İtirafçılığı Anlamak Hitler Ölmeden İki Saat Önce Kazandığını Sanıyordu

Şefik Çolak

Şefik Çolak

Anı yazmak sorumluluk isteyen bir davranıştır. Zamanında ve ders amaçlı kullanmazsanız yararlanma şansınız olmaz. Dedikodu seviyesinde kalır. Anının yazılma şekli ve amacı onun ufuk açıcı olup olmamasını önemli ölçüde etkiler.

1985 yılı Ekim ayı civarında Ankara’da DAL’da bir süre kaldım. İki gün kaldığım hücreye bir itirafçıyı verdiler.[1] O zaman Mamak’tan geçici bir işleri için getirmişlerdi. Benim yanıma vermelerinde bir amaçları var mıydı? Açıkçası bilmiyorum ve sonrası zamanlarda üzerinde düşündüm ama çözemedim. Bu kişi konuşmayı çok seviyordu ve o iki gün içinde hiç susmadı desem abartmış olmam. Sanırım cezaevine girmeden önce sloganlarla düşüncelerini şekillendiren bir tipti.

Türk Sol gurupları içinde bu özelliklere sahip insan sayısı genel toplamın yarısından fazla olduğu için çok da garipsemedim. Dikkatimi çeken farklı bir noktaya değinmemek olmaz. Sloganlarla konuşuyor gibi olsa da sürekli olarak anlatımlarını farkında olmadan yorumluyordu ve kendisine göre yargılamalarda bulunuyordu. Ben de yirmi günden fazla süredir konuşma sesi duymadığım için sıkıntımı giderme isteğiyle konuşmasını sağlamaya çalıştım. O da bulma şansı elde edemediği ortamın oluştuğu hissi ile içindekileri kusma ihtiyacını gidermeye çalıştı.

Anlattıklarında öne çıkan ve günümüzde de geçerliliğini koruyanlardan bazıları;

  • İtirafçılıkta sınır ve durma noktası yoktur. Gerek patronlar ve gerekse de onların içinde bulundukları psikolojik ve sosyolojik konum buna izin vermez. Durmadan onlardan yeni şeyler istiyorlar ve sürekli hareket içinde olmalarını sağlıyorlar. Düşünme ve analiz etme olanakları yok edilmiş.
  • İtirafçılar bir arada yaşıyorlar. Aralarında en ufak bir karşılıklı güven ve sevgi ilişkisi yok. Herkes patronları tarafından kendilerine öğretilen doğruları birbirlerine tekrarlıyor. Patronlara yalakalık yaptıkları gibi diğerlerine kendilerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Bunu yaparken daha akıllı olduklarını ve kendilerinden istenileni iyi anladıklarını göstermeye çalışıyorlar.[2] İstenilen birkaç saat içinde değişse de önemli değil, yeni tez en iyisidir. Değişimden utanan olmuyor.
  • Patronlara hizmet etme yarışı içinde olmak değişmez davranışlardan biridir. Hizmette menfaat elde etmek arzu olmakla beraber her zaman bu geçerli durum değildir. Şartları aynı kaldığı sürece patrona hizmet etmek kişiliklerinin parçası oluyor.[3]
  • Patron onları sürekli aşağılıyor. Aralarında hiyerarşi oluşturulmuş ve her kademe bir alttakine aynı şekilde davranıyor. Mertebede yerleri değiştirilenler de yeni duruma hemen uyum sağlıyorlar. Bir gün önce aşağıladı kişi tarafından aynı şekilde aşağılananlar bundan önemli bir anlam çıkarıyorlar.
  • Gerçekte patronlara güvenen ve inanan kimse yok ama sonsuz güven içinde gibi davranıyorlar ve onların isteklerini yerine getirmeyi kutsal görev görüyorlar.
  • Gelecek beklentileri ve hayalleri yok. Yaptıkları ile yüzleşmekten korkuyorlar. Aile bağları zayıflamış. Bu bağlantıyı kuranlar kısa sürede değişim gösteriyorlar. Bu nedenle patronlar ilişki geliştirmelerine izin vermiyor. Herkes topluma karışınca suçları ile yaşayacağını ve bir kriminal yapının parçası olarak yaşamını devam ettireceğini biliyor.
  • “Bundan kurtulma şansları yok mu” diye sorduğumda verdiği cevabın önemli olduğunu düşünüyorum. “Patron değişirse veya mevcut patron güçsüzleşirse değişim hemen olur.”[4]

Bölgemizde değişimler ve politik tutum almalar hızlı bir şekilde değişmekte ve herkes güçlerini tahkim etmeye çalışmaktadır. Kurdistan’ın işgalcileri kendi güçlerini toparlamaya çalışırken Kurdlerin de yanlış politikalara mahkûm olmasını sağlamaya çalışıyorlar. Bu yazıyı yazmaya çalışırken bir taraftan televizyondaki tartışma programını dinliyordum. Halk TV’de Alper Taş kısaca ama net olarak “Kurdler ayrılıkçı değil, bağımsızlık istemiyorlar, İran’daki Kurd guruplar Barzani’nin kollarıdır, (Kurdler sanki politik olamaz ve mutlaka bir şahıs ile anılmalı anlayışının arkası ne kadar ahlaklı olabilir.) Bağımsızlık (devlet) isterler ise Kuzey Irak’ta başlarına nelerin geleceğini düşünüyorlardır, bizim için en iyi sonuç İran’ın kesinlikle yenilmemesidir” diyor.

