Rahmi Koç’u Lanetlemek Anlamlı Mı?

Şefik Çolak

 

Kurdler heyecan içinde olmayı severler, kolay tepki verirler ve ilk tepki verdiklerinde olası sonuçlardan korkmazlar. Sonrasında kendi tavırlarının hesabını ise ölçüsüz olarak kendilerine verirler. Planlı eylem ve tutum geliştirmedikleri için hesap vermeleri de bir plan dahilinde olamayacağından anlamlı sonuçlar vermez.

Enerjinin nasıl kullanıldığı ve dönüştüğü yeni şekil, harcanacak emek ve bedelin sonucunda, kimlerin yarar elde edeceğini belirler. Bazen büyük emek verirsiniz ama kaynağınızı kötü kullandığınız için istemeden sadece rakibinize hizmet etmiş olursunuz, onlara kazandırırsınız.

Kolonyalist sistemin en büyük başarısı Kurdleri hedefsiz ve günlük düşünen ve ona göre tutum geliştiren bir millet yapmasıdır. Dönemsel değerlendirmeler ve ona göre siyaset geliştirip uygulamaya sokmak gerekli olabilir. Bunu bile yaparken sorunlarının gerçek nedenini göz ardı etmekten kendimizi uzak tutmalıyız. Sadece sonuçlar ile uğraşmak bize zaman kaybettirir. İsmail Beşikçi hocamız durumumuzu ve uygulamaları önemli ölçüde önümüze koydu. Kurdlerin aydınları da benzer şekilde başarılı çalışmalar yaptılar.[1] Bundan sonra bize düşen onları da geliştirip sorunları oluşturan nedenlere ve bu ortamı yaratan etmenlere hem kendimiz hem de düşmanlarımız yönünden analiz etmeliyiz.[2]

Türk Egemenlik Sistemi yorulmak bilmeksizin aynı şeyleri yapmaya devam ediyor ve yaptıklarına destekçileri olan herkesi ortak ediyor. Eğitim sistemi ve geliştirilen gelenekler sorunlu halk yaratmış bulunmaktadır. Sistemin istediği gibi davrananlar içinde önemli miktarda mazlum milletlerden insanların[3] olması üzücüdür.

Yaklaşık bir haftadır Türkiye’nin önemli bir iş insanı olan Rahmi Koç’un, bence “Türklük Sözleşmesi’nin” gereği olan, açıklaması[4] gündemi işgal etmiş bulunmaktadır. Önemli tepkiler verildi. Aynı zamanda kolonyalist yapının ihtiyaç duyduğu destek açıklamaları da gecikmedi.

Tartışılan bazı konularda görüşlerimi yazma gereği hissettim.

  1. Koç Gurubuna ait şirketlerin mallarının boykot edilmesi eylemi:[5]

Boykot veya kısıtlama kararları önemlidir ve her zaman başvurulması doğru bir yol değildir. İyi organize edilmez ise ters teper. Sonuç alınma şansı yoksa kesinlikle uzak durulmalıdır.[6]

Ortak aklı ve devamını sağlamayacak eylemlerden kaçınmak lazım. Sonuç almayan işler yapmak kolonyalistlere yarar sağlar. Taraftarı tahkim etmek siyasetin bir yolu ve ihtiyacıdır ama başarmazsanız zararlı çıkarsınız. Akaryakıt, araba, demir, gaz almamazlık yapamazsınız.[7] Buna girişirseniz ortak tutumu alamamanın sonunda halkı sıkıntıya sokarsınız. Boykot, meşru zemine ve güce ihtiyaç duyar. Kaldıramayacağımız yükün altına girmeye ulusumuzu sokmaya hakkımız yok.

Boykotu tartışacağımıza bu gurubun paramiliter suç örgütlerine silah teminini gündeme getirmek ve deşifre etmeye çalışmak daha anlamlı olur.

  1. Kadına yönelik bir davranış mı?

Bir milleti aşağılamak sadece kadın üzerinden yapılmaz. Rahmi Koç ve benzerlerinin anlayışı sadece kadın karşıtlığı değil bir insanlık suçudur. Doğru algılamazsanız yanlışın bataklığına düşersiniz. Birileri bize hedef şaşırtmaya çalışıyor. Kurdistan sorunu kadın sorunu değil bir ulusun kendi geleceğini belirleme sorunu olup aynı zamanda toprak sorunudur ve ancak kolonyalist sistemin ortadan kaldırılması ile çözümlenir.

