YAŞAR KAYA’YI NEDEN SAHİPLENEMİYORUZ?

Hüseyin Akıncı

Sayın Yaşar Kaya hiç kuşkusuz Kürt toplumunun yaşadığı bir surecin önde gelen düşünürlerden biridir. Ama ne yazık ki, bu düzeyde değerler toplumu kendi çıkarsal argümanlarına göre dizayn edenlerin kurbanı olabiliyor! Dolayısıyla herkes ve hepimiz çok iyi biliyoruz ki, Yaşar Kaya gibi değerleri geçmişin yaşanmışlıklarında alıp koparmak aklıselim kârı olmadığını, zira bir toplumun geçmiş yaşanmışlıkları tersyüz edildikçe, o toplumun geleceğini aydınlatan gelişmeler olmaz.

Peki Kürt siyasal hareketinin bu anlamdaki kronikleşmiş hastalığı sadece sayın Yaşar Kaya ile sınırlı mı? Sadece Yaşar Kaya ile sınırlı olmadığı yaşanmış birçok örnekleriyle maalesef hepimiz biliyoruz. Bırakalım geçmişte kalan değerlerle ilgili kimin ne söylediğini, bugün bile geçmişe ait değerleri özünden koparma çılgınlığını yaşıyoruz. Daha dün bile, Kürt toplumunun duygu denizinde kayda değer bir değere sahip Şivan Perver gibi bir sanatçının. Hangi değerleri kendi özünden koparılıp tartıştırmaya açtığını hep birlikte gördük.

Hani şunun bunun saçmalıklarına her kızdığımızda “yahu bu toplum ne kadar da unutkandır!” diye yakınıyoruz ya! Aslına bakıldığında sorun toplumun unutkanlığıyla ilgili değil, zira Kürt toplumu hiçbir zaman ne Mustafa Barzani’yi ne Şeyh Said’i ne de Kadı Muhammed’i unutmuştur. Birçok ülkelerin yaşadıklarına baktığımızda, yaşanmış birçok tarihi olayların gelecek nesilleri motife eder ve edecek eklemelerle değerleri daha da değerlendirme yoluna gitmişler. Oysa Kürt siyasal hareketinin sahiplenmesi gereken birçok değerin anlamsızlaştırılmaya gayret gösterildiği görülüyor.

Yaşar Kaya’dan her söz açıldığında, Apê Musa'yı hatırlamamak mümkün değildir. Kürt toplumunun hakkaniyet mücadelesine şu veya bu şekliyle kendi koşullarında yapılması gerekenler mümkün olduğu kadar cevap olmuşlardır. Dolayısıyla kendi öznel koşuları göz ardı edilerek, bugünün şartlarının mantığına göre geçmişi tartışmaya açmak akla ziyan bir girişimdir. Hani Apê Musa’nın hatıratlarında hemen herkesi kendi gerçekliğine dönüştürdüğü bir anısı var ya; bana sorarsanız hemen hepimiz bir daha Apê Musa’nın o anısına odaklanmalıyız.

Peki, neydi Apê Musa’nın yaşayıp bize aktardığı anısı? Birileri Apê Musa’nın yanına gidip “geçmişte kalan siz kuşaklar bize bir miras bırakmadınız ve ne yazık ki, biz bu işe sıfırdan başlamak zorunda kaldık diye yakınırlar. Apê Musa onlara  dönüp şunları söyler:

Bakın gençler siz dediğiniz bizler bu sorunu sıfırın altından alıp sıfıra taşıyabildik der. Devamla  “biz bu sorunu sıfır altından sıfıra çıkartmak için nelere maruz kaldığımızı biliyor musunuz? Gençler biz bu taşı yerinden oynattık, gerisini getirtmek sizin mantıksal kabiliyetinizle ilgili bir sorundur” der.

Amacım elbette ki, Yaşar Kaya’nın avukatlığını yapmak değil, zira yaşanmış surecin olmuşlarıyla tarihin kendisi avukattır zaten. Tarihsel yaşanmışlıklara tanıklık yapan öğeleri dinlemek çok da zor bir sorun değil aslında. Yeter ki, “bizdendir iyidir, bizden değildir kötüdür” hastalığının dışına çıkıp aklıselim olunma gayreti olsun.

Velhasılıkelam siyasi ve kişilik savurganlığı bir duruş haline getirmiş olanlar var! Ve ne yazık ki, bunlar hiçbir değere kadir kıymet biçme erdemi göstermezler. Yaptıkları ve yapabildikleri tek şey, Kürtlerin değerlerine uzanan sevgi ve saygı duygusunu körleştirmektir! Ama sorunun en sevindirici yanı, değerlere önem verenlerin, değerleri değersizleştirme gayreti güdenlerden kat be kat daha fazla olmamızdır.