Beşikçi’yi Kürtler Ne Kadar Anlıyor?

Beşikçi’yi Kürtler Ne Kadar Anlıyor?

Ruşen Arslan

A+A-

 

İsmail Beşikçi’yi Kürtler 1960’lı yıllardan beri tanıyor. Onun yazdığı kitaplardan, makalelerden, Doğu Mitinglerini izleyişinden ve üzerinde kitap yazmasından dolayı onu insan olarak tanıyorlardı. Nitekim Barış Ünlü ve Ozan Değer’in derledikleri” İsmail Beşikçi” kitabında, çoğu Kürt olan 51 kişinin yazısı ve Talat İnanç’ın onun için yazdığı “Smaîlê Dergûşvan” şiiri vardır.[1]  Tabi bu kitapta yazılanların dışında, İsmail Beşikçi için başkalarının yazıları ve şiirleri de vardır.

İsmail Beşikci Vakfı kurulduktan sonra, Vakfın çeşitli ülke ve yerlerde tanıtım toplantılarına katıldım. Yapılan konuşmalar ve sorulan sorulardan, Hocanın bilim insanı olma yanını, Kürtlerin çok az tanıdığı gördüm. Hatta bazı toplantılarda bundan söz etme gereğini duyduğum da oldu.

İsmail Beşikçi “Yeni Bir KDP Kurma Çalışmaları” başlıklı makalesinde, kurulmak istenen partinin kuruluş çalışmalarında takip edilen yönetme eleştirel gözle bakıyor. İsmail Beşikçi’nin PDK-T, KDP-Bakur ve PWD’den oluşacak yeni partiye yönelik temel eleştirisi, kurulacak partinin kitlesel tabanının bulunup bulunmadığı kuşkusundan doğuyor. Beşikçi’ye göre, kitlesel tabanı olmayan legal partilerin yaşam şansı yoktur. Mahalli seçimlere bile giremiyorlar ve bir süre sonra levha partisine dönüşüyorlar.[2]

Hocaya göre partiler ve grupların birleşmesi, yöneticilerin aldığı kararlarla gerçekleşmemelidir. Birleşme genel kurul kararıyla olmalıdır.

Beşikçi Hoca makalesinde, Kürdistan’ın güneyindeki KDP’nin kuzeydeki partilerle ilişkisinin sağlıklı olmadığını da belirtiyor.

Hocanın makalesine ilk tepki PDK-T Genel Başkanı M. Emin Kardeş’ten geldi. IPM NEWS’e verdiği mülakatta, “Sayın Beşikçi ‘Barzani’nin yardımı ve desteği ile ayakta kalınamayacak’ sözü de bir ihbar niteliğindedir. Siyasi Partiler kanununda bir siyasi partinin kimlerden ve nasıl yardım alacağı açık bir şekilde belirtilmektedir. Yasal çerçevede faaliyet gösteren T-KDP kurulduğu günden bugüne kadarki zaman içerisinde yasaların belirlediği şekilde yardım almakta ve aldığı tüm yardımlar devletin ilgili kurumlarınca denetlenmektedir. Sayın Barzani’nin Kuzey Kürdistan’daki KDP çizgisine yakın partiye ve dolayısı ile partimize yardımda bulunduğunu söylemek Partimize ve Sayın Barzani’nin misyonunu karalamaya yönelik bir kara propaganda faaliyetinden başka bir şey değildir” diyerek, Beşikçi’yi ihbarcılıkla suçluyor.

Bayram Ayaz’ın, M. Emin Kardeş’in bu ifadesinin kabul edilemeyeceğini belirten seviyeli bir yazısını okudum.

Arif Zerevan da facebook sayfasında Beşikçi’nin 2014 yılında Ermenistan ziyareti sırasında yaptığı konuşma, alabildiğine çarpıtılarak, sanki Beşikçi Kürdistan diye bir ülkenin varlığını inkâr etmiş gibi, bir yazı kaleme almışlar.