İşgalcilerin ve onların savunucuların istemlerinde ve politikalarında ısrarcı olması bir türlü değişmiyor. Yaklaşık 40 yıl önce de Cengiz Çandar aynı şeyleri söylüyordu.[5]

İran’a yönelik savaş tüm hızı ile devam ediyor. Anlaşılan bu şekli ile savaş uzun bir süre almayacak. Ya yeni bir şekle evrilecek ya da daha önceleri olduğu gibi bir süre için ileriye ertelenecek. ABD ve İsrail ile beraber batılı devletlerin acelesi yok. Aldıkları kararı mutlaka sonuçlandıracaklar ama şartlara göre süreyi uzatmaları gerekiyorsa bundan feragat etmeyecekler.

Bu yıllar Kurdlerin ve Kurdistan’ın geleceğini belirleyecek yıllardır. Nasıl sonuçlanacağı Kurdlerin tutumuna bağlıdır. Savaş bütün Kurdleri heyecanlandırmış bulunmaktadır. Heyecanlanmak iyidir ama sağlam politikalarla desteklenmez ise zararlı sonuçlara yol açar. Her hayal kırıklığı Kurdler’de derin izler bırakıyor. Batılıların acelesi olmadığı gibi bizlerinde acelesi olmamalıdır. Olası sonuçları göz önüne almadan maceraya sürüklenilmemeli. İttifaklar ve iş birlikleri incelikle hesaplanmalı. Talepler netleştirilmeli ve karşılığı istenerek gerekli garantiler alınmalıdır. Kervan yolda düzülür anlayışı şimdilik bizim için geçerli tutum değildir.

Kurdler Rojhilat’ta mutlaka bir gün savaşın parçası olacaklar veya kendi başlarına savaş başlatacaklar. Son günlerde Kurd partileri her Kurdü sevindirecek bir ittifak kurdular. Önemlidir ve bunu meşru dış güçlerle yine meşru ve kabul edilebilir zeminde yapmalılar. Bunun için dört şeye dikkat etmeliler.

  • Kendileri dışında kimseye karşılıksız güven duygusu içinde olmalılar. İran’a karşı savaşan ülkelerden mutlaka uçuşa yasak bölge talebinde bulunmalılar.
  • Diğer halklarla bütünleşme zemini üzerinde değil eşitlik ve kendi yönetim yetkilerini kullanabilme çerçevesinde ittifak kurmalılar.
  • İtirafçının anlattıklarını boşuna yazmadım. Olası bir tutum içinde olmaları beklenenlerin güçlenmelerine olanak vermemeliler.[6]
  • Başuré Kurdistan başta olmak üzere diğer parçalardaki Kurdler ve Diaspora ile sürekli temas içinde olmalılar. Onlardan gelecek desteğe ihtiyaçları var.
  • İttifakın yürütme ve yönetme kurulunu kurmalılar.  Yazılı yönetmelik oluşturmalılar ve partilerin tek başına karar almalarını ve uygulamaya geçmelerini engellemenin yolunu bulmalılar.

Doğru siyaset bizde güven ve güvenceyi geliştirir.

Şefik Çolak

Endüstri Mühendisi

05/03/2026

 

 

[1] O zaman radikal tutum içinde olan Türk Sol örgütlerinden birinin önemli bir adamıydı.

[2] Hitlere inanlar sıkıştıklarında Heil Hitler dedikleri gibi günümüzde farklı çağrışımların anlamı ve sosyolojisini anlamamız gerekli.

[3] Diyarbekir zindanında yaşayanların anlatımlarında “işkenceciler yeni işkence yöntemi bulma konusunda yarışıyorlardı ve bununla övünüyorlardı” tutumunun benzeri olduğunu unutmayalım.

[4] Patronların yanındakiler olarak tanımlananlar Rojavaé Kurdistan’da yeterli güçlenmeselerdi 12 yıllık fiili yönetim hemen sönebilir miydi diye düşünmemizde yarar var.

[6] T.C. deki yorumcu görevlilerin Rojhilat’taki Kurd partilerinden n birini neden gündeme getirdğini anlamakta yarar var.