Kamil Sümbül

Kamil Sümbül

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Dünyadan Göçüp de Ardından İz Bırakanlar: Yusuf Andıç'ı anmak

A+A-

Yaşamı yitirme gerçeği doğanın bir kanunudur. Bazı yaşamlar var ki, ölümünden sonra da anılarıyla izleri kalır, unutulmaz, yeni kuşaklara anlatılır; yaptıklarıyla, taşıdığı örnek değerleriyle saygı, sevgi ve hasretle anılır. Yusuf Andiç de bu arkadaşlardan biridir. Sevgili Yusuf Andiç’i kaybedeli 5 yıl oldu ama eksikliğini her gün hissetmekteyim. Yusuf aramızdan ayrıldığında 66 yaşındaydı. O melun hastalık onun hakkı değildi, sevenlerini erken bırakıp gitmişti.

Yusuf 3 veya 4 yaşındayken babası Said Andiç’in PTT memuru olmasından dolayı Diyarbekir Çermik’ten Ankara’ya taşınmışlardı. Yusuf’un Kürt yurtseveri kişiliğinin oluşmasında babasının büyük katkısı olmuştu. Evlerine her zaman Çermik’ten, köylerinden misafirler gelmiş, babasının Kürtçenin Dimîlî lehçesini misafirleriyle konuşması dikkatini çeker ve dikkatini köklerine, Çermik’e, babasının konuştuğu Kürtçeye verirdi. 1969 yılında liseyi bitirince ODTÜ’nün inşaat bölümüne kayıt yaptırır. 1951 doğumlu olan Yusuf 68 kuşağını, o dönem olan hareketlenmeleri, dönemin önemli şahsiyetlerini tanımasına rağmen ben onu 70’ler kuşağından biri olarak görmekteyim. 1969-70 dönemi Ankara’da ve üniversitelerde çok hareketli geçmektedir. DDKO’nun kuruluşunu, 12 Mart askeri darbesinin balyoz hareketlerini izledikçe sol hareketlere ilgi duymaya başlar. Denizlerin idamı ile birlikte artık aktif bir devrimcidir.

3. Sınıfına geldiği ODTÜ’yü ailevi sorunlar yüzünden bırakmak zorunda kalıp çalışmaya başlar. 1974’te yeniden girdiği üniversite sınavlarında ADMMA’sinin akşam inşaat bölümüne kayıt yapar. Bu okulda Kürdistan’ın değişik illerinden gelen Kürt öğrencilerle tanışır. ADMMA (Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi) 1970’li yılların başından itibaren antifaşist mücadelenin en yoğun olduğu okulların başında gelmekteydi. Faşist öğrencilere karşı da ön saflarda olanlar Kürdistan’dan gelen öğrencilerdi. Yusuf onlarla birlikte en ön saflarda vuruşup cesareti ve zekâsıyla kısa sürede büyük bir kesimin saygısını kazanmıştı.

1975’te Ankara’da kurulan DDKD’in en aktif üyelerinden biridir. DDKO kurucuların 1974 affından sonra cezaevinden çıkıp Ankara’da kurdukları KOMAL yayınlarının dağıtımında en fedakârca çalışanıdır. 1975’te faşist Alparslan Türkeş Diyarbekir’e gelip toplantı düzenlemek istediğinde Yusuf Diyarbekir’dedir ve Türkeş’i konuşturmamak için protesto edenlerden biridir. 1976’da Ankara’da aynı okulda okuduğu yoldaşı MEHMET EMİN ECE faşistlerce vurulduğunda cenazesi için Van’dadır. Polis cenazeyi kaçırmak isterken polise en sert direnenlerin başındadır. 1976’da Diyarbekir’e gelen Bülent Ecevit’in ırkçı söylemlerini protesto edip konuşturmayanlar arasında Yusuf bulunmaktadır. İstanbul’da yapılan her üç 1 Mayıs gösterisinde (1976-77-78) Yusuf arkadaşlarıyla Taksim meydanındadır. 1 Mayıs 1977 katliamında ise ölümden kıl payı kurtulandır.

Rızgari dergisi yayına başlaması ile birlikte derginin geniş kesimlere ulaşmasında, görüşlerini savunmada yine Yusuf ön plandadır. Gerek Rızgari hareketi döneminde gerekse ayrılık sonucu Ala Rızgari hareketinde Ankara’da güçlü bir kitle desteği ve kalıcı kadrolar kazanılmışsa bunda Yusuf’un emekleri vardır. Ankara’da ve Kürt illerinde birçok Kürt gruplarıyla, Türk solundaki gruplarla yakın diyalog kuran, rahatça sosyal ilişkiler kurmada Yusuf ön plandadır. Ankara’da kurulan ASDK-DER’in kurulmasında önemli emeği geçen ve ilk başkanlığını yapan yine Yusuf’tur. 1979 Eylül’ünde hakkında tutuklama kararı çıkarılıp aranan Yusuf 1980’de Diyarbekir 1 Nolu askeri cezaevine görüşmeci olarak gelip bizlerle görüşecek kadar cesarete sahip biridir.