Şakir Epözdemir ise, Arif Zerevan’ın yazısındaki uydurduğu şekilde konuşma yapılmış gibi, Beşikçi’yi eleştiren ve Ermenilerin Mezopotamyalı bir halk, hele hele Kürdistanlı bir unsur olmadığını iddia eden ve Kürtlerin başına gelenlerden Ermenileri sorumlu tutan bir makale yazdı.

Beşikçi Hoca, bilim yönetimini yazan ve bilimin temelinin kuşku ve eleştiri olduğunu bize öğreten bir bilim insanıdır. Onun için kendi yazdıklarına da kuşku ile bakılmasını ve eleştirilmesini ister. Hocayı en çok eleştirenlerden biri olarak, dünyada eleştiriye bu kadar açık bir insana zor rastlanır desem, abartmış olmayacağım. Hocayı eleştirelim. Ancak anlayarak, iftira etmeden ve bilimsel ölçülere sadık kalarak eleştirelim.

Önce M. Emin Kardeş’in eleştirisi üzerine birkaç söz etmek istiyorum: Beşikçi makalesinde Güney Kürdistan’daki, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin bu tür partilerle ilişkisi sağlıklı bir ilişki değildir. Kısa bir süre önce, Mayıs 2016’da T-KDP ve KADEP (Katılımcı, Demokrasi Partisi) birleşme kararı almıştı. Güney Kürdistan’dan da iki temsilci bu süreci kutlamak için gelmişti. Halbuki bu partilerin ciddi bir kitle tabanları yoktu. Birleşme sinerji falan yaratamadı. Kaldı ki, birleşmeyle ilgili törenlerin yapıldığı günlerde bile, her iki partiden de bazı kişiler, ‘bu birleşmeden bizim haberimiz yok’ diye açıklama yaptılar, tepki gösterdiler” diyor. Bundan PDK-T Genel Başkan’ın anladığı gibi bir anlam mı çıkar? Cevabı okuyucuya bırakıyorum.

Bu yazıda “Barzani’nin desteği ve yardımı ile ayakta kalınacak” diye bir şey geçiyor mu? Paradan hiç söz edilmiş mi? Yanlış mı anlaşılmış, yoksa parti başkanı tarafından bilinçli olarak çarpıtıcı eklemeler mi yapılmış? Bu soruların cevabını da M. Emin Kardeş vermelidir.

Diğer yandan M. Emin Kardeş, adı Kürdistan olan bir partinin kurucusu ve Genel Başkanı olarak kendisiyle çelişkiye düşüyor. Madem Siyasi Partiler Kanununa bu kadar uyacaktıysa, partisinin adında Kürdistan olmamalıydı. Çünkü Siyasi Partiler Kanunu, Kürdistan partisi kurmaya izin vermiyor. M. Emin Kardeş parti başkanıdır. Aklınca Hocayı ihbarcı duruma düşürmek için, legal partilerin ilişkilerinden, Sosyalist Enternasyonal ve Uluslararası Demokratlar Birliği gibi uluslararası kuruluşlara üyelik ve iş birliğinden haberi yokmuş gibi davranıyor. Kanunlarda legal patilerin uluslararası düzeyde  ilişkilerini yasaklayan bir hüküm yoktur. Güneydeki KDP’nin, Türkiye’de kurulmuş Kürt partileri dahil, birçok partiyle ilişkisi olduğunu vurgulayarak geçelim.

Arif Zerevan da 2014 yılında Ermenistan gezisinde, İsmail Hocanın Kürdistan’ın kuzeyini inkâr ettiğini ve buranın Ermenistan olduğunu” söylediğini iddia ediyor.

O geziye Hocayla birlikte gitmiştik. Gezideki her şeyin bire bir tanığı olduğum için, bu yazıyı yazmak gereğini duydum. Yoksa ne M. Emin Kardeş’in ne de Arif Zerevan’ın sözlerine cevap verme gereğini duymazdım. Çünkü Hocanın benim kendisini savunmama ihtiyacı yoktur. Yalnız tarihe yanlış not düşülmesin istedim.

