Şefik Çolak
Paramiliter yapılarda[1] vicdan ve sahiplenme duygusu yoktur. Gücü elinde bulundurana dönemsel bağlılık ve biat vardır. Güç dengeleri değiştiğinde biat edilen kişiler[2] de değişir. Müritler bile eski güç sahibine saldırmakta sakınca görmezler. Yıllarca sürdürülen eğitimin şekillendirdiği bu kişiler sorgulama yeteneğini kaybettiklerinin farkına varmadan yeni duruma uyum sağlarlar.
Gücü elinde bulunduranlar yüceltilir ve dokunulmaz görülür. Etraflarında bulunan yandaşlar ise acımasızca aşağılanır, itibarsızlaştırılır ve işlenen suçların sorumlusu gösterilir. Bu halklara TES[3] tarafından dayatılan bir projedir. Bu siyaset sistemin kendisini güvene alma kodlarından biridir.
Kurdlere dayatılan ve aralıksız sürdürülmeye çalışılan Yeni Ziya Gökalp’ın konumlandırıldığı pozisyon onun kaprislerinin gereği değil sistemin projesinin vazgeçilmez politikasıdır.[4]
Türkiye veya İran’da derin devlet mazlum milletler için yoktur. Derin yapı sistemin sahipleri ve koruyucu görevlileri için vardır. Onların kendileri arasında zaman zaman çıkar kavgaları olur. Bu kavgalar bazen açığa çıkar ve toplumun gözü önünde acımasızca bir süreliğine devam eder. Kurdlerden istenen de bu çekişmelerde taraf olmasıdır. Geçmişte bu arzularında başarılı oldular. Unutulmasın ki bizler her taraf olduğumuzda mutlaka zararlı çıktık ve çıkmaya devam edeceğiz.
Anayasa ve Kanunlar var ama sisteme zarar vermediği sürece önemlidir. Uyulup uyulmamasını belirleyen sistemin dönemsel pozisyonu ve ihtiyaçlarıdır.[5] Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlık oylamasında “Anayasaya Uygun Değil Ama Evet Diyeceğiz” söylemi sistemin ihtiyacının gereğidir. Evet oyu kullanmasalardı halk oylamasına gidilecekti. Referandumda istedikleri sonucu mutlaka alırlardı ama sistem ciddi zarar görürdü. İlk defa sorumluluk birkaç şahsa yüklenmeyecekti, çıkan sonuçtan kendilerini Türk olarak tanımlayanlar sorumlu görülecekti.[6] Bu sistemin işine gelmeyeceği için onlar sistemin kendilerine yüklediği görevi yaptılar. O zaman Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında olanların bugün demokrat görünmeye çalışması kimseyi yanıltmamalı.
Haksızlık kime yapılırsa yapılsın haksızlığı yapandan yana olma şeklinde tutum ve eylem geliştirmemeliyiz. Unutmayalım ki TES derin yönetememe krizi yaşıyor. Bunun sonucu olarak sistem partileri ve kurumları arasında çıkar kavgası derin tahribatlar yaratmaya adaydır. Birinin kaybetmesi veya berabere kalmaları bize anlamlı fayda sağlamayacaktır.[7]
CHP’ye kayım atanması Türkiye’de yaşayan Kurdler için de dönemsel geçim ve rahat yaşam sorunu yaratır. Aynı durum diğer halklar için de geçerlidir. Kendi sorunları için elini taşın altına sürmeyen Türkler için riskleri gözü alma ve bedel ödemeye çalışma bizim görevimiz değildir. Ne zaman onlar bizlerin insanı haklarımız için tavır geliştirmeye kalkıştığında ve eyleme geçtiğinde bizde gerekli tavrı taviz vermeden almalıyız. Dostluklar karşılıklı olur.
TES sistem değiştirerek kendi gücünü tahkim etmeye çalışıyor. Geçmişte olduğu gibi sistemin kendini tahkim etme sürecinde taraf olarak yardımcı olursak başımıza nelerin geldiğini görmezden gelmemeliyiz.
Türkler de sorumluluk almayı görev bilmeliler. Halk dalkavukluğu yapmak akıllı bir politika değildir. Çevremizdeki kapı komşularımıza veya iş yerindeki arkadaşlarımıza hoş görünmeye çalışmak hiçbir sorunu çözmez. Kurdün insan ve millet olmadan kaynaklanan haklarına[8] olumlu bakmayanların sorununun çözümü veya istemlerinin yerine gelmesi için maliyete katlanmayı bırakalım onlar göze alsın.