  1. Kişilerin aile ilişkilerini tartışmak

“Sen önce kendine ve ailene bak” söylemi sorunludur. Bu nedenle Rahmi Koç’un da aile içi iç ilişkisi ve eski eşi ile yaşadıkları bizi ilgilendirmez ve söylemimizin malzemesi olmamalıdır. Bu bilgileri servis edenler bizi faydasız tartışmalarla yormayı hedefliyorlar.

Kurdlere aile kurumunu kötülemeye çalışanların düşünce sistemini tarihin kara çöp sepetine atmaya çalışmak anlamlı tutum olur. Bunların bu olay üzerine aldıkları tavrın çelişkilerle dolu olması düşüncelerini tartışmaya değer görmemiz için yeterli neden değildir. Anlamsız ve veri dayanaksız teorileri[8] yok saymanın zamanı çoktan gelmiştir.

  1. Rahmi Koç’un tutuklanmasını talep etmek

Hukukçuların yasalara (özellikle uluslararası hukukun meşru gördüğü yasalar) göre açıklamalar yapması, çağrılarda bulunması görevleridir ve faydalıdır. Rahmi Koç’un bu anekdotu bir fikir beyanı değildir ama unutmayalım ki kendini Türk olarak tanımlayanlarının en az %80’ninin günlük yaşamında sık sık kullandığı söylemlerdendir. Hele resmî kurumların istisnasız hepsinin ortak anlayışının temsilidir. Benim gibi hayatının çoğunluğunu Türklerin arasında geçirenler bu tür ırkçı söylemleri çok iyi bilirler.

Haksız tutuklamaları ve yargılamaları örnek vererek başkasının da tutuklanmasını talep etmek doğru değildir. Rahmi Koç tutuklanırsa bu ucube hukuk sistemi aklanmış mı olacak?

Hukuki taleplerde bulunmada samimiyet ve ilkeli olmak bana göre ön koşul olmalıdır. Benzer suçları işleyenlerin kim olduğuna bakılmaksızın aynı şekilde yargılanmasını istiyorsanız talebiniz anlam ifade eder. DEM partinin suç duyurusunda[9] bulunması ve resmi başvuru yapması anlamlıdır ama aynı talebi benzer açıklamaların çok daha ağırını yapanlar için de yapsaydı o zaman değerli bir talep olurdu.

Aslında mevcut hukuk sistemi ve onun temelini oluşturan devletin kuruluş esasları yargılanmalıdır.

  1. Samimiyet Testi

Tepki geliştiren başta Kurdi siyasetçiler olmak üzere bütün Kurdlerin ve kolonyalist sistemin ağır baskısı altında olan diğer milletlerin fert veya kurumların samimi olduğunu bilmek ve farkında olmak güzel gelişmedir.[10]

Türk siyasetçileri ve hele kendini devrimci veya demokrat diye tanımlayanlarda ne yazık ki samimiyet görmede her geçen gün umutsuz oluyorum. Sistem destekçileri için kendi aralarındaki çıkar kavgaları insani değerlerin ve adaletin önünde gelmektedir. Onların arasındaki kavganın parçası veya taraftarı olan her Kurd gaflet içinde olduğunu bilmelidir.

Biraz el yükseltmekte yarar var. Yakın zamanda değerli komşumuz olacak olanların farklı düşünce guruplarına çağrıda bulunuyorum ve çağrıya kriter koyuyorum.

Solcular ve demokratlar: Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’nı[11] lanetleme ile buna başlayabilirler. Onun düşünce sistemi ve şiirlerinde başka milletler için söylemleri Rahmi Koç’un söyleminde çok daha ağırdır.[12]

Dindarlar: Kurdçe hutbe okunmasını yasaklayanları ve anlayışlarını, kolonyalist yapının yaptıklarını bildiriler ve hutbelerle destekleyen Diyanet İşleri Başkanlığını ve organizasyon şemasını lanetleme ile başlayabilirler.

Sağcılar ve Milliyetçiler: Anayasa’nın 66. Maddesi ile Adnan Menderes’in idamını lanetledikleri gibi Sey Reza ve Cibranlı QaliD Beg’in idamını lanetleme ile başlayabilirler.

Bunlar olmadan kimse bize sahte dostluk ve dayanışma gösterisi yapmasın.

