KÜRDİSTANÎ PARTİLER NEDEN BEKLENEN BAŞARIYI ELDE EDEMİYOR?

Birbirimizle rekabet etmek yerine, ortak hedefler etrafında dayanışmayı öğrenmeliyiz. Farklı düşüncelerimizi koruyarak birlikte çalışmanın yollarını aramalıyız. Her partinin kendi kimliği ve programı olabilir; ancak Kürt halkının temel hakları, özgürlüğü

KÜRDİSTANÎ PARTİLER NEDEN BEKLENEN BAŞARIYI ELDE EDEMİYOR?

Başarıya giden yol; ortak akıldan, maddi ve manevi sorumluluktan, doğru kadrolardan ve etkili siyasetten geçer.*

Kendi kendime düşündüm: Kürdistanî partiler neden bugüne kadar umut edilen başarıyı elde edemiyor? Neden bir sinerji yaratıp halkımıza güçlü, güvenilir ve gerçek bir alternatif sunamıyorlar?

Bu sorunun cevabını ararken, yaygın olarak dile getirilen “Küçük olsun, benim olsun” anlayışının tek başına belirleyici neden olduğuna inanmıyorum. Bana göre sorunun önemli nedenlerinden biri, partilerimizin siyaset yapmak için gerekli olan maddi kaynakları oluşturma ve bu kaynakları sürdürülebilir hâle getirme konusunda yeterince başarılı olamamasıdır.

Siyasetin olmazsa olmazı: Maddi kaynaklar

Günümüz dünyasında siyaset yapmak, örgütlenmek, halka ulaşmak ve seçim çalışmalarını yürütmek ciddi bir ekonomik kaynak gerektiriyor. Para, siyasetin tek belirleyicisi değildir; ancak maddi kaynaklar olmadan örgütlü ve etkili bir siyasi çalışma yürütmenin ne kadar zor olduğu da açıktır.

Ne yazık ki partilerimizin önemli bir bölümü, bu gerçeği yeterince dikkate almıyor. Partilerimizin birçok üyesi, kimi zaman maddi imkânsızlıklar nedeniyle, kimi zaman da başka gerekçelerle, mensubu oldukları partilere ekonomik katkı sunamıyor veya sunmuyor. Hatta bazı arkadaşlarımız, partilerin finansmanının esas olarak diasporada yaşayan Kürtlerin görevi olduğunu düşünüyor.

Daha da düşündürücü olanı, bazı üyelerin parti toplantılarına ve etkinliklerine katılmak için yaptıkları yol masraflarını bile, büyük güçlüklerle ayakta kalmaya çalışan parti yönetimlerinden talep etmeleridir.

Elbette herkesin ekonomik durumu aynı değildir. Maddi imkânsızlık yaşayan bir üyeyi eleştirmek ne doğrudur ne de adildir. Ancak imkânı olduğu hâlde sorumluluk almayanlarla imkânı olmadığı için katkı sunamayanları birbirinden ayırmak gerekir. Her üyenin katkısı aynı miktarda para olmak zorunda değildir; kimi maddi desteğiyle, kimi emeğiyle, kimi bilgisiyle, kimi de zamanını ve yeteneklerini ortaya koyarak partisine katkı sağlayabilir.

Önemli olan, herkesin kendi imkânları ölçüsünde sorumluluk üstlenmesidir.

Unvan mı, sorumluluk mu?

Partilerimizde üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konu da bazı üyelerin maddi ve manevi sorumluluklar konusunda yeterince istekli davranmazken, kongrelerde Parti Meclisi'ne (PM) girmek veya partinin idari kademelerinde görev almak için yoğun çaba göstermesidir.

Oysa bir insanın bir partinin seçmeni olması, ideolojisini ve siyasetini benimsemesi ya da aktif üyesi olarak çalışması için mutlaka yönetim kadrolarında yer alması gerekmez.

Her üyenin yönetici olması şart değildir. Asıl önemli olan, doğru insanın doğru yerde görev almasıdır. Bir görevi hakkıyla yerine getirebilecek bilgiye, birikime, zamana ve imkâna sahip arkadaşlarımızın önünü açmak, kişisel beklentilerimizi partinin ve halkın çıkarlarının önüne koymamak zorundayız.

Parti yöneticiliği bir unvan veya kişisel tatmin aracı değil, halka karşı üstlenilmiş bir sorumluluktur.