12 Eylül faşist darbesi geldiğinde onlarca arkadaşı Doğu ve Güney Kürdistan’a geçirmede önderlik edenlerden biridir. Gerek Doğu Kürdistan’daki Kürt güçlerinin kampında gerekse Güney Kürdistan’da Yekiti Niştiman kampında arkadaşlarıyla askeri eğitim alıp tekrar dönme amacını gerçekleştirme aşamasında ön plandadır. Bazı konulardaki tartışmalar sonucu çok sevdiği, uğruna her şeyini feda etmeden çekinmediği hareketi olan Ala Rızgari’den ayrılmak zorunda kalıp suni sınırları yürüyerek Kuzey’e Diyarbekir’e gelendir. Birkaç kez daha Batı Kürdistan sınırına girip geri gelme cesaretini gösterendir. Üç arkadaşı ile birlikte tekrar Batı Kürdistan’a geçmek isterken sınır jandarmalarına yakalanırlar. Kaçakçı olduklarını söyleyince asker yüklü bir para karşılığında onları serbest bırakacağını söyler. Üzerlerinde o kadar para olmayınca Yusuf gidip bulayım der ve asker onu bırakır. Yusuf tüm çabalarına rağmen para bulamaz ve geri geldiğinde bir askeri birliğin gelip arkadaşlarını götüreceğini görünce o da gidip askerlerce tutuklanıp işkencehaneye gönderilir. Yusuf isteseydi geri döndüğünde askeri birliği görünce kaçabilirdi. Fakat arkadaşlarının onu kendini kurtarmayı düşünüp güvensiz duygular içine girmesinler diye kendini ele vermekten çekinmeyendir.

Diyarbekir soruşturma işkencelerinden geçip 5 Nolu’nun en vahşi döneminde diğer üç arkadaşı ile birlikte 5 Nolu’dadır. Cezaevi direnişlerine aktif olarak katılmış, direniş sonuçlanıncaya kadar 36. hücrelerdedir. Direniş sonrası 34. koğuşta ben tahliye oluncaya kadar yine birlikte olmuştuk. 34. Koğuşta birlikte kaldığım dönem çok düşünceliydi, üç şey onu çok sarsmıştı. İlki; canı gibi sevdiği, her türlü fedakârlığını yaptığı Ala Rızgari’den ayrılmış, ikincisi; çok sevip güvendiği Baki Danışman bir trafik kazasında yaşamını yitirmiş, üçüncüsü ise; çok saygı duyduğu Necmettin Büyükkaya işkence ile yaşamını yitirmişti. Rızgari/Ala Rızgari 2. Dava Dosyası’nda Cabir Yolbaş’la birlikte siyasi savunma yapandır. Tahliyesi geldiğinde direk askere gitmesi, ülser olan mideden geçirdiği ameliyat, iki çocuk ve bir eş, geçirdiği zor günler karşısında bir gün bile of dememiştir. Diyarbekir’e taşınınca mühendislik mesleğini en iyi şekilde yapmaya başlamış, aldığı tüm ihaleleri zamanında ve sağlamca yapmıştır. Politik gruplarla ilgilenmiyordu fakat Diyarbekir’de bir otoriteydi. Kürdistan’ın diğer parçalarındaki gelişmeleri yakından izlemekteydi. Geleni, gideni, görüş alışverişinde bulunanı çoktu.

Yusuf’a; “Bir döneme tanıklık etmişsin, anılarını yaz” dediğimde, anılarını yazmayı düşündüğünü söylemişti. Fakat o da birçok Kürt şahsiyetleri gibi yazmamış, sırlarıyla bu dünyadan göçmüştü. Aktif politik yaşamında hep ön saflarda oldu, hiçbir arkadaşını kullanmayıp gerilerde kalmadı. Cezaevi sonrası iş hayatında elinin yetişebildiği tüm arkadaşlarına ulaşıp yardım etmeye çalıştı, onları korumak için elinden geleni esirgemedi. O hep yardım için ayaktaydı, dayanışma için en zor şartlarında bile, ailesini ihmal etmeyi göze alıp koşturan biriydi. Yaşadığı sürece ahde vefayı bilen, yoldaşlarına ve dostlarına nasıl katkı sunarım onun karakteriydi.

Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinde sorumlu bir yurtsever devrimci olmak öyle kolay değildir. İnsanın önünde bin bir türlü zorluklar bulunmaktadır. Bunun içinde sabır, tahammül, fedakârlık, her türlü bedel ödeme cesareti gerekmektedir. Yusuf’ta bunların tümünü görmek mümkündü. Yusuf, ulusal mücadelenin bir hamalıydı; ne paraşütle örgüt yöneticiliğine, ne şartların onu yöneticiliğe getirdiği biriydi. O bu mücadeleye en altlardan başlayıp ileri götüren, görevin küçüğü büyüğünü ayırmadan koşan, bir örgütü yönetecek kadar zekâ, cesaret ve kapasiteye sahip bir değerdi. Tüm yoldaşları ve dostlarının kadir kıymetini bilen, değerlerini her koşulda koruyan dostlarının hakkını veren biriydi. Ona haksızlık yapanlara hiçbir zaman kin duyduğuna dair tek laf işitmedim. Umarım bir gün Yusuf’la aynı dönemi yaşayan arkadaşların da bu konuda açıklamaları olur.

Yusuf hatalarıyla, değerleriyle, fedakârlığıyla, sorumluluk duygusunu duyan bir insandı. O, durup dururken hiç kimseyi incitmez, kırıcı olmazdı. Hatasının olduğunu fark ettiğinde veya uyarıldığında özeleştiri verme inceliğini gösteren biriydi. Bazılarımız onun için, çok sert ve katı disiplinli deyip eleştirirken bir noktayı göz ardı etmekteydiler. Yusuf ideallerine, inançlarına, bağlı olduğu harekete inanan biri olduğundan her işin düzenli gitmesini isterdi. Disiplinli ve inançları konusunda katıydı fakat bu katılığı ulusal mücadelenin gelişimi içindi. Yeri geldiğinde çok ta kibarlık gösteren biriydi. Benim için de bir yoldaştan ziyade bir ağabey kardeş ilişkimiz vardı. Ufak bir hatamda bana da bağırır çağırır fakat hiç hiçbir zaman kırıcı olmazdı. Bazen resmine baktığımda; bir küçük hatamı görse de bağırsa özlemini hâlâ duyarım.

Benden 5 yaş büyük olmasına rağmen aynı kuşağın emektarları gibiydik. Bizleri bırakıp gittiğinde sanki sırtımı dayadığım dağ yıkıldı. O, ben ve birçok arkadaş için sırtımızı dayadığımız bir dağdı. Birçok konuda terk ettiği yaşama güzel izler ve anılar bırakmıştı. Onun bizlere bıraktığı anılar hâlâ yol gösteren bir kılavuzumuzdur. Bıraktığı güzel anılar umarım bizden sonra gelen kuşaklara aktarılır ve gerekli saygı ve ilgiyi görür, dersler çıkarılır.

Bu dünyadan bedenen ayrılıp da ardından anlamlı iz ve güzel anılar bırakmanın değişik biçimleri vardır: İyi bir yazar bıraktığı kitaplarıyla, iyi bir ressam tablolarıyla, iyi bir müzisyen eserleriyle kuşaklar boyu anılırlar. Sevgili Yusuf da kararlı duruşuyla, değerleriyle, zekâ ve yetenekleriyle, cesaretiyle iz ve güzel anılar bırakan biridir. Bizlere düşen görev de bu yönlerini geleceğe aktarmak, yeni kuşakları bilgilendirmektir. Bazı talihsiz durumlar yüzünden ona layık bir 5. Yıl Anması yapamamaktayız. Yoksa niyetimiz önce gidip mezarında ziyaret etmek, ardından Diyarbekir’de bir konferans düzenleyip onu tanıyanları konuşturup ona layık bir anma töreni yapmaktı. Ama bir gün bunu gerçekleştireceğimize inancım tamdır.

Yaprak dökümü 68’ler kuşağında devam ederken bizim kuşak olan 70’lerde de başlamıştır. Hafızamı gerilere götürüp geçen yıllara baktığımda, gerçekten de bizim kuşak çok farklı değerlere sahipti. Son kırk yılın kuşağıyla karşılaştırılması zordur. Bizler yavaş yavaş ideallerimizle, umutlarımızla, hayallerimizle tarih sahnesinden çekilmeye başlamışız. Yusuf ve onun gibiler kendileri için hiç yaşamayıp, ne hayaller kurdular ne de umutları oldu, tek düşünce ve amaçları halkı için olmuştur, insanlık için olmuştur.

Sevgili Yusuf Andiç, birlikte geçirdiğimiz yıllar içinde bıraktığın anılarla her zaman kalplerimizde yaşıyor ve yaşayacaksın. Bedenen aramızdan ayrılmışsın, ama ruhun bizimledir. Anıların bizler için rehberdir. Rahat uyu, sen halkına karşı üzerine düşen görevi kusursuzca yerine getirdin. Yattığın yer gül ve gülistan bahçesi olsun. Ruhun şad olsun!

 uhju7033.jpg

 

 

 

 

Bu yazı toplam 556 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar