Erkan Polat
Selahattin Demirtaş’tan bugün, Öcalan’ın ve PKK’nin ortaya koyduğu yeni siyasi çizgiden farklı, daha sert ya da daha mesafeli bir tavır bekleyenlerin şaşırmaması gerekir. Çünkü Demirtaş’ın önündeki tablo, yalnızca kendi kişisel siyasi tercihleriyle belirleyebileceği bir tablo değildir. Hatta bugün onun elinde olmayan, ama siyasi geleceğini doğrudan belirleyen çok daha büyük bir denklem var: Öcalan, Kandil ve DEM Parti.
Öcalan’ın ortaya koyduğu yeni perspektif, PKK’nin kendisini feshetmesi ve silahlı mücadelenin artık geçmişteki anlamını yitirmesi, Kürt siyasetinin bütün aktörlerini yeni bir pozisyon almaya zorluyor. Kandil’in bu sürece nasıl yaklaşacağı, dağdaki gerillanın ne yapacağı ve DEM Parti’nin parlamenter siyaset içerisinde bu yeni dönemi nasıl taşıyacağı henüz bütünüyle netleşmiş değil. Fakat bütün bu belirsizliklerin ortasında Demirtaş’ın da geçmişteki siyasi pozisyonunu aynen sürdürme imkânı giderek daralıyor.
Çünkü Demirtaş bugün yalnızca kendi adına konuşan bir siyasetçi değil. Aynı zamanda Kürt siyasal hareketinin bütün bu dönüşümünün yarattığı sonuçlarla birlikte değerlendirilmek zorunda olan bir aktör. Üstelik bunu cezaevinden yapıyor. Dolayısıyla onun hareket alanını belirleyen koşulların önemli bir bölümü kendi iradesinin dışında gelişiyor.
Demirtaş’ın geçmişte söyledikleriyle bugün söylemek zorunda olduğu şeyler arasında bir mesafe oluşmuş olabilir. Fakat bu mesafenin yalnızca onun kişisel siyasi tercihi üzerinden okunması doğru olmaz. Öcalan’ın değişen çizgisi, PKK’nin fesih kararı, Kandil’in vereceği tavır ve DEM Parti’nin Türkiye siyasetindeki konumu, Demirtaş’ın önündeki seçenekleri de belirliyor.
Bu nedenle Demirtaş’tan farklı bir tavır bekleyenlerin biraz daha gerçekçi olması gerekiyor. Çünkü mesele artık Demirtaş’ın ne istediğinden çok, içinde bulunduğu yeni siyasal koşullarda neyin mümkün olduğuyla ilgilidir. Bir başka ifadeyle, Demirtaş da bu yeni dönemin sonuçları karşısında eli mahkûm olan aktörlerden biridir.
Üstelik asıl büyük sınav Demirtaş’ın değil, dağdaki gerillanın ( yeni yasaya göre ''teröristlerin'' ) önünde duruyor.
Cezaevlerinde bulunan birçok PKK üyesi ve sempatizanı açısından durum görece daha anlaşılır. Geçmişte savundukları siyasi fikirlerin önemli bir bölümü bugün kendi hareketlerinin aldığı yeni kararlarla birlikte zaten tarihsel bir sorgulamanın içine girmiş boşa düşmüş durumda. Gerek Öcalan gerekse PKK, artık geçmişte bildikleri ve savundukları PKK değil. Parti kendisini feshettiğini açıklıyor. Dolayısıyla yeni çıkacak yasayla, artık büyük ölçüde anlamını yitirmiş bir siyasi bedelin ortadan kalkması ve cezaevlerinde bulunan insanların özgürlüklerine kavuşarak hayata yeni bir perspektiften bakabilmeleri bana göre son derece masum ve insani bir taleptir. Onların en kısa zamanda özgürlüklerine kavuşmasını diliyorum. Bunu çoktan hak etmişlerdir.
Fakat dağda silahıyla bulunan gerilla( ''terörist'' ) açısından mesele çok daha karmaşık.
Çünkü onların dağa çıkmasına neden olan gerekçeler hâlâ hafızalarında canlı. Yıllarca bir dava uğruna silah taşıdılar, hayatlarını ortaya koydular ve kendilerine belirli bir tarihsel misyon biçtiler. Şimdi kendilerine, uğruna mücadele ettikleri örgütün kendisini feshettiği ve silahlı mücadelenin artık sona erdiği söyleniyor. Bu kararı anlamlandırmak, kabul etmek ve hayatlarını bundan sonra nasıl sürdüreceklerine karar vermek, onlar açısından hiç de kolay olmayacaktır.
Kandil’in vereceği karar ve kadrolara yansıması bu nedenle kritik. Öcalan ile Kandil arasındaki ilişkinin bundan sonraki biçimi, yalnızca örgütsel bir mesele olmayacak; aynı zamanda dağdaki insanların kendi gelecekleri hakkında verecekleri kararları da doğrudan etkileyecek.
Demirtaş’ın da içinde bulunduğu siyasal alan ise bütün bu gelişmelerin ve nabzın dışında değil, tam tersine tam ortasında duruyor.
Dolayısıyla Demirtaş’ın bundan sonra alacağı tavrı yalnızca “Demirtaş ne düşünüyor?” sorusuyla açıklamaya çalışmak eksik kalır. Asıl soru şudur: Öcalan’ın yeni çizgisi, Kandil’in vereceği karar, DEM Parti’nin siyasal konumu ve Türkiye devletinin atacağı adımlar arasında Demirtaş’ın gerçekten ne kadar hareket alanı vardır?
Bence çok fazla yok.
Bu yüzden Demirtaş’tan geçmişteki Demirtaş olmasını beklemek, siyasetin bugün geldiği noktayı anlamamak olur. Onun önünde kişisel tercihlerinden çok daha büyük bir siyasal zorunluluklar alanı var.
Dağdakilerin alacağı tavır ise bütün bu sürecin belki de en kritik halkası olacaktır. Çünkü onların vereceği karar, yalnızca silah bırakıp bırakmama meselesi değildir. Aynı zamanda yıllardır taşıdıkları kimliğin, inancın ve mücadelenin nasıl yeniden anlamlandırılacağı meselesidir. Bu nedenle dağdakilerin vereceği kararın Öcalan'la bugüne kadar var olan ilişkide de önemli bir dönüm noktası yaratacağı kesindir. Yeni yasa sonrası önlerine konan kağıdı imzalamaları bir irade sorunu olarak onları çok zorlayacağı kesin.
Bekleyip göreceğiz.
Ama bu coğrafyada, geçmişte yarım yamalak atılmış her adımın nasıl sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Bu nedenle bundan sonra yaşanacakların hiçbirinin sürpriz olmayacağını düşünüyorum.
Hakların ve halkların huzuru ancak gerçek bir barışla mümkün olabilir. Fakat bugün itibarıyla o barış hâlâ gerçek olmaktan çok bir illüzyon gibi duruyor. Çünkü gerçek barış yalnızca silahların susmasıyla değil, insanları yıllarca dağa, cezaevine ve çatışmaya sürükleyen nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilir.
Silahların susması bir başlangıç olabilir.
Ama barış, ancak o silahları ortaya çıkaran nedenler ortadan kaldırıldığında gerçek anlamına kavuşur. Erkan Polat