2014’te Ermenistan’a Batı Ermenileri (Ermenistan değil) Kongresi’nin daveti üzerine gittik. Çeşitli temaslarımız oldu. Batı Ermenileri Kongresi ile Erivan Devlet Üniversitesi, hocaya ayrı ayrı bilimsel araştırma ve ifade özgürlüğü için mücadelesinden dolayı madalya verdiler. Hoca ilk kitleye yönelik konuşmasını Batı Ermenileri Kongresi’nde yaptı. Kısa bir konuşmaydı. Madalya verilmesine teşekkür etti ve sözü Kızıl Kürdistan’a getirdi. Kızıl Kürdistan’ın tarihinden ve Stalin tarafından ortadan kaldırılmasından söz ettikten sonra, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Karabağ’daki savaştan söz ederek; “Savaşta Kürtlere yönelik etnik temizlik yapıldığı iddiası var. Ermenistan Soykırım Enstitüsü bu iddiayı incelemelidir” dedi.

Erivan Devlet Üniversitesi’nde ise, İsmail Hoca’yı tanıtan konuşmayı ben yapmıştım. O gün Hoca’ya Erivan Üniversitesi de bir madalya verdi. Hoca devleti olmayan halkların soykırıma uğradığını temel alan bir konuşma yaptı. Örnek olarak da Ermenileri, Yahudileri ve Kürtleri verdi. Ermeniler ve Yahudilerin ,devletlerini kurduktan sonra bir daha soykırıma uğramadıklarını söyledi ve Ermenistan Azerbaycan savaşındaki Kürtlere yönelik etnik temizlik iddialarını araştırılmasını yineledi.

Sorular bölümünde bir Ermeni akademisyen Hocaya “Yazılarınızda hep Kürdistan’dan bahsediyorsunuz. Peki Ermenistan ve Ermeniler nerededir?” Hocanın bu soruya cevabı şu oldu: Kürtler ve Ermeniler Kürdistan’da birlikte yaşıyorlardı. Kürtler daha çok kırlık alanda ve platolarda, Ermeniler ise daha düzlük alan ve şehirlerde yaşıyorlardı. Vilayeti Sitte’de (Altı Vilayet)[3] Ermenilerin nüfusunun yoğun olduğu ve bu illerde de birlikte yaşadıklarını, esasında Kürdistan Ermenilerin de Kürtlerin de Süryanilerin de ortak vatanıdır” dedi.

Görüldüğü gibi burada tarihi bir tespit var. Yoksa Kürdistan inkâr edilmiyor.

Aynı toplantıda o zaman Diyarbekir Büyük Belediye Başkanı olan Osman Baydemir de vardı. Onun da üniversitedeki konuşması çok iyi ve yerinde bir konuşmaydı.

Dikkat edilirse Hoca, kendisine madalya verilen törenlerde bile, söylenmesi gerektiğine inandığı şeyleri söylemekten kaçınmıyor. Güney Kürdistan’da da Hocaya törenle Barzani nişanı verildi. Güney Kürdistan’daki Kürdistan Demokrat Partisi’nin kuzeydeki partilerle ilişkisinin sağlıklı olmadığına” inanan Hocanın, KDP’yi eleştirisini biat kültüründen gelenlerin anlaması mümkün değildir.

Hoca, dünyevi hiçbir şeyi bilimsel namusuna feda etmedi. Barzani Nişanı, Kürtlerin ve özellikle Mesut Barzani’nin kadirşinaslığıdır. Hoca bilimsel duruşunu Ermenistan’da nasıl madalyaya feda etmediyse, Kürdistan’da da feda edemezdi. Mesut Barzani o kadar alçak gönüllüdür ki, göğsüne Barzani nişanı taktığı İsmail Hoca’ya “Sen bizim büyüğümüz, ağabeyimizsin. Bize nasihatin nedir?” diye sorabilmektedir. Ben Hocayı eleştirilenlerin, Mesut Barzani’yi de yeterince tanıdıkları ve anladıkları inancında değilim. 

Bu sevimsiz girizgâhtan sonra başlıktaki konuya, Kürtler Beşikçi’yi ne kadar anlıyor konusuna gelelim.

Beşikçi üç evrede incelenmelidir: 12 Mart öncesi Beşikçi, 12 Mart 1971 – 2000 yılları arası Beşikçi ve 2000 sonrası Beşikçi.

