YANILMAK, HATA YAPMAK BAŞKA ŞEY; İHANET, HAİNLİK BAŞKA ŞEY…

Celâl Temel

Celâl Temel

       Kürd ulusal mücadele tarihinde çok büyük kahramanlıklar, özveriler olduğu gibi, hatalar, yanlışlar, yanılgılar da vardır; maalesef, “ihanetler”, “hainlikler” de az değildir.

     19. yüzyıldaki Mirlik (Beylik) ayaklanmaları bir yana, genel olarak, Kürd ulusal mücadelesinde direnişin, 1880 yılında, Ubeydullah Nehri’yle başladığı kabul edilir. Daha sonraları, silahlı ayaklanmalar da sivil girişimler de var. Ama Kürdlerin bir ulusal statüye kavuşması, özellikle Kuzey Kürdistan’da gerçekleşemedi. Bunun pek çok nedeni sıralanabilir. Bu yazıdaki konumuz bu değil. Konumuz bu mücadeleler içindeki bazı tutumlarla ilgilidir.

      Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti’nin dağılmaya başladığı, Osmanlı Evi’nin dağıldığı I. Dünya Savaşı sonrasında, Kürdistan’ın özerkliği veya bağımsızlığı için bazı girişimler oldu. 1918 yılı sonlarında, Seyid Abdülkadir ve Emin Ali Bedirxan’ın öncülüğünde Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC) bu amaçla kuruldu. KTC’ye çok sayıda Kürd önder ve aydın katılırken bazı Kürd aydınları da 12 Ocak 1920’de İstanbul’da açılan son Osmanlı Meclis-i Mebusan’a (OMM) seçildiler.

      Son OMM’nın ömrü ancak üç ay sürdü, 11 Nisan 1920 tarihinde lağvedildi. Bilindiği gibi, 12 gün sonra 23 Nisan tarihinde de Mustafa Kemal’in önderliğinde Ankara’da Büyük Millet Meclisi (İstanbul’dan Ankara’ya gelen OMM’deki bazı mebusları da kapsayarak) açıldı.

    Bitlis Mebusu Yusuf Ziya ve Dersim Mebusu Hasan Hayri’nin Dramı

     1918-1923 yılları arasındaki Mondros-Lozan sürecinde, 1. Meclis’te yer alan Bitlis Mebusu Yusuf Ziya ve Dersim Mebusu Hasan Hayri’nin durumları dramatiktir.     

      Bitlisli Koçzade Yusuf Ziya, Lozan Antlaşması sürecinde, Musul’un İngilizlere bırakılmasına karşı mecliste en hararetli konuşmaları yapanlardan biriydi; 1. Meclis’in en büyük hatibi olarak nitelendiriliyordu. 25 Ocak 1923 tarihli TBMM toplantısında, Lozan’daki İngiliz temsilcisi Lord Curzon’un, “Meclisteki Kürd mebuslar cahildir, Kürdleri temsil etmiyor.” söylemine karşı şiddetle cevap verirken meclisin Türk-Kürd ortak meclisi olduğunu belirterek Türk-Kürd birliğinin önemini vurguluyordu.[1]

       Lozan Heyeti’nin Türkiye’ye döndüğü sırada (Lozan görüşmelerine ara verildiği sırada), TBMM’nin 6 Mart 1923 tarihli gizli oturumunda çok uzun bir konuşma yaparken Mustafa Kemal’in birkaç gün sonra (1 Nisan’da) bu meclisi kapatacağından ve onu meclise almayacağından habersizdi. Konuşmanın bir bölümünde şöyle diyordu:

      “Arkadaşlar, temenni ederdim ki Musul Türkiye’nin bir cüz’i denilsin. Çünkü Türklerle Kürdlerin meskûn olduğu Türkiye’nin parçasıdır. Nıfsından (yarısından) fazlası Kürd’tür. Musul’un, Kürd’ün tarihinde bir kıymeti, bir ehemmiyeti vardır… Açık ifade edeceğim, sesimi tarih dinliyor. Arkadaşlar, ben Kürdüm. Fakat Türkiye’nin tealisini (yükselmesini), şerefini, terakkisini (ilerlemesini) temenni eden Kürdlerdenim...” [2] 

