temmuz gibi firsata çevirme çabasinda!

Erdoğan/AKP, AB Krizini de 15 Temmuz gibi firsata çevirme çabasinda!

Sinan Çiftyürek

A+A-

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında, bir yıl önce yaşanan göçmen krizine oranla daha derin bir kriz yaşanmaktadır. Kriz, önce Almanya’nın Türk bakanlara referandumda evet propagandasını yapmak amaçlı mitinglerine izin vermemesiyle başladı ve hızla Avrupa’ya yayıldı. Almanya, “büyük patron” edasıyla krizi daha kontrollü götürürken kendisini izleyenler kısa sürede O’nu solladılar.

Özellikle Hollanda, yarın yapılacak olan seçim yarışının da basıncıyla yani iç siyasi hesaplarla krizi en önde göğüsledi. Erdoğan /AKP de bundan geri kalır mı? Ortakları MHP ile el ele vererek krizi referandumda siyasi kazanca dönüştürebilmek için “ayağa gelen fırsat” olarak görüp dört elle sarıldılar.

Krizde dikkat çekici olan, Almanya’yı, Alman ekolunda olan Avusturya, Hollanda, İsviçre, Danimarka ülkelerinin izlemesidir. Almanya başbakanı Merkel’de, Türkiye ile Hollanda krizinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Nazi kalıntıları” söylemini “kabul edilemez” olduğunu belirtip Hollanda ile tam dayanışma içerisinde olduğunu açıklarken, “siz en önde gidin ben arkanızdayım” mesajını verdi.

Fransa, İtalya, İspanya ve İngiltere’nin bu krizde Almanya’yı izlememesi tesadüf olmadı. Bu ülkelerden kimilerinde cılız tepkiler gelirken kimisi de sessiz kalkmayı tercih etti. İlginç olan Yunanistan’ın farklı bir tutumla Hollanda’nın tavrını eleştirmesi oldu. Herhalde bu tutumunda, “Türkiye’yi kızdırmayın milyonlarca göçmene Avrupa kapılarını yeniden açarsa en çok ben ayakaltında kalırım” kaygısı belirleyici olsa gerek! AB Bakanı Ömer Çelik’in, Hollanda ile yaşanılan krizle ilgili: “Türkiye AB’yle sığınmacı anlaşmasındaki karadan geçişler konusunu tekrar değerlendirmelidir” diyerek göçmenler kartını yeniden açmış olması Yunanistan kaygısını haklı çıkartıyor.

Krizin arka planında neler var?

Krizin patlak vermesinde birden fazla neden var, bunların belli başlılarını özetleyecek olursak:

I - Almanya ve izleyen ülkelerin, Türk bakanlara propaganda yasağı getiren tutumları yanlış ama AKP hükümetinin bu yanlış nedeniyle Avrupa’yı eleştirme hakkı yoktur. Erdoğan ve AKP, öncelikle aynayı kendisine tutmalı ve Avrupa’yı “ifade özgürlüğüne engellemek” yönünde eleştirirken kendilerinin yaptıklarına bakmalıdır. Çünkü Avrupa’nın yaptıkları, AKP hükümetinin Kürdistan’da halkımıza ve genel Türkiye halklarına yaptıklarının yanında lafı bile edilmeyecek kadar küçük kalırlar. Örneğin;

Referandumu, Olağanüstü Hal koşulları altında yapmayı halka dayatmak bile tek başlı başına bir hak ve özgürlükler ihlalidir. Daha vahim olanı ise; OHAL koşulları altında yapılacak referandumda “evet” propagandasını yapanlara her türlü devlet desteği sunulup önleri açılırken; “hayır” diyenlerin önüne ise tersine tüm devlet imkanlarını kullanarak engel çıkartan, gözaltına alan, tutuklatan, bunlarla da yetinmeyip elindeki medya araçlarıyla “terörist” olarak halka teşhir eden AKP hükümeti ile Erdoğan’ın, Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinin kendilerine yaptıklarını eleştirme hakları olur mu? Hayır!

“Bakanlarımıza ülkelerinde propaganda yasağı getirdiler” diyerek bugün Almanya, Hollanda…gibi ülkelerin tutumlarını eleştiren AKP hükümeti; bir süre önce Kürdistan

kentleri tank ve tomalarla yakılıp yıkılırken, kentlerini ziyaret etmek isteyen Kürt vekillerin kentlere sokulmamasına ne diyor? Hatta öyle ki HDP kökenli bakanların bile savaşın sürdüğü kentlere girişlerine izin vermeyen AKP hükümetinin şimdi kalkıp Hollanda’nın tutumunu eleştirme hakları olur mu? Olmaz!

II - Hollanda’da Çarşamba günü genel seçimler yapılacak, Türkiye’de ise başkanlık sistemini hedefleyen referandum tarihi yaklaşıyor. Hollanda da, iktidarda bulunan muhafazakar başbakan Rutte’nin partisi güç kaybederken, yabancı karşıtı ırkçı Wilders partisi ise ciddi bir yükselişte. Rutte, bu krizde aldığı tutumla Wilders’in partisinin yükselişini durdurma çabasında.

