YÜZLEŞME VE SORGULAMA

Kamil Sümbül

Yaşadığımız Ortadoğu coğrafyasında kurulu devletlerin hemen hepsinin günümüze kadar gelen geçmişleri; çok kanlı katliamlar, yıkımlar, sürgünler ve işkenceler tarihi olmuş ve olmaktadır. Bu yüz kızartıcı tarihle yüzleşmek, hesaplaşmak, bir daha olmaması için önlemler almak kurulu devletlerin gündemine girmediği gibi bunu isteyenler de hainlikle suçlanmaktadır.

Devlet ve toplumların yüzleşmesi demek: Kendi geçmişlerinde olan katliam, baskı ve her türlü acıları, yaptıkları kötülükleri ele alıp özeleştiri yapması, özür dilemesidir. Ayrıca yaşayan canilerin cezalandırılması ve bir daha olmaması için söz vermesi, kendi geçmişlerini mahkûm etmesidir. Eğer bu hesaplaşma yapılmıyorsa katliamların, acıların, işkence ve sürgünlerin yine yapılacağından var olan acılar daha da artar, insanlarda öfke, nefret, ötekileştirme ve yok etme kültürü olağan bir hale gelir. İnsanlara geçmişi hatırlamamaları, unutmaları gerektiğini zorla kabul ettirir, böylece geçmişte yapılan her insanlık dışı uygulama cezasız kaldığı gibi, yapanlara daha da cesaret verir. Yaşadığımız Kürdistan ve Türkiye coğrafyasında bu her yönüyle yaşanmakta, her türlü insanlık dışı uygulamaları yapanlar devletçe ödüllendirilmektedir.

Sanıyorlar ki baskı ve zorla unutturulmak istenen geçmişleri hatırlanmaz. Hâlbuki yüzleşmeyi ertelemek, ondan kaçınmak daha da güçlü bir şekilde kendini dayatır, daha büyük bir şiddetle geri gelir. Türk resmi ideolojisi bu unutturma, hatırlamama konusunda güçlü bir devlet aklına ve toplum mühendisliğine İttihat ve Terakki’den beri sahiptir. Toplumsal/kolektif hafızası hep bastırma ve unutma ile dolu olan Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesinin ve hesaplaşmasının sağlanabilmesi için en başta yapılması gereken; resmi ideoloji olan Kemalizm’in sorgulanmasıdır. Kemalizm’in bütün görüş ve pratiklerini, kullandığı araçları, bunun sonucu olarak da oluşturduğu toplumun büyük çoğunluğunun onayını alması, tüm yönleriyle sorgulanması gerekmektedir.

Türkiye’de yüzleşme ve sorgulamanın en başta resmi ideoloji olan Kemalizm’le olmalıdır tespitini değerli bilim adamı İsmail Beşikçi yaparak, Türkler arasında ilk adımı atmıştı. Hatırlamama, unutturma kültürünü bilimsel araştırmalarıyla mahkûm edip ilk gediği açmış oldu fakat kendisine de 17 yılı aşkın cezaevi yatmasına neden oldu. Geçmişi ve resmi ideolojiyi sorgulamak, yapılan katliam ve zulümleri tartışmaya açmak bir sorgulama yöntemini de beraberinde getirir. Bu sorgulama yöntemi, sağlam temelde, tanıklarla ve korkmadan geliştirilirse, Türk toplumunda demokratikleşme eğilimini ve güçlü bir sivil hareketi de güçlendirir. Türk toplumunun normalleşmesi başka türlü mümkün değildir çünkü unutma ve hatırlamama kültürü toplum içinde büyük destek bulmakta, devletin sahipleri de bu durumdan nemalanıp her türlü insanlık dışı uygulamalara devam etmekteler.

Yüzleşme ve hesaplaşma batılı demokratik toplumlarda niye oldu ve olmakta da niye Ortadoğu ülkelerinde olamamaktadır. Şimdi hatırlamıyorum; bir makalede okumuştum ve şöyle denmekteydi: Batı ülkelerinde bir SUÇ KÜLTÜRÜ var, Ortadoğu ülkelerinde ise UTANÇ KÜLTÜRÜ var. Batılı devletler demokratik kurum ve hukuk sistemlerini evrensel değerlere göre kurmuştur fakat tarihlerinde, yakın geçmişlerinde çok kırım ve zulüm sömürgelerine veya işgal ettiği yerlerde uygulamıştır. İlk başlarda suçlamaları reddetmekteler fakat ispatlanınca hukuk kurumlarında yapılanlar suç kavramına girince hemen yargılayıp cezalandırmaktan çekinmezler. Demokratik kuralların ve evrensel hukukun geçerli olmadığı Ortadoğu devletlerinde ise Devlet ulus oluşturulduğundan inkâr, hatırlamama, unutma kültürünü açıklayan utanç kültürü egemendir. Çünkü ırkçı ve milliyetçi değerlerin egemen olduğu devletler hiç katliam yaparlar mı? Bu anlayıştan dolayı gerek kendi toplumuna gerekse diğer ulusal topluluklara her türlü baskı ve zulmü yapar ama dışarıya ve kendi ırkçı değerleriyle yetiştirdiği kendi toplumuna yalan söyler. Dış ve iç düşmanların iftirasıdır der.

