Kolonyalist Devşirme Devleti Paramiliter İhtiyacını mı Şekillendiriyor?

Şefik Çolak

 

Sömürgeleştirilen yerde karşı direniş ve özgürleşme çabası bütünü ile ortadan kaldırılamaz. Bunun düzeyi dönemsel koşullar gereği farklılık gösterebilir ama geri dönüşümsüz yok olma mümkün değildir.

Sadece askeri güç ile uzun süre (yıllara yayılan) bir yeri sömürge statüsünde tutmak kolay bir iş değildir. Kolonyalist devletler yerli işbirlikçiler ve kendileri adına savaşan güçler yaratmak zorunda kalırlar. Bunları sadece kendi milletine karşı kullanmazlar. Bölgesel siyaseti ile sorunlar yaşadıkları veya kendileri gibi bölgeye yönelik emperyal emelleri olan başka devletlere karşı da kullanırlar.

Osmanlı ve Devşirmeler devletlerinin geleneğinde kendisi ile organik bağı kopuk vekil güçler kullanma alışkanlığı yoktur. Bunu en iyi İran başarmıştır. Osmanlı ve T.C. kendi resmî kurumlarını ve bağlantılı paramiliter yapıları direnişçilere karşı kullanmayı tercih etmiştir. Son yıllarda Jitem[1] güzel bir örnektir. Yaptığı katliamlardan önce örgütlenme yapısı ve hedefleri incelenirse daha iyi anlaşılır.

Kuruluş esasları tarihsel mirasa dayanmadığı için devşirmeler devleti amansız bir şekilde gelecek korkusu (Beka) içindedir. Bu korkunun ölçütü o kadar yükselmiş ki kendi yandaşlarını dahi kontrol edememe şüpheleri had safha çıkmıştır. Hizbullah ve mafya örgütleri dahil kendi yarattığı, eğittiği ve kullandığı guruplara bile güvenmemekte ve zaman zaman tasfiye etmektedir. Onlara tanıdığı yetkiyi ve hareket etme serbestisini sürekli sınırlamaktadır. Değişmez kadrolu elemanları dışında kimseye yetki vermekten kaçınmaktadır. Bu durum mazlum halklardan vekil güç yaratmanın önünde engel teşkil etmektedir.

İran’ın vekil güç kullanmasının arkasında ideolojik alt yapı bulunduğu için kayda değer sorun yaşamıyor. T.C. bu şansa sahip olmadığı için coğrafyanın her alanında etkili vekil güç yaratamadı. Bunu sınırsız ekonomik olanaklar sunarak hep yaptı. Bu yöntem pahalı bir yoldur. Aynı zamanda sürekli kullanım için gerekli kontrol mekanizmasını oluşturma olanağı sınırlıdır. Ters tepme olasılığı her zaman yüksektir. İdeolojik bağlılığı olmayan vekil güçler meşru ve hukuki geçerliliği olan güvenceler isterler. T.C. kendisine kalkan görevi gören NATO ve AB yüzünden geçerliliği olan güvenceler veremiyor. Ayrıca kuruluş ve varlığını devam ettirme esasları kendi dışında her milleti yok sayma ve geçmişlerini inkâr etme üzerine olduğundan beklenilen güveni sağlayamıyor.

Bu gerçeği bilen devlet, paramiliter ve vekil güçleri suç örgütlerinden devşirerek kullanma yoluna gitmiştir. Bunların Türkiye vatandaşı olması şart değildir. Çıkarda anlaşma ve belirli suçları örtbas etme bazen yeterli olabilir. Artık devlet sağı ve devlet solu içinden vekil güç kullanma ile yetinilmemekte ve başka halklardan vekil güçler devreye sokulmaktadır.

En önemlisi ve devlet için farklı kazançlar elde ettirenler Kurdler’den devşirilen veya oluşturulan paramiliter elemanlar ve vekil güçlerdir. Geçmişte yapılandırılan Hizbullah’ın ve kullanılan itirafçıların kazandırdığı bir taş ile onlarca kuş vurulması değerindedir.

Son üç yıldır devreye sokulan proje[2] çok kapsamlı olup iç iktidar mücadelesi[3] ile ilişkisinin olmadığı Rahatlıkla görülebilir. Hiçbir devlet kontrollü savaş yürütebildiği ve istediği gibi yönlendirebildiği[4] bir organizasyonu devreden çıkarmak istemez. Bu gerçekleşiyor ise şapkamızı önümüze koyup bakış açımızı çeşitlendirmede fayda olmalıdır.

Kolonyalist devletler Kurdistan’ın özgürleşmesi ve uluslararası geçerliliği olan bir statü sahibi olmasını engellemek için kendilerini zorunlu görüyorlar. Kontrollü savaşın şartları da yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Ulusların Kendi Geleceklerini belirleme prensibi geçerliliğini koruyor.

Bu koşullarda kolonyalist devletlerin özellikle Kurd Direnişçilerine[5] saldırmada sorun yaşaması kaçınılmazdır. Kobani Direnişi döneminde Peşmerge’nin geçişine izin vermek zorunda kaldılar.[6] Dünyanın talebini karşılamak zorunda kalmışlardı. Aynı duruma düşmek istemezler. Uluslararası sorumluluktan kurtulmaları için tek çareleri vardır ve o da Kurdlere kimsenin kabul edemeyeceği suçlar işletmektir. Başarırlar ise müthiş kazançlı çıkacaklarını biliyorlar.