Şahıslara dayalı siyaset bir çıkmazdır, tuzaklarla doludur, fayda getirdiği de görülmemiştir. Qazi Muhammed’in vasiyetine uygun davranırsak ancak kazanabiliriz. Unutmayalım Mele Mistefa’nın uzun yürüyüşünde rakipleri arasında karşılıksız tercih uygulaması olmamıştır.[9]
Kurdlerin kardeşe değil iyi komşuya ihtiyacı vardır…..
[1] Osmanlı ve devamı olan devlet aynı zamanda paramiliter devletlerdir. Askeri yapılanmalar devletin asıl sahipleridir. Osmanlı’nın kuruluşunu gerçekleştirenlerin nasıl paramiliter (günümüzün mafya benzeri) guruplar olduğunu anlamak için Ali Kemal Yıldırım’ın “Rum Selçuklu ve Beylikler Döneminde Anadolu’da Türkler, Kürtler ve Moğollar” kitabında (DOZ Yayınları) önemli bilgiler var.
[2] Son yüz yılda T.C.’de suçlanmayan tek kişi vardır. O da Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun dışında suçlanmayan hiçbir siyasetçi yoktur. Bu anlayış sistemin kuruluş kodlarında vardır. Bakınız: İsmail Beşikçi "Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Tüzüğü (1927) ve Kürt Sorunu" (İBV Yayınları) kitabında bu konuda önemli tespitler var.
[3] Türk Egemenlik Sistemi.
[4] Almanya’da “Führer” (Önderlik), T.C.’de “Milli Şef veya Başkanlık Kurulu”, İtalya’da “Duçe” (Önder), İspanya’da “El Caudillo” (Önder) ve Kurdlerin kabullenmeye zorlandığı “Önderlik veya Bahçeli’nin tanımı ile Kurucu Önder.” Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hepsinin ortak özelliği sistemleridir.
[5] TES’in Kurdler ve Kurdistan için tek anayasası vardır ve o da “Şark Islahat Planıdır.” Bu planın uygulanması dönemsel pozisyonlar ve ihtiyaçlara göre değişiklik göstermez. Bakınız Mehmet Parlak “Şark Islahat Planı, Kürtlere Vurulan Kelepçe” (Özge Yayınları)
[6] Oylama öncesi Kılıçdaroğlu, destek istediği milletvekillerine, “Kullanacağınız ’evet’in anlamı şu: Dokunulmazlık kalkacak. Kalkınca da ben ve başka CHP’liler yargılanacağız. Belki de bir yıldan fazla ceza alacağım ve siyaset yapmamın önü kesilecek. Ancak, AKP’nin ‘referandum’ kumarı, ülkenin geleceğini karartacak sonuçlar yaratacak. Türkiye’nin geleceği için kendi siyasi geleceğimi riske attığımın farkındayım.” İhtiyaç olsaydı Özgür Özel de aynı tutumu mutlaka alacaktı.
[7] Meşru ve uygulanabilir hukuk tarafından garanti altına alınabilir pazarlık sonucu yapılacak yazılı anlaşma gereği taraf olunmasında sakınca yoktur. Halkımızın kısa süreli ihtiyaçlarını göz ardı etme şansımız olmamalı. Sözlü anlaşma tehlikelidir ve TES yanlılarının en güvenilmez sözü onların namus ve şeref sözüdür. Tarihimiz bunun sayısız örnekleri ile doludur.
[8] Kendini Türk olarak tanımlayanların en az %80’ninin Kurdün dil hakkına dahi saygı duymadığını biliyoruz.
[9] Mele Mistefa Barzani kim olursa olsun her Kurde sahip çıkmaktan kendisini alıkoymamış. Hatalarını affetmiş ama Kurdi tutuma kendilerini zorlamaktan kaçınmamıştır. Kendisinin kesin talimatına rağmen Mam Celal’ın Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın davetine icap etmesi sonrası tutumu ders niteliğindedir. Dana Adams Schmidt’in “Cesur Adamların Ülkesine Yolculuk” kitabındaki (Avesta Yayınları) röportaj bugün bile önemini kaybetmiş değil.
Şefik Çolak
Endüstri Mühendisi
23/05/2026