“Yurtsever Demokrat İttifak” Deneyimi ve Kürd Ulusal Demokratik Siyasetinin Geleceği

Sait Aydoğmuş

Bilindiği gibi,  31 Mart Yerel Seçimlerinde  ‘’Tifaqa Welatperwer û Demokrat-Yurtsever Demokrat İttifak“ın   Diyarbakır Büyükşehir  Bağımsız Belediye Başkan adayı idim. 

Seçim sonucunda ilan edilen resmi sonuçlara göre toplam 1173 oy aldık. Hatırlanacağı gibi, İttifak’ın benim dışımda da bazı il (Batman, Mardin, Muş) ve ilçelerde (Diyarbakır Bağlar, Kayapınar, Yenişehir ile Mardin Kızıltepe) toplam 8  bağımsız adayı vardı. Diğer aday arkadaşlarımız  da illerde, sırasıyla 730, 817, 464, ilçelerde ise  300, 495, 244, 357 oy aldılar.

İttifakımızın  iki temel şiarı vardı:

Birincisi, ‘’ ‘Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak’a da; ‘Demokratik cumhuriyet, demokratik ulus, ortak vatan’a  da hayır“ dememizdi.

İkincisi de “Ne hendek ne de kayyum; kentlerimizi de ülkemizi de kendimiz yöneteceğiz” idi. 

Kürdistan’a siyasi statüyü içeren ilk şiarımızda, Türk Devleti’nin 96 yıllık tekçi paradigmasına ve HDP’nin entegrasyonist siyasetine karşı, temel siyasi, stratejik hedefimizi dile getiriyorduk.

Yerel seçimlere ilişkin bildirgemizin en kısa ve öz ifadesi olan “Ne hendek ne de kayyum; kentlerimizi de ülkemizi de kendimiz yöneteceğiz” ibareli 2. şiarımızda  ise ”Kayyum”, sömürgeci devlet zihniyetli AK Parti’nin;    “Hendek” ise,  “Kürd partisi” olmadığıyla  ilgili  kendi beyanının aksine, Kürdlerin çoğunluğunun kendi partileri olarak bildiği ve nitelendirdiği HDP ve geleneğinin anlayış ve politikasını sembolize ediyor/du.

Ancak bu kısa ve öz şiar, anılan iki tarafın siyasal olarak her yönü ile  aynı kefeye koyulduğu anlamına gelmiyor.

Kendilerini “Kürd partisi” olarak nitelendirmeseler de ülkemizde kendi kendimizi yönetmenin temel ilkelerinden ikisi olan milletleşme ve devletleşmeye karşı olsalar da, HDP ve önceli partilerin kimi yöneticilerinin  ve özellikle  destekçilerinin önemli bir kısmının  bazı sömürgeci uygulamalara karşı tutumları, Kürd ve  Kürdistan ile  ilgili hayal ve hissiyatları olduğu biliniyor. Yanı sıra, AK Parti iktidarının, Kürdistan’ın tüm parçalarına ve dünyadaki tüm Kürdlere karşı dozajını her gün daha bir yükselttiği   düşmanlık  politikasının, her türlü baskı, zulüm, haksızlık ve hukuksuzluklarla  devam ettirildiğini  görmek ve bu uygulamalara karşı çıkmak da gerekiyor.

Anılan şiarımızda,  “Kayyum” ve “Hendek” kelimelerinin şahsında karşı çıkılmasını/olunmasını gerektiren ortak özellikler ise, İki yönetim anlayışının da siyasal şiddete dayalı tekçi, hegemonik, partizancı ve totaliter nitelikli olmaları ve  belli merkezlerden emirle yönetilmeleridir.

Oysa yerel yönetimler, demokratik, katılımcı, dolayısıyla merkezden ve merkezi emirlerden  özerk oldukları oranda yerel özellik, ihtiyaç ve istemlerini  daha iyi gerçekleştirebilir ve bu yolla  ait oldukları,  içinde yaşadıkları sistemin demokratikliğini de etkileyip geliştirebilirler.

Anılan bu iki anlayış, Cumhuriyet ile başlarsak,  yaklaşık yüz yıldır (Sömürgeci Devlet Zihniyetli partiler 80  yıl ve HDP ve önceli partiler de 20 yıl) şehir ve kasabalarımızı yönetiyor.  Bu yüz yıllık süre içinde, yerel yönetimlerin temel görevlerinden olan şehir ve kasabalarımızın Kürd kimliği (dili, kültürü, tarihsel bilinci ve  dokusu) ile ekonomik ve sosyal hizmet kalitesi alanlarında  vardıkları zaten acınası olan düzeyin, “Hendek” ve “Kayyum” politikalarıyla nasıl daha bir facia haline getirildiği ortadadır.

 ‘’Tifaqa Welatperwer û Demokrat’’, anılan bu alternatiflere karşı ulusal, demokratik, katılımcı  ve  özgürlükçü  “Üçüncü Bir Yol” veya seçenek girişimiydi.  Bu girişim ve perspektif, önce şehir ve kasabalarımızda kendi kendimizi yönetmeyi, şehir ve kasabalarımızın Kürd, Kürdistan kimliğini geliştirip pekiştirmeyi, çağımıza uygun kaliteli hizmet sunmayı ve bunlarla edinilecek mevzi ve tecrübelerle giderek ulusal egemenlik ve özgürlük yolunda, ülkemizde de kendi kendimizi yönetmeyi öngörüyor/du.

Mevcut gücümüzle ve koşullarda seçimi kazanmanın zorluğunu, hatta imkansızlığını  biliyorduk. Ancak amacımız,  bundan önceki benzer amaçlı girişimlere göre daha esnek, kapsayıcı ve etkin bir kampanya ile güçlü bir siyasal aktör olma yolunda daha başarılı neticeler almaktı. Ve bu yolla,  Milletimizin, anılan siyasal şiddete dayalı tekçi, totaliter hegemonyalardan kurtulması için  gelecekte  Kürd hareketinin, yeniden ulusal demokratik ve çoğulcu bir yapıya kavuşmasına hizmet etmekti.

Sınırlı imkan ve kadrolarımızla bizim için asıl olan, seçime girdiğimiz tüm yerlerde, halk nezdinde,  kendimizi daha görünür kılıp tanıtmak ve belirtilen amacımızı pekiştirecek olan anlamlı miktarda oy almaktı. Bu amacımızın esası olan birinci bölümünü küçümsenemeyecek bir oranda gerçekleştirdiğimizi söyleyebiliriz. Ancak kampanyamızın,  aynı zamanda anlamlı miktarda oy almakla ilgili ikincil bölümü için beklediğimiz sonucu aldığımız söylenemez.

Bunun nedenlerini doğru saptadığımız oranda,  moral ve inancımızı koruyacak,  Kuzey Kürdistan’da şiddete dayalı, totaliter, tekçi siyasal hegemonyaya son vererek, Kürt ulusal hareketini, milli demokratik bir bilinçle, çok renkli çok sesli demokratik siyasal bir yelpazeye kavuşturmak ile ilgili hayati hedefimizi gerçekleştirmek için yolumuza/politikamıza  devam edeceğiz.

******

Aldığımız neticenin, özel olarak ittifak aktörlerinin nitelikleri, güçleri, koşulları, genel olarak HDP geleneği dışındaki Kürt hareketinin içinde bulunduğu örgütsel ve siyasal koşullarla ilgili farklı yapısal etmen ve nedenleri var.

Kürdistan’da 40 yıldır devam edegelen tek renkli siyasal yapı, PKK dışındaki siyasal güçlerin bütün çabalarına rağmen güçlü bir alternatif veya alternatifler oluşturamamalarının, mevcut durumu tanımlamada en önemli siyasal gerçekliği ifade ettiğini söyleyebiliriz. Toplumun farklı sesleri kabullenmesi, desteklemesi için daha sabırlı, kalıcı, uzun vadeli ve güven verici yeni bir anlayışa, örgütlenme ve çalışma tarzına olan ihtiyaç öne çıkmaktadır.

Aldığımız sonucun oy miktarı ile ilgili olanının temel nedeni ise,  son yıllarda tek adam yönetiminde tamamen otoriter bir sisteme   dönüşen AK Parti iktidarının, özellikle son zamanlarda, Türkiye çapındaki hukuksuzluk, baskı, zülüm ve otoriterliğini, adeta şeytanlaştırdığı  HDP gelenekli örgütlerin şahsında,  bölge hatta dünya çapındaki  tüm  Kürt Milletine karşı bir düşmanlık üzerinden yürütmesiyle  oluşturulan keskin kutuplu siyasi atmosferin, Kürd seçmen davranışına yansımasıyla açıklanabilir.