      Onu 1. Meclis’e çağıran Mustafa Kemal değildi. O, son OMM’nın bir üyesi olarak 1. Meclis’e katılmıştı.  Mustafa Kemal onu iyi tanıyordu; çekindiği Kürd önderlerinden biriydi. Kürd-Türk kardeşliğini savunması işe yaramadı. 10 Ekim 1924 tarihinde tutuklandı ve Bitlis’te hapsedildi. Azadi örgütünün iki nolu üyesi olduğu belirtiliyordu. Şeyh Said’in tutuklanmasından bir gün önce, 14 Nisan 1925 günü, Bitlis Divan-i Harp kararıyla idam edildi. Son sözleri şöyle oldu:

      ”Bize mevki ve rütbe bahşetmek suretiyle bizi aldatabilirsiniz endişesi içindeydim. Şükür Allah’a ki bizi mermi ve iple karşılıyorsunuz ve bundan dolayı hiç pişman değiliz. Verdiğin(m)iz ders sayesinde torunlarımız öcümüzü alacaklardır.”

       Dersimli Kankozade Hasan Hayri, 1919 yılındaki son Osmanlı Meclis-i Mebusan’a Dersim mebusu olarak seçildiğinde binbaşı rütbesindeydi. Ancak kış koşullarında Dersim’den İstanbul’a gidip o meclise katılamadı. OMM kapatılıp Ankara’da BMM açılınca 1 Haziran 1920 tarihinde gelip 1. Meclis’e katıldı.

       Trablusgarp’tan beri Mustafa Kemal’le birbirlerini tanımaktaydılar, silah arkadaşıydılar. Dersim’in sorunlarını Meclis’e getirmekle dikkat çekti. Özellikle 1921 Koçgiri Ayaklanması sırasında, Mustafa Kemal’le tartışmaları oldu. Ancak Lozan görüşmeleri sırasında, “Kürdler Türkler birbirlerinden ayrılamaz.” şeklinde konuşmalar yaparak Kemalist harekete bir anlamda destek verdi. 1923 yılı sonlarına kadar da Kemalist hareketten umutluydu. Mustafa Kemal, 1923 yılı yaz aylarında oluşturulan 2. Meclis’e, Yusuf Ziya gibi onu da almadı. Buna, başta Seyid Rıza olmak üzere Dersimliler karşı çıktı. Değişen bir şey olmadı; M. Kemal, onu iyi tanıyor ve izliyordu.

       1. Meclis’in son günlerinde, meclise Kürd kıyafetleriyle gelmiş, Kürdler olarak aldatıldıklarını anlayınca da mecliste Mustafa Kemal’in üzerine yürümüştü. Kürdlere özerklik vereceği belirtilen 1921 Anayasası, 1924’te tekçi bir anlayışla değiştirilince buna en büyük tepkiyi gösterenlerden biri o oldu. Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan ayrılarak, Kâzım Karabekir öncülüğünde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na girdi. 1925 Kürd ayaklanmasına destek verdiği ve meclise Kürd hançeri ve Kürd giysileriyle geldiği gerekçesiyle, Elâzığ İstiklâl Mahkemesi’nde gecikmeyle yargılandı.

