İPEK MENDİL, ZEYTİN AĞACI VE DEDEM

Şefik Çolak

İPEK MENDİL, ZEYTİN AĞACI VE DEDEM

Halkların tarihleri, geçmişteki yaşam şekilleri ve beraber yaşadıkları veya komşu oldukları halklar ile ilişki şekilleri doğru anlaşılmadan günümüzde farklı halkların ilişkilerini sağlıklı bir temele oturtamayız. Geçmişte yaşanan sorunlar çözülmediği takdirde günümüzde de aynı sorunlar yaşanacak veya geçmiş sorunlar yeni sorunlara ve problemlere kaynaklık edecektir.

Yakındoğu’da egemenlerin inkâr, tenkil ve yalana dayalı anlayış çerçevesinde bir programa dayalı olarak Resmi Tarih Yazma Memurlarına yazdırdıkları tarihin etkisi ve kavramlarından kurtulmalıyız. Bu anlayış günümüzde de sorunlara kaynaklık etmekte, toplumların ve halkların sorunlarının artmasını sağlamaktadır. Egemenlere ise sadece geçici fayda sağlamaktan ileri gidememekte, egemen devletlere ve halklarına huzur getirmemektedir.

Türkiye’de ve Kurdistan’da resmi anlayışın dışına çıkarak gerçek tarih çalışmaları son yıllarda hızlanmış, bilimsel temele oturtuluyor ve masa başı yazılan tarih mahkûm ediliyor. Sürecin hızlandırılması barış ve huzurumuz için elzemdir.

Son 200 yıl için sağlıklı sayılabilecek belgelere ve yaşanmış anılara Kürdistan coğrafyasının çoğunluğunda ulaşılmış, yayınlanmış veya yayınlanmaya devam edilmektedir. Hala incelenmesi gereken ve değişik nedenlerle saklı tutulan binlerce belgelerin olduğu da muhakkaktır. Umarım onlar da yakın zamanda gerçek araştırmacıların eline geçer ve yayınlanarak halkların hizmetine sunulur. Kürdistan coğrafyasında Erzincan, Dersim, Elâzığ, Malatya, Antep hattı ve batısında yaşananlar konusunda çok sınırlı çalışma yapıldığını biliyorum. Bu da bu bölgelerdeki halkımız için bir dramdır ve masa başı yazım memurlarının yazdıklarına, alternatif ve gerçek bilgi olmadığından, inanılmasını sağlamaktadır.

Geçen hafta oldukça beğendiğim bir çalışma olan AYHAN Sarıoğlu’nun DOZ Yayınları tarafında yayınlanmış “İPEK MENDİL, ZEYTİN AĞACI VE DEDEM” adlı tarihi romanını okudum. Sanırım ilk okuyan 2-3 kişiden biriyim. Bir ailenin yaşamı üzerinden Malatya, Maraş, Halep’te yaşayan Kurdler (Ezidiler ve Kızılbaşlar dahil) Ermeniler, Türkler ve kısmen Süryanilerin son 200 yıllık tarihi yazılmıştır.

Okuduğumda bunun bir kurgu olmadığını düşündüm ve yayıncıya kurgu olup olmadığını sordum. Kurgu değilmiş. Ailede oluşan gelenek gereği aile reisleri yaşadıklarını, çocukları ve torunları tarafından bilinsin diye, yazmışlar veya yazlı olmasa da işledikleri mendil ve benzeri eşyalarla mesajlarını iletmişler. Son olarak bu sandık aile geleneği gereği kitabın yazarına teslim edilmiş. Arap ve Ermeni harfleri ile Kurdçe ve Ermenice yazılmış bu yazıları, yazar, bir mühendis titizliği ile tasnif etmiş, uzun uğraşlar sonucunda çevirilerini yapmış ve bize kıymetli bir eser kazandırmış.

Bu eserde dikkat çeken bazı konuları aktarmak istiyorum.