AK Parti, Osmanlı imparatorluğunun yıkıntıları üzerinde, diğer halk ve milletlerin yok edilmeleri üzerine oluşturulan Türk ulusunun, bundan kaynaklı psikolojik korku ve travmalarını, Kürdler ve onlara düşmanlık üzerinden  “Beka”laştırıp Türkleri kendi etrafında saflaştırdığı oranda, Kürdlerin de, AK Partinin “şeytanlaştırdığı” HDP etrafında kümeleşmelerine, Onları daha sıkı bir biçimde desteklemelerine  hizmet etti. Böylece, Kürd seçmen de, AK Parti iktidarının zayıflamasını ve giderek iktidarı kaybetmesini “Beka” sorunu haline getirerek, oyunu bu “stratejik” davranışla kullandı. Bu, davranışın,  hele de “Hendek Politikası”ndan sonra, Kürd toplumunda genel olarak siyasal şiddetin ve  stratejisinin ve özel olarak da PKK’nin buna ilişkin aklının ve pratiğinin yoğun olarak sorgulandığı bir dönemde,  bu derece güçlü bir motivasyon olarak ortaya konulmuş olması, Ulusal bilince dönüşmemiş  hissiyatın  bazen nasıl da kolayca  yanlış yönlendirilebileceğini ortaya koyuyor.

Karşılıklı yanlış temel ve teşhisli bu “Beka” politikaları, örgütsel bileşimi ve buna ilişkin nitelemesiyle artık bir Kürd örgütü olmadığını olur olmaz zamanda ve yerde bas bas bağıran,  siyasetiyle de Küdlerin milletleşme ve devletleşme karşıtlığını yapıp  Sömürgeci Türk egemenlik sisteminin planlarına uygun olarak Kürdlerin siyasal asimilasyonu ile kültürel entegrasyonuna hizmet eden HDP’nin etrafında saflaşmasına yaramakla kalmadı: HDP’nin, Krdistan’da bazı seçim bölgelerinde ve özellikle metropolde, tarihsel olarak Kürd ulusuna karşı inkar ve imha politikalarının esas sahibi ve uygulayıcısı olan “Modernist-Türkçü”  ağırlıklı  “Millet İttifakı”nı desteklemesine de neden oldu.

Elbette ki bütün bu ‘Beka’ dayatmasına ve iki tarafın yarattığı çok boyutlu mahalle baskısına rağmen, HDP’nin Kürdistan’da ciddi bir oy kaybına uğradığı; AK Parti’nin de Kürdistan’daki oylarını artırırken, İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya gibi şehirleri de özellikle Kürt oylarıyla kaybettiği görülmektedir.

Bu sonuçların, PKK’nin siyasal şiddet politikası ile AKP’nin Kürd düşmanlığı politikasının Kürdistan’da ve metropollerdeki Kürdler üzerinde yarattığı farklı etkileri yansıtan daha kapsamlı bir analizi  gerektirdiği açıktır.

Geçen yılın Haziran ayında yapılan Genel Seçimlere katılım oranının Kürdistan’da,%84 iken, 31 mart 2019 seçimlerinde %80’lere düşmüş olması da dikkate değer bir durumdur. Katılımdaki bu düşüş, AKP ve HDP’ye oy vermek istemeyen bir potansiyelin sandığa gitmediği olarak değerlendirilebilir. Bu kesimin önemli bir bölümünün bağımsız yurtsever adaylara oy verecek potansiyel olduğunu söyleyebiliriz. Ancak da söz konusu potansiyelin yurtsever bağımsız adaylara destek konusunda henüz ikna olmadığı da göstermektedir.

Böylece Kürdler,  yüzyılların uluslaşma ve devletleşme mücadelesi yolunda, tarihte hep yapageldikleri siyasal ve örgütsel olarak kendileri için özerk bir  özne  olmak yerine,  başkalarının çıkarları -örneğimizde “Türk/iye demokrasisi-  için  bağımlı bir özne  olma yanlışını, yüz yıl sonra, yine tekrarladılar. Hatta bu defaki yanlışın, tarihtekilerine göre hem siyasal hem de örgütsel olarak nitel bir farkı da var ve bu, mevcut koşullarda Kürd siyasetinde hegemon olan HDP ve geleneğine artık “bağımlı özne ” dememizi  bile zorlaştırıyor.

Sonuç olarak “Yurtsever Demokrat İttifak”,  bir aylık yoğun çalışmasında  yürüttüğü milli, demokratik propagandasıyla, geliştirdiği kitle çalışmasıyla, tek sesli, tek renkli siyasete vurduğu derz ile yeni bir tarihsel sürecin kapısını aralamış, güven ve umutların yeniden yeşermesine elverişli bir zemin yaratmıştır.

Elbette ki “Yurtsever Demokrat İttifak”ın  bütün bu gerçeklik ve sonuçları daha sağlıklı bir analize tabi tutması; seçim süresince dile getirilen alternatif yolun örülerek güçlendirilmesi ve atılan tohumların filizlenebilmesi için, önümüzdeki süreçte yeni bir bakış açısına ve tutuma ihtiyacı vardır.

23 Nisan 2019/Diyarbekir