Son yüzyılına bir bakalım:

1915-18 Ermeni katliamı,

1920-22 Pontus katliamı,

1922 Koçgiri Kürt katliamı,

1925 Şeyh Sait direnişi sonrası yapılan katliam, sürgün ve yakıp yıkmalar,

1928-30 Ağrı direnişinde yapılan Zilan deresi katliamı,

1934 Trakya Musevi Pogromu,

1937-38 Dersim katliamı,

1942 Varlık Vergisi uygulaması,

1946 33 Kürt köylüsünün Muğlalı tarafından kurşuna dizilmesi,

1955 İstanbul’da 6-7 Eylül barbarlığı,

1964'te 12.000 Rum'un ülkeden 24 saatte 20 kilo+20 dolarla sürülmesi kararı,

1978-79 Maraş, Çorum, Sivas katliamları,

1980 12 Eylül faşist darbesi ve Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi’ndeki işkence ve katliamlar,

1990’larda binlerce Kürt köylerinin yakılıp boşaltılması ve milyonlarca Kürtün yerleşim yerinden sürgün edilmesi,

1990’larda işlenen faili meçhul cinayetler,

1991 Sivas Madımak otel yangını katliamı,

Ve 28 Aralık 2011’de yapılan Roboski katliamı.

Bunların hangilerinin hesabı soruldu? Bir istisna hariç hiçbiri, sadece Demokrat Parti döneminde General Muğlalı yargılanıp cezalandırıldı.

Bir de 2000’li yılların başında Ak Parti ile derin devlet tam bütünleşemediğinden, Avrupa Birliği’ne katılmak için yapılan bazı değişiklikler sonucunda 1980-84 yıllarında Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi’nde yapılanlar için şikayetlere göstermelik olarak müsaade edildi. Fakat dava açılması giderek sürüncemeye bırakıldı ve zaman aşımı için 20 yıl bekletilip böylece dosyalar kapatıldı. Cumhuriyet tarihi yukardaki satırlarda saydığım insanlık dışı olayların tarihidir ve toplumun bir bölümü buna tanıktır, işlenen suçları biliyordur. Fakat unutturma, hatırlamama kültürü zorla kitlelere kabul ettirildiğinden hiçbir resmi ağız bu katliamları kabul etmez.

Yüzleşme ve sorgulamaya en son yapılan katliam olan ROBOSKİ olayından başlayıp geriye gidilmesinde fayda var.  Roboski’nin kanı hala kurumamıştır ve dava mahkemelerde sürüncemede bırakılmış olsa da bir hesaplaşma yargılaması devam etmektedir. Devlette katilleri korumak bir gelenek olduğundan mahkemelerde bir sonuca gitmek kolay değildir. Adalet kendi başına hiç bir zaman gelmez. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların cezasızlığına nasıl müdahale edilebilir? Sıradan biri tarihin gidişatını değiştirmeye ne kadar etki edebilir? Bunu öğrenmeliyiz. Eğer zorba devletin duvarından bir tuğla söküle bilirse diğer tuğlalar da gevşeyeceğinden yıkılmaya başlanınca 1915’lere kadar gidilebilinir. 25 yıldır Cumartesi Anneleri’nin saygın eylemleri var ve Türkiye’de yüzleşme ve sorgulama kültür ve geleneğini tek devam ettiren annelerin kaybettirilen çocuklarının akıbetini sorma kararlılığıdır. Toplumun büyük bir bölümü boyun eğmesine, susmasına, annelerin haykırışlarına kulak kapatmasına, vicdanları körelen bir duruma getirilmesine rağmen karanlığa karşı yakılan bir mum ışığıdır Cumartesi Anneleri. Unutmayalım; yüzleşme ve sorgulama yapmayı istemek geçmişi değiştirmez fakat geleceği değiştirebilir.

Sonuç olarak: İnkâr ve kabul edilmeyen her suç, onun potansiyel olarak yeniden işleneceği anlamına gelir. Devlet katliamı kabul etmezse, “ben bunu yeniden yapabilirim”, demektedir. Tarihte işlenmiş bir suçu kabul etmezseniz, potansiyel olarak onu yeniden işleyebilirsiniz. (Taner Akçam)