Bir yönetim görevi, toplantılara katılmayı, karar süreçlerine katkıda bulunmayı, gerektiğinde maddi ve manevi yükümlülükler üstlenmeyi gerektirir. Eğer bir arkadaşımız mevcut koşulları nedeniyle bu sorumlulukları yerine getiremiyorsa, üyeliğini sürdürerek başka alanlarda katkı sunabilir. Bu bir eksiklik değil, görev bilincinin ve gerçekçiliğin göstergesidir.

Kadrolar belirlenirken nicelik değil, nitelik esas alınmalı.

Burada parti yönetimlerini belirleyen, listeleri hazırlayan arkadaşlarımıza da bir çağrım var.

Bazen insanın aklına şu soru geliyor: Gerçekten o görevi yerine getirebilecek arkadaşlarımız yok mu, yoksa mevcut kadroları oluştururken kişisel yakınlıklar, alışkanlıklar ve dar çevre ilişkileri mi daha belirleyici oluyor?

Eğer yeterli sayıda nitelikli insan yoksa, sırf sayı tamamlamak için büyük yönetim organları oluşturmanın ne anlamı var?

Kırk kişilik bir Parti Meclisi oluşturmak yerine, ihtiyaçlara ve imkânlara uygun otuz kişilik bir yapı oluşturulamaz mı? Önemli olan yönetim organlarının kalabalık görünmesi değil, işlevsel olmasıdır.

Süleyman Demirel'e atfedilen, küçük bir milletvekili grubuyla daha kalabalık bir siyasi grupla mücadele etmenin güçlüğünü anlatan sözleri hatırlayalım. Bu örnek bize sayının önemini düşündürebilir; ancak asıl mesele yalnızca sayı değildir. Bilgi, deneyim, örgütlülük, dayanışma ve ortak hedefler de en az sayısal güç kadar önemlidir.

İnsan kaynağının, zamanın ve maddi imkânların sınırlı olduğu bir dönemde, her görev için gerçekten çalışabilecek insanları seçmek zorundayız. Bir yönetim organını doldurmak için insan aramak yerine, mevcut insan gücünü en verimli biçimde değerlendirmeliyiz.

Medyada görünmez olmak kaderimiz değil

Bütün bunların yanında, Kürt meselesinin çözümünü savunan partilerin karşı karşıya olduğu başka bir sorun da ana akım medya alanındaki görünürlük meselesidir.

Hepimizin bildiği üzere, Türkiye'deki siyasi ve medya düzeninde bazı çevrelerin hangi siyasi aktörlere yer vereceği konusunda seçici davrandığı yönünde ciddi eleştiriler vardır. Kürt siyasi hareketleri içerisinde de kimi partilerin ve görüşlerin daha fazla görünürlük elde ederken, bazı Kürdistanî partilerin yeterince yer bulamadığı düşünülmektedir.

Bu durumu yalnızca dış etkenlerle açıklayıp kenara çekilmek de doğru değildir. Medyada yer bulamıyorsak, kendi sesimizi duyurabileceğimiz kanalları daha etkili kullanmayı öğrenmeliyiz.

İnternet çağında yaşıyoruz. Sosyal medya, partilerimize düşüncelerini geniş kitlelere ulaştırmak için önemli fırsatlar sunuyor. Elbette sosyal medya tek başına bütün sorunları çözemez; ancak doğru ve planlı kullanıldığında, partilerimizin programlarını ve siyasetlerini anlatabilecekleri güçlü bir araçtır.

Peki, bunun için ne yapabiliriz?

Üyesi olduğumuz, siyasetini benimsediğimiz veya düşüncelerine değer verdiğimiz partinin programını paylaşabiliriz. Kürt meselesinin evrensel insan hakları çerçevesinde çözümü için önerdiği yol haritasını anlatabiliriz. Partimizin düşüncelerini, hedeflerini ve politikalarını çevremize aktarabiliriz.

Bunları yapmak için mutlaka parti yönetiminde bulunmamız veya bir unvan taşımamız gerekmiyor.

Bir partinin başarısı yalnızca yöneticilerinin değil, bütün üyelerinin ve gönüllülerinin ortak çabasıyla mümkündür.

Herkes siyaset yapabilir; önemli olan doğru yerde sorumluluk almaktır

Bu düşüncelerimi dile getirirken bazı arkadaşlarımızın, “Maddi imkânı olmayan insanlar siyaset yapmasın mı?” diye soracağını tahmin ediyorum.

Elbette yapsın kardeşim, neden yapmasın?

Siyaset yapmak yalnızca parası olanların hakkı değildir. Maddi imkânı olmayan bir insan da bilgisiyle, emeğiyle, fedakârlığıyla, düşünceleriyle ve halkla kurduğu ilişkiyle siyasete büyük katkılar sunabilir.

Benim anlatmak istediğim, insanların ekonomik durumlarına göre siyaset dışında bırakılması değil, üstlenilen görevin gerektirdiği sorumluluğun gerçekçi biçimde değerlendirilmesidir.

Eğer bir arkadaşımız Parti Meclisi üyeliğinin gerektirdiği toplantılara, çalışmalara ve diğer yükümlülüklere mevcut koşulları nedeniyle katılamayacaksa, parti üyeliğini sürdürerek başka alanlarda çalışabilir. İl veya ilçe yönetimlerinde, örgütlenme faaliyetlerinde ya da sosyal medya çalışmalarında katkı sunabilir.

Burada esas olan, insanları dışlamak değil, herkesin yapabileceği işi yapmasını sağlamaktır.

Aynı şekilde, parti yönetimlerini belirleyen arkadaşlarımızın da kendilerine şu soruyu sorması gerekir: “Bu görevi gerçekten yerine getirebilecek arkadaşlarımız var mıydı da biz mi değerlendirmedik.

Eğer varsa, onların önünü açmak gerekir. Eğer yoksa, yönetim organlarının sayısını ihtiyaçlara göre belirlemekten çekinmemeliyiz. Sırf kalabalık bir yönetim oluşturmak veya herkese bir unvan vermek uğruna partinin çalışma kapasitesini zayıflatmamalıyız.

Umutlarımızı kişisel egolara teslim etmeyelim

Kürt halkının siyasi geleceği, yalnızca birkaç kişinin çabasıyla şekillenemez. Bu gelecek; ortak akıl, örgütlü mücadele, güçlü kadrolar, ekonomik dayanışma ve toplumsal güven üzerine kurulmalıdır.

Partilerimiz halkımızın umutlarıdır. Bu nedenle partilerimizi kişisel beklentilerimizin, unvan arayışlarımızın veya egolarımızın aracı hâline getirmemeliyiz.

Birbirimizle rekabet etmek yerine, ortak hedefler etrafında dayanışmayı öğrenmeliyiz. Farklı düşüncelerimizi koruyarak birlikte çalışmanın yollarını aramalıyız. Her partinin kendi kimliği ve programı olabilir; ancak Kürt halkının temel hakları, özgürlüğü ve geleceği konusunda daha etkili bir siyaset yürütmek için diyalog ve iş birliği geliştirmek mümkündür.

Başarıya ulaşmak istiyorsak, önce kendi eksikliklerimizle yüzleşmeliyiz. Maddi kaynaklarımızı güçlendirmeli, üyelerimizin sorumluluk bilincini geliştirmeli, yönetim kadrolarımızı liyakat esasına göre oluşturmalı ve çağın iletişim imkânlarını etkili biçimde kullanmalıyız.

Unutmayalım ki siyaset, yalnızca bir partinin yönetiminde yer almak veya bir unvan taşımak değildir. Siyaset; inandığın değerler için çalışmak, halkına karşı sorumluluk duymak ve gerektiğinde kişisel beklentilerini ortak çıkarların gerisinde tutabilmektir.

Gelin, partilerimizi kişisel egolarımızın değil, halkımızın umutlarının merkezi hâline getirelim. Birbirimizin önünü kesmek yerine önünü açalım. Unvanların değil, emeğin; kalabalık kadroların değil, nitelikli çalışmaların; kişisel çıkarların değil, ortak hedeflerin peşinden gidelim.

Çünkü doğru bir siyaset, güçlü bir dayanışma ve bilinçli bir örgütlenmeyle halkımıza daha faydalı olabiliriz.

Umutlarımızı birilerinin egolarını tatmin etmek için kullanmalarına müsaade etmeyelim.

**Selam ve dua ile. Rabbime emanet olun.**

*Mahmut Bilen*

Ana Sayfa Haberleri

MERÎ KONFERANSI VE ULUSAL KÜRT BİRLİĞİNE DAİR
Mehdi Zana Anma Toplantısı
İnkâr
Emperyalizm lehine Antiemperyalizm güzellemesi Çanakkale Savaşı