Üçüncü sınıf demokrasi

Süleyman Güney

Türk Ceza hukukunda, bir suçtan dolayı kovuşturulan kişinin, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu sayılmamasını ifade eder.
Bu ilke söz konusu ülkede her kes için geçerlidir.
En üst makamlarda yer alan ile en alt tabakada yer alan kişi bu ilke karşısında eşittir.
Ama burası Türkiye.
öyle yağma yok.
Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz diyen Cumhurbaşkanları ve Başbakan da gördük.
Bu gelenek bu gün de bozulmamıştır ve iktidar hırsının sınırsız bir başvuru kaynağı olmuştur.
Meydanlarda, ''benim 53 Kürd ''kardeşim'in ölümüne sebep olmuş..'' diye başlayıp, teröriste oy vermeyin demeye getiren demokrasi havarileri, kimisi için geçmiş ile kıyaslandığında baş tacı edilir, kimi içinde artık peygamber düzeyindedir.
Selahaddin Demirtaş'ı ''terörist'' kategorisinde değerlendirip, hakim ve savcılara, hakkında henüz kesinleşmiş bir karar olmamasına rağmen ve ceza kanunundaki açıklanan ''SUÇLU'' vasfına uymayan birini ''O teröristtir, onu cezalandırın'' telkininde bulunmak, olsa olsa Türkiye gibi üçüncü sınıf demokrasilerde olur.
Bir savcı ve bir hakim de çıkıp ''buna biz karar veririz.Siyasiler karar veremez.''cesaretinde bulunamıyor.
Hani derse, en fazla görevinden olur ama insanlık adına bir değer kazanmış olmaz mı ?
O öve öve bitiremedikleri demokrasi duvarına bir tuğla da onlar yerleştirmiş olmazlar mı?
Ama hayır..bize ne insanlık değeri ne de demokrasi lazım.
Bize makam mevki ve para gibi direktmen karakter üzerinde kalıcı hasarlar bırakan şeyler lazım.
Ne demokrasisi...?
Egemen olan kendi demokrasisini uyguluyor işte.
Demokrasi en kısa bir tarifle, ''başkasına tahammül'' rejimidir.
Demokrasi EMPATİ rejimidir.
Muharrem İnce'nin eşi, Selahadin Demirtaş'ın eşini evinde ziyaret etti diye, meydanlarda ''terörizