İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ ) Genel Sekreteri Mustafa Hicri, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada İran’daki siyasi yapıyı sert sözlerle eleştirerek, ülkenin geleceği için demokratik, federal ve laik bir sistem çağrısında bulundu.
Brüksel’deki oturumda konuşan Kürt lider, İran’da uzun süredir özgürlüklerin engellendiğini belirterek, mevcut yönetimin hem ülke içinde hem de uluslararası düzeyde tehdit oluşturduğunu savundu. İran halkının tarih boyunca üç kez demokrasi kurmaya çalıştığını ancak bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığını ifade etti.
Konuşmasında İran’ın çok kimlikli ve çok kültürlü yapısına dikkat çeken lider, hem monarşi döneminde hem de 1979 sonrası kurulan İslam Cumhuriyeti’nde farklı kimliklerin bastırıldığını söyledi. Kürtçenin onlarca yıldır yasaklı olduğunu vurgulayan siyasetçi, bu nedenle konuşmasını Kürtçe yaptığını belirtti.
İran’daki temel sorunun “tekçi ve baskıcı yönetim anlayışı” olduğunu dile getiren KDP-İ lideri, çözüm olarak yetkilerin merkezden dağıtıldığı federal bir sistem önerdi. Bu modelin, hem demokratikleşmeyi sağlayacağını hem de ülkenin bütünlüğünü güçlendireceğini savundu.
Geçmişte bu tür taleplerin “ayrılıkçılık” suçlamasıyla bastırıldığını hatırlatan lider, binlerce kişinin idam edildiğini, hapsedildiğini ya da sürgüne zorlandığını ifade etti.
KDP-İ Genel Sekreteri’nin Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmanın tamamı şöyle:
‘’Saygıdeğer katılımcılar ve Parlamento’nun kıymetli temsilcileri, sizleri en içten duygularımla selamlıyorum.
Öncelikle, İran muhalefetinin bir parçası olarak bizlere bu platformda İran’ın bugünü ve geleceği hakkında görüşlerimizi dile getirme fırsatı verdiğiniz için teşekkür etmek isterim. Umarım bu adım, ilerleyen oturumlarda daha fazla İranlı muhalif gücün burada yer almasına ve görüşlerini ifade etmesine vesile olur.
Bugün sizlere Kürtçe hitap etme kararım, dilimizin 100 yılı aşkın süredir İran’da tanınmaması ve yasaklanmış olması gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Yani çocuklarımızın ana dillerinde okuma ve yazma hakkı bulunmamaktadır. Bugün bu dili burada kullanarak, ana dilimin tanınması mücadelesine mütevazı bir katkı sunmak istiyorum.
Hanımefendiler ve beyefendiler,
Bu, İran halkının demokrasi kurma yönündeki üçüncü çabasıdır. İran halkı her zaman özgürlük ve kurtuluş için mücadele etmiştir, ancak ne yazık ki henüz başarılı olamamıştır.
Kürdistan ve özellikle İran Kürdistan Demokrat Partisi açısından bakıldığında, İran’da temel bir sorun vardır: özgürlüğün her türlüsünü engelleyen, medeni olmayan ve tekelleşmiş bir yönetim anlayışı.
İran’ın yakın tarihinde devlet iki kez sivil yoldan sapmıştır: İlki, Meşrutiyet Devrimi sonrasında monarşik sistemin devleti baskıcı bir yapıya dönüştürmesiyle; ikincisi ise 1979’dan sonra dini sistemin devleti ideolojik bir araç haline getirmesiyle.
Monarşi döneminde Fars kimliği resmi devlet kimliği olarak dayatılmış, tüm farklılıklar ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Oysa İran; çok dilli, çok kimlikli, çok kültürlü ve çok tarihli bir ülkedir.
1979’da İran halkı bir kez daha demokratik bir sistem kurma umuduyla ayağa kalktı, ancak bu kez yönetim “Velayet-i Fakih” sistemine dayalı bir yapının eline geçti ve bu sistem de özgürlükleri ve çoğulculuğu ortadan kaldırmaya yöneldi.
Bugün İran yönetiminin yalnızca İran halkı için değil, tüm dünya için bir tehdit olduğunu görüyoruz.
Kürdistan’daki mücadelemiz, öncelikle devletin baskın gücünü sınırlamaya dayanmaktadır. Bizim anlayışımıza göre devlet vatandaşın üzerinde değil, vatandaş devletin üzerinde olmalıdır.
Bu dengeyi sağlamak için önerdiğimiz model; demokratik, federal ve laik bir sistemdir. Bu yapı, yetkinin merkezden dağıtılmasıyla kurumsal baskı ve tekelleşmenin önünü kapatacaktır.
Bunu, özgür, demokratik ve laik bir İran inşa etmenin tek yolu olarak görüyoruz. Bu İran, belirli bir grubun değil, tüm halkların ortak ülkesi olacaktır.
Ancak bu meşru talep, hem monarşi döneminde hem de İslam Cumhuriyeti döneminde “ayrılıkçılık” olarak damgalanarak bastırılmıştır. Bu bahane ile yüz binlerce insan idam edilmiş, hapsedilmiş ya da sürgüne zorlanmıştır.
Oysa gelişmiş toplumların deneyimleri göstermektedir ki farklılıkların tanınması bir tehdit değil, tam tersine gönüllü birliğin en güçlü teminatıdır.
Gerçek ulusal birlik; toplumun tüm bileşenlerinin karar alma süreçlerine katılması ve kendi bölgelerini yönetebilmesiyle mümkündür. Baskı yoluyla sağlanan birlik, gerçek bir birlik değildir.
Bizim hareketimiz bu insani değerlere dayanmaktadır ve Pehlevi rejimi ile İslam Cumhuriyeti’nden farklı olarak, İran’ın özgür dünya ile güçlü ilişkiler kurmasını hedeflemektedir.
Unutulmamalıdır ki “Jin, Jiyan, Azadî” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) hareketinin doğduğu yer Kürdistan’dır. Bu değerler bizim için sadece bir slogan değil, temel bir ilkedir.
Biz bu değerler doğrultusunda hareket ediyoruz. Amacımız baskı değil, istikrar ve özgürlüktür—ancak varlığımız yeniden hedef alınmadığı sürece.
Son olarak, İran Kürdistan Partileri Koalisyonu ve özellikle İran Kürdistan Demokrat Partisi adına, bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Süre elverirse bu diyaloğu sürdürmeye hazırım.
Hepinize teşekkür ederim.’’