Hoca 12 Mart 1971 yılında tutuklanıp Diyarbekir Sıkıyönetim Cezaevi’nde kaldığında, Kürtleri ve Kürt meselesini daha iyi tanıma fırsatını bulduğunu söyler. 12 Mart öncesinde Kürt meselesi, Beşikçi’de Türkiye’nin bir iç meselesidir. Meseleyi özellikle akademi çevresinde tartıştı ve Kürt meselesinin incelenmesi için mücadele verdi. 12 Mart öncesi yazdıklarıyla sonraki yazdıkları arasında fark vardır.

12 Mart’ta düşüncelerinde değişim olmuştur. Beşikçi’ye göre Kürdistan sömürgedir. Hatta sömürge bile değildir. Çünkü sömürge bir statüdür. Kürdistan ve Kürt ulusu inkâr edildiğinden, yok sayıldığından sömürge bile kabul edilmemektedir. Resmi ideoloji Beşikçi’de bu evrede bilince çıkmıştır. Beşikçi’ye göre resmi ideolojinin üç sacayağı vardır. Üniversiteler, mahkemeler ve basın. İki binli yıllara kadar Hocanın hedefinde Kemalist resmi devlet ideolojisi ve sac ayağı olan kurumlar vardır. Hayatının önemli bir kısmı resmi ideolojiyle mücadeleyle geçer. 240 yıl kesinleşmiş ceza, 17 yıl iki ay hapislik bu mücadelenin ceremesidir.

Hocanın son döneminde ise Kürtlerin eleştirisi ön plandadır. Ona göre devleti olmayan halklar soykırıma uğradılar ve her zaman da bu tehlike altındadırlar. Kürtler devlet sahibi olmalıdır. Yoksa soykırımla yine karşılaşabilirler. Devlet sahibi olmazlarsa dünyada esamileri bile okunmaz. Devlet istemeyenler Beşikçi tarafından şiddetle eleştirildi ve eleştiriliyor. Beşikçi devlet olmanın önündeki engellere de dikkat çekip ve eleştiriyor.

Beşikçi birinci döneminde üniversitenin hışmına uğradı, üniversiteden atıldı.

İkinci dönemde devletin zulmüne uğradı. Yıllarca süren yargılamalar, kitaplarının yasaklanması, hapislikler ve işkenceler, ikinci dönemindeki mücadelesinden payına düşenlerdir.

Üçüncü dönemde eleştirdiği Kürtlerin hışmına uğraması kaçınılmazdı. Öcalan onun için “Kürtlerin Ziya Gökalp’i olmak istiyor” dedi. Çünkü Öcalan’ın devlet olmaya karşı düşüncelerini şiddetle eleştiriyordu. PKK de Hoca’ya karşı ideolojik duruş sergiledi. Hoca YNK ve Goran’ı bağımsız devlet istemedikleri için şiddetle eleştirdi. Onlara bağımsız devlet olmaktan başka alternatiflerinin olmadığını söyledi. Kürtlerin ittifakına her zaman vurgu yaptı. KDP’ye de eleştirileri vardı. Yeni bir KDP kurulmasına yönelik eleştirisini de daha iyinin yapılması için yaptığı inancındayım.

Kürtlerde eleştiri kültürünün çok geliştiğini iddia edemeyiz. Onun için son dönemde Kürtleri eleştiren Beşikçi’nin, Kürtlerin karşı eleştirileriyle karşılaşmasından daha doğal bir şey olamaz. Türk devleti Beşikçi’yi 240 seneye mahkûm etmesine karşın, Beşikçi’ye hiçbir şekilde iftira etmedi ve sırf fikirlerini ve kitaplarını cezalandırdı. Doğal olmayan şey, bazı Kürtlerin Beşikçi’yi eleştirirken iftira etmeleridir…   

30 Ocak 2017

 

 

[1] Barış Ünlü – Ozan Değer, İsmail Beşikçi, İletişim Yayınları 1. Baskı 2011

[3] Erzurum, Sivas, Harput, Diyarbekir, Bitlis ve Van

Bu haber toplam 1538 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.