Kobani’nin etkisinin hendek olayları ile nasıl yerle bir edildiğini unutmayalım.

Yürütülen proje ile ağır bir şiddet ortamı geliyor. Özellikle Kurdlere karşı Kurdlerden oluşan bir vekil güç yaratılmaya ve daha aktif devreye sokulmaya çalışılacaktır.[7] Bunlar Kurdistan’ın her tarafında Kurdilere saldıracakları gibi Diasporada da aynı şeyi yapacaklar. Ziya’nın “MHP gibi devletin temel ayağı olacağız” mesajını iyi anlamak lazım.

İki önemli sonucu olacak;

  1. Kolonyalistler dünyaya “biz şiddet uygulamıyoruz, Kurdler kendi kendilerine yapıyorlar” diyecekler.
  2. Kurdlerin sığındığı batılı devletler şiddetin parçası olan yeni adı ile Apocu Hareketin elemanlarına yönelik sert tedbirler alacak. Bunun Kurdlere yönelik olarak algılanmasının yolu açılıyor.

 Kolonyalist devlet ihtiyacını şekillendiriyor. Umarım gerçekleşmez. Yakın zaman için umutlu değilim[8] ama uzun vadede projeyi planlayanların kaybından emin olacak kadar umutluyum.

Şefik Çolak

Endüstri Mühendisi

15.09.2026

 

[1] Resmi bir Kurum olsa da Jitem’in içinde sadece askerler ve polisler yoktur. Başta itirafçılar (devşirme tetikçiler) olmak üzere özellikle cezaevlerinde paramiliter yapıların elemanları yapılanlar var.

[2] Adına ne denirse denilsin çok önemli değil. Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge veya hayal tacirlerinin tanımladığı Barış Süreci (hatta hızlarının almadan bütün halkları barış ve özgürlük getirecek süreç olarak anlamaya veya anlatmaya çalışanlar bile var. Ne yapalım akıl pazarda satışa çıkmış değil.) düşünüldüğünden çok daha kapsamlıdır. Büyük hüsran ile sonuçlanacak ve ciddi şiddet ortamına zemin hazırlayacaktır.

[3] Bu ne Recep Tayip Erdoğan’ın ne Devlet Bahçeli’nin ne de Yeni Ziya Gökalp’ın projesidir. Siyasette hangi şahsın desteklenmesi projenin parçası değil ama yaratılan algı ile bu şekilde gösterilmeye çalışılıyor.

[4] 2004 savaş kararı veya Hendek Olayları için tanıkların anlattığı görünmezlikten gelinmemelidir. Bana göre Yeni Ziya en iyi ihtimalle Kurd tarihinin gelmiş geçmiş en büyük itirafçısıdır. (Farklı tanımlayanların görüşleri de nemlidir ve görünmezlikten gelinmemesi gereken kanıtlar ile desteklenmektedir.) Devletin tartışmasız kontrolünün olduğu bir yerde savaş yaptığı örgüt yönetiliyor ise bunun adı kontrollü savaştır.

[5] Kurd milliyetçileri ve Kurdistan talebi olanlar Sömürgeci devletler için her zaman hedeftirler ama şiddet uygulama onlar için maliyetlidir. Sistemi yıkabilme şansı da sadece onlarda vardır.

[6] Yazar Selim Çürükkaya’nın DOZ Yayınları tarafından çıkarılan KOBANİ DÜŞMEDİ kitabını okumada ciddi yarar vardır. Kurdlerin yalana dayalı propagandalar değil gerçeklere ihtiyacı vardır.

2014 yılında Kobani’de yaşanan kuşatma, yalnızca bir toprak parçasının savunusu değil; Kürt milletinin ortak akıl, ortak irade ve ortak kader bilinci etrafında kenetlenerek verdiği stratejik bir varoluş mücadelesidir. Bu süreç, ulusal taleplerin meşru zeminde, uluslararası hukuk ve diplomasi kuralları çerçevesinde savunulmasının zorunluluğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Zira haklılık, ancak doğru zamanlama, kararlılık ve etkili diplomasiyle sonuç üretir.

Bu çalışma, Peşmerge güçlerinin Kobani’ye geçiş sürecini; yürütülen diplomatik temasları, karşılaşılan siyasi ve idari engelleri ve uluslararası baskı dinamiklerini belgeler ışığında ele almaktadır. Sürece dair üretilen spekülasyonların ötesine geçen eser, karar alma mekanizmalarını ve bölgesel dengeleri soğukkanlı bir analizle okuyucuya sunarak yakın tarihe kayıt düşmektedir.

Kobani direnişi, farklı Kürt güçlerinin ortak hedef doğrultusunda eşgüdüm sağlayabileceğini göstererek milli bilinci zirveye taşımıştır.

 

[7] Sosyal Medyada aşırı saldırgan davranışların hızla yayıldığı unutulmamalı. Değerli şahsiyetlere yönelik tehditlerin yaygınlaşması geleceğin habercisidir.

[8] Güney Batı Kurdistan’da olanları dikkatle anlamaya çalışmak gelecek için önemlidir.