Türkiye’de ise, referandumda evet çıkmasını hayat-memat meselesi gören Erdoğan ile partisi ve elbette kader ortağı haline gelen Bahçeli, anket sonuçlarında Hayır’ın önde olmasından ciddi ürküyorlar. Hollanda iktidar partisi, krizden yabancı karşıtı ulusalcı partiyi geriletmeyi hedeflerken; Erdoğan ve hükümeti ise referandumda “evet” oylarını yükseltme çabasındalar.

Erdoğan gürleyerek, “bunlar Nazi kalıntıları, bunun bedelini ödeyecekler, diplomasiyi öğrenecekler” söylemleriyle; Bahçeli ise “siz Viyana kapılarına dayanmak için yola çıkıyorsanız ben de Avrupa seferine eşlik ederim” beyanlarıyla referandum arifesinde krizi bilinçli derinleştirirken, 16 Nisan’da milliyetçi/ulusalcı oyları konsolide etme hesaplarının belirleyici olduğu açıktır.

Zaten AKP İzmir milletvekili Kocabiyik’ın “Almanya ve Hollanda olayları evet oylarını 2 puan yükselti” iddiaları, Erdoğan ve partisinin tıpkı “Allahın bir lütfü” dediği15 Temmuz darbe girişimi gibi, bu krizi de lehine çevirtmek istediği görülmektedir. Erdoğan’ın, aileden sorumlu bakanının Hollanda da yaşadıklarını değerlendirirken “15 Temmuz gecesi gibi bir gece yaşadık” benzetmesiyle yeni bir mağduriyet üzerinden destek arayışıdır.

Kısacası bu krizde iç siyaset hesapları sadece Türkiye ve Hollanda da değil genelde zirve yapıyor. İç siyasette ırkçı milliyetçilik ve popülizm çizgisinde tam bir yarışma yaşanınca devlet partisi CHP bundan geri dururu mu? CHP lideri Kılıçdaroğlu’da, daha radikal bir tutumla, “hükümeti Hollanda’yla ilişkileri askıya almaya çağır”dı. Böylece devlet partisi olmanın verdiği reflekslerle ulusalcılık yarışında aynı trene binmekte gecikmedi.

III – Avrupa’nın, bir süredir Erdoğan ve AKP ile araya mesafe koyan hatta giderek karşı tutum alan yönelimleri sadece iç siyasi hesaplarla izah edilemez, altında başka veriler bulunuyor. Erdoğan başbakanlığındaki hükümetin, “Arap Baharı” sürecinde özellikle de Mısır’da İhvan i Müslim pratiği üzerinden ABD ve Batı ile yollarının “ılımlı İslam” konusunda ayrılmasından bu yana, Batı tarafından önce sıcak bakılmayan giderek istenmeyen “adam” konumuna itilmesinin en açık örneğini Almanya ve etkisindeki ülkeler üzerinden bugün görmekteyiz. Avrupa ile yaşanan bu kriz, Batı’da Erdoğan ve AKP hükümetine duyulan tepkinin doruğa ulaşmasıdır. Aynı süreçte Trump’ın da, Erdoğan’dan gelen görüşme talebi için randevu vermediği görülüyor.

Elbette Kürdistan meselesinde, Türk devletinin, Batı’dan özelde de ABD’den “tehdit” algılaması ve bu “tehdidin” basıncı altında Şanghay ittifakına yaklaşması, dahası Rusya ile özel yakınlaşması da bu yaşananlarda önemli bir yeri bulunduğunu ekleyelim.

IV- Hedeflerinde genelde yabancılar özelde de Doğu halkları/göçmenler kitlesi bulunan ırkçı ulusalcı yükseliş Avrupa ve ABD siyasetinde ciddi bir tehdit olarak sahne almış durumda. Yaşanan bu krizde, genel olarak Avrupa’da ırkçı-ulusalcı siyasette yaşanan yükselmenin yarattığı siyasal atmosferin de ciddi rolü olduğunu ekleyelim. Muhafazakar, liberal hatta

sosyal demokrat siyaset, yabancı düşmanı ırkçı ulusalcı siyasetin “önünü keseyim” derken kendilerinin de bir adım O’na yaklaştıkları görülmektedir. Türkiye ilişkiler açısından bakıldığında ise tek yanlılığın olmadığı, “Osmanlının torunlarıyız” ruh haliyle Erdoğan ve ekibinin özellikle son yıllarda Avrupa ağır eleştiriler yaptıkları biliniyor.

Sonuç yerine; son yıllarda Türk hükümetleri “düşmanlarımızı azaltıp herkesle dost olacağız” diye diye önce Ortadoğu’da sonra Avrupa’da herkesle düşman oldular. Dün “tüm komşularımızla sıfır sorun” siyaseti bölgede herkesle düşman olma sonucunu üretirken, bugün bunu değiştirmek isteyen Yıldırım hükümetinin,“düşmanlarımızı azaltacağız, dostlarımızı artıracağız” derken bırakın dostlarını artırmayı Avrupa ile de düşman olmaya başladılar. 14.03.2017

 

Bu haber toplam 1224 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.