  1. Yazar kısmen kurgu yapsa da yazılanlara sadık kalmaya azami özen göstermiş. (Belki dili günümüz için daha anlaşılır yapmaya çalışmış.)
  2. Bu aile ve reisleri yaşadıkları dönemlerde Bölgede siyasi önderler değiller veya önder şahsiyetlerin çok yakınında yer almamış, dönemin sıradan yaşayanlarıdır. Bu nedenle son 200 yılda yaşananları o dönemde yaşayanların dili ile bakışlarını ve öğrendiklerini görme şansını bize vermektedir. Bu yönü ile saf ve önemli belgeler niteliğindedir.
  3. Bırakılan yazılar, Resmi Memurların yazdıklarının ne kadar yavan olduklarını ve gerçeklerin bunlar tarafından ne kadar değiştirildiğini, bize yalın bir şekilde gösteriyor.

Kitabı okuduktan sonra dikkatimi çeken bazı konuları biraz da yorumlayarak aktarmak istiyorum.

  1. Maraş, Antep, Malatya, Halep’te yaşayan halkların (Kurd, Ermeni, Türk ve inanç guruplarının) yaşam şekilleri, üretim ilişkileri, doğa ile mücadele edişleri, yaşayanların dili ile anlatılmaktadır. Egemenlerin müdahalesi olmasaydı nasıl barış içinde yaşadıklarını görebiliyoruz. Devletin etkisi dışında doğal koşullar ve geçim şartları ile oluşan göçler ve insanların yaşam şekline etkisi sade bir dille anlatılmış.
  2. Gerek yerel gerekse de uluslararası ticaretin nasıl yapıldığı ve farklı kesimlerin ticaretteki rolleri anlatılmakta.
  3. Günümüzde Devlet destekli mafya yapılanmalarına veya Narko Devlet tanımlamalarına şaşıranlara hayretle bakıyorum. Bu tür yapılanmaların Osmanlı’da ve T.C.’de devletin yapısal karakteri olduğunu 200 yıllık sürede köylüler görebiliyor ama bazı akıllılar görmeye korkuyor. Özellikle Osmanlının vergi sistemi, talana dayalı gelir yapısı ile talan(işgal) yapmak için oluşan maliyetlerin (işgal ve talan için ihtiyaç duyulan asker ve maddi maliyetlerin de halklara yüklenmesi) halkların sırtına nasıl yüklendiğini görebiliriz.  Bu yapının gereği olarak o dönemler için eşkıyalıkların nasıl oluştuğu ve bunların devlet tarafından nasıl korunduğunu ve organize edildiğini görmeyecek kadar saf mıyız?
  4. Osmanlının ve T.C.nin bir diğer yapısal karakteri de rüşvettir. Dün nasıl sistem olarak var ise bugün de aynen devam etmektedir.
  5. Bir halkın veya inanç gurubunun içinde veya farklı kesimler arasında yaşanan aşkları ve sonuçlarını, yaşayanların duygu ve anlatımı ile öğrenebiliyoruz. Bizim tabuları yorumlamamız kolaydır. Tabuların yarattığı dramları en iyi bizzat yaşayanlar bilir.
  6. Bütün Kurd direnişlerinin (isyanlarının) içinde destekçi olarak veya devlet tarafında asker olarak bu insanlar yer almış. (Yönetici olarak değil sıradan nefer olarak) Onların bakışları ve yorumları birer belge niteliğindedir. Yöneticilerin kahramanlık hikayeleri şekilde aktardıkları yorumların dışında çok daha objektif gördüm. Olaylar sırasında veya sonrasının yaşamlar üzerindeki etkisini anlamamız sağlanıyor.
  7. Osmanlı adaletine inanmaya (inananın olduğuna düşünmüyorum. İşlerine geldiği için doğru olduğunu düşünenler var) çalışanlara nasıl bir zulüm ve sömürü sistemi olduğunu göstermektedir.
  8. Osmanlı’da Oyun bitmez sözü bugün ne kadar geçerli ise 200 yıl önce de aynı şeyler yaşanmış. O zaman dedelerimiz kandı, bari bugün kanmayalım. Artık kopyalanan tekrarlardan kurtulmanın vakti gelmiştir.
  9. Zalimlere karşı Ermenilerin ve Kurdlerin birbirlerini nasıl koruduklarını okumak beni duygulandırdı. Asker vermemek için Kurdlerin Ermenilere, Vergi vermemek için Ermenilerin Kurdlere sığınması ihtiyaç duyduğumuz dayanışma örnekleridir. Katliamlardan ve tehcirden korumak için geçici bir süreliğine Ermenilerin Kurd köylerinde yarıcı olarak çalıştırılması yoluna gidilmesi akıllıca olmuştur. Halkların, korumak amacıyla, birbirlerinin çocuklarını evlat edinmesi ama geçmişlerinden kopartmamaya çalışması bugünkü ırkçıların yüzüne vurulacak bir tokat gibi durmaktadır.
  10. Yozgat, Tokat, Amasya civarında yaşanan Ermeni katliamı ve sürgünlerin Maraş-Halep hattında yaşayan halklar üzerindeki etkisi ve dayanışma çabaları görülmeye değer. Suriye ve Lübnan’da yaşayan Ermenilerin Kurdlere nasıl olumlu baktıkları ve şu anda Ermenistan’da yaşayanların nasıl olumsuz baktıkları bilinmektedir. Yaşayanların ve resmi memurların yazdıklarına inanların arasındaki tutum farkı olarak görülmeli.
  11. Lozan ile beraber oluşan yeni sınırlardan dolayı aile zorunlu olarak ikiye bölünüyor. Bunun yaşam üzerindeki etkisi ve yarattığı dramlar içler acısı olarak karşımıza çıkmakta.
  12. Dedelerin yazdıklarında, bugün Alevi olarak tanımlananlar için, hiç alevi tanımlaması yapılmaması dikkatimi çekti. Dini konularda bilgili olduğumu söyleyemem ama Devlet Dininin şekillendirdiğine inanırım. Devlet Dininin gereği olarak kavramlar nasıl değiştirilmiş bakmak lazım.
  13. Yemeğimiz, müziğimiz, değerlerimiz sadece yasaklanmamış, aynı zamanda, hep çalınmış ve kısmı değişiklikler yapılarak egemen ulusa mal edilmeye çalışılmıştır. Bunu yaparak iyi veya kötü de olsa geçmiş ile bağ kopartılmaya çalışılmış ve aynı zamanda kendilerine hayali kahramanlıklar yaratılmıştır. Kitapta konu edilen Fate é Reş (Resmi memurların yarattığı KARA FATMA) gibi. Neden yaptıklarını anlamak için Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde yazılan her Kurd sözcüğünü günümüz yazılı halinde Türk olarak çevrilmesine bakmak yeterlidir.