Rahmi Koç benim için lanetlenme için bile uğraşılacak değerde değildir. Biz ırkçı sistemin destekçilerini aynı kefeye koymaya çalışmalıyız.

Lanetlenmesi gereken Kolonyalist Sistem ile onun ucube hukuk sistemi ile siyasetçileri olmalıdır. Bu hukuk sistemi devam ettikçe daha nice Kurd, Ermeni, Rum ve diğer milletlerin aşağılanması utanmaksızın devam edecek. Halk dalkavukluğu yapmaya gerek yok. Sessiz kalan veya olanları destekleyen herkes de bilmelidir ki suçun parçasıdır ve inanıyorum gelecekte torunları onlardan utanacaklar.

Şefik Çolak

Endüstri Mühendisi

08/Haziran/2026

 

 

[1] Yeni nesilin bu değerli şahsiyetlerin çalışmalarından yararlanarak varsa eksiklikleri gidermesi onları kıymetsiz yapmaz, tam aksine değerlerine değer katar.

[2] Yusuf Ziya Döger’in “Kürt Toplum Yapısının Kavramsal Analizi (DOZ Yayınları)” ve “Kürt Aşiretlerinde Alan Koruma (Sitav Yayınları)” kitapları güzel örneklerinden ikisidir.

[3] Yeni Ziya ve müritleri ile onlar gibi diğer milletlerden azımsanmayacak kadar sayıda kişiler ve kurumlar sayılabilir.

[4] Rahmi Koç’un bu açıklaması kendisini Türk olarak tanımlayan bir doktorun (Dr. Müfit Erdal, Kadoköy Sokakları, Kültür yayınları) yazdığı kitapta var. Söz konusu kitapta doktor ve kadın Kurd değil tam tersine Türk’tür. Sistem işe yarayan her şeyi Türklüğe, aşağılanacak veya kişiliksizleştirecek her şeyi değiştirerek Kurdlere mal ediyor. Bu açıklama tabi ki dil sürçmesi değil onların içine işlemiş anlayışın gereğidir.

[6] Sonuç alma şansı olmayan eylemlere Kurdleri çağıranların niyetlerini sorgulamada yarar vardır. “Hendek Olayları ve Öz Yönetim İlanları” gibi bedeli ağır olan eylemlerin dayatıcılarının amaçlarını geç de olsa anladık ama bedeller geri gelmiyor. Bunların sorumluları hep yaptığı gibi hesap vermekten kaçındılar. Hesaptan kaçınmak Kurdilerin davranışı olmamalı.

[7] Geçmişte yaşanan “kepenk kapatma” eylemlerinin kimlere yaradığını unutmayalım. Yarar-zararın dışında bir hayat durdurma eylemi olan bu tutumun nasıl sıradanlaştığını ve anlamsızlaştığını hepimiz gördük. Önemli bir sivil itaatsizlik davranışı ve kozunu Kurdlerin eliyle değersizleştirildi.

[8] Bize Ziya’nın ve müritlerini sunmaya çalıştığı bu teoriler ve paradigmalar kolonyalist sistemin Kurt Projesi’nin gereğidir. Uluslararası meşru ilişkilerde ve hukukta karşılık bulmuş değildir. Yakında Atatürkçü Düşünce Derneği veya devletin resmî kurumları bunları kitaplaştırma yoluna gidecekler. (Bu bir tahmin değil tarihten çıkarılan derstir.)

[10] Korkunun susturduğu ve beyinde asimile olmayı kabul etmeseler de asimile olduğunu ve Türkleştiğini kabullenenlerin değişim göstermeye başladığını görmek beni sevindiriyor.

[11] Bu destanın tam metni: https://adebiportal.kz/upload/iblock/de1/de13c251d5200a9046a5df4959e7b897.pdf Bu destan Dersim Katliamında sonra yazılmış ve her satırı İsmet İnönü’n onayından geçmiştir. Ahmet Arif’in 33 Kurşun şiiri bir anlamda buna verilmiş bir cevaptır ve bu destan yayınlandıktan sonra yazılmıştır.

[12] Sevgili Hüseyin Can’ın Peri yayınlarında çıkan Nazım Hikmet ve Kürtler İttihatçı-Kemalist İdeolojiden Kurtulmamış Sosyal Şoven TKP'nin Üyesi Bir Şair kitabını her Kurdün okumasında yarar var. Çok önemli bilgileri detaylı bir şekilde bize ulaştırdığı için yazara teşekkür ediyorum.