      “Son Dersim Prensi” olarak da nitelendirilen Hozatlı Kankozade Hasan Hayri, 23 Kasım 1925 gecesi, iki arkadaşıyla (amcazadesi Celâl Mehmet ve Galip Bey) birlikte, Elazığ’da idam edildi. İdam öncesinde şu sözleri söylediği belirtiliyor: “Ey Kürd genci, işte tarihin feci bir sahnesini gösterdim, bundan ibret al ve bil ki, dünyada en güvensiz söz, Kemalistlerin verdiği şeref sözüdür.”[3]

 

      Kürd ulusal mücadelesinde, yanılma, yanıltılma, yanlış yapma hep vardı. Cemilpaşa ailesinden Ekrem Cemilpaşa, 1919 yılı ortalarında Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Diyarbakır şubesinin kurulduğu ve etkin olduğu bir sırada, sofu birisi de olan en büyük amcası Mustafa Nüzhet’in karşılarına geçtiğini, Mustafa Kemal’in, yeni halife, hatta mehdi olduğunu belirterek halk üzerinde kendilerinden daha çok etkili olduğunu belirtiyor. Ekrem Cemilpaşa şöyle diyor: “Selanikli Mustafa Diyarbekirli Mustafa’yı kolaylıkla kandırdı!”[4]

      1925 ayaklanmasında başta Şeyh Said olmak üzere, ayaklanmanın liderleri idam edildiler. 1926-1931 Ağrı ayaklanmaları sırasında da hareketin liderlerinden hiçbiri devletle uzlaşmadı. Büyük çoğunluğu onurunu korudu. Dersim direnişinde de durum aynıdır. Seyid Rıza, “Ben sizin oyunlarınızla başa çıkamadım, bu bana dert oldu; ben de size baş eğmedim, o da size dert olsun.” dedi…

      Çok yakın tarihte, 1971-1974 ve 1980-1984 Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri mahkemeleri duruşmalarında da Kürd aydınları ve gençleri onurlu direnişler gösterdiler, siyasal savunmalar yaptılar. Bugün “entegrasyon” diyenlerin arkadaşları, o günlerde “berxwedan jiyane” diye haykırıyordu.

      Gücün yetmemesi, yenilgi, hatta teslim olma başka şey, ihanet başka şey. Tüm olanlara karşın tarihten ders almamak, olanları bilerek yanlış yapmaya devam etmek artık hata değil, hıyanete girer. Halka, yenilgiyi zafer gibi göstermek, halkı yanıltmak, yapılacak yeni mücadelenin önünü kesmek anlamına gelir. Bu da ayrıca büyük bir kabahattır.     

      Onlar (Yusuf Ziya, Hasan Hayri, Şeyh Said, Seyid Rıza …) yanıldılar, yanıltıldılar, büyük yanlışlar yaptılar; Türk Ordusu’na ve arkasındaki uluslararası düzene güçleri yetmedi ama büyük çoğunluğu Kürd ulusuna “ihanet” etmedi. Mücadelelerinden veya hatalarından dolayı, ömürleri darağacında sonlandı. O yüzden de Kürd ulusu onları saygıyla anıyor.

     Büyük şair sevgili Adnan Yücel, “Son sözü hep direnenler söyler.” diyor. Kürd ulusu güçlü olmasa da haklıdır, ulusal hakları gasp edildiği için direnmektedir. Direnenler ve haklı olanlar er geç kazanır…

     /CT/

 

[1] 25 Ocak 1923-TBMM, 180. Birleşim, 1. Celse (TBMM Zabıt Ceridesi Cilt-26, s. 505-506)

[2] 6 Mart 1923-TBMM, 6. Birleşim, 1. Celse-gizli-(TBMM Gizli Zabıt Ceridesi, Cilt-4, s. 153

[3]  Yusuf Ziya ve Hasan Hayri’nin dramı konusunda daha fazla bilgi için bakınız; Celâl Temel, Mondros’tan Lozan’a Kürdler, Kürdlerin Aldanma ve Aldatılma Yılları (1918-1923), İBV Yayınları, 2017 ve 2024

[4]   Ekrem Cemilpaşa, Muhtasar Hayatım, Beybun Yayınları, 1992, s.34-37; Celâl Temel, Mondros’tan Lozan’a Kürdler, Kürdlerin Aldanma ve Aldatılma Yılları (1918-1923), İBV Yayınları, 2.baskı (2024), s. 150-152