Bu kitabının okunmasını dostlarıma tavsiye ediyorum ama özellikle aşağıdaki kişilerin okumasında yarar vardır.

  • Ermeniler (özellikle resmi yalanlara inananlar)
  • Batı Kurdistan’ı bilmeyen Kurdler
  • Osmanlı ve T.C. adaletine inanmaya çalışanlar (Bilmeden ırkçıların etkisine girenler veya onların kavramları ile düşünenler) (Biz Kurdler öncelikle Sömürgecilerin çağdaş olarak iddia ettikleri kavramlardan kurtulmalıyız.)
  • Narko Devlete şaşanlar

Kitabı okuduktan sonra ismini çok anlamlı buldum. Böyle bir eseri bize kazandırdığı için Ayhan Sarıoğlu’nun Beynine ve kalemine sağlık.

Şefik Çolak

Endüstri Mühendisi

27.02.2022

 

Not: Bu yazıyı 4 yıl önce yazmıştım ve yayınlamamıştım. Günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Türkiye yakında Ermenistan ve Azerbaycan ile ciddi sorunlar yaşamaya gebe. 100-150 yıl önce sıradan Kurd ve Ermeni köylülerin yaşadıkları dönemdeki anlatımları ile gerçekleri bilmelerinde yarar vardır. Ermeni Katliamında Kurdleri sorumlu gören Kurdler de kendi ataların anlatımından gerçeği bilirler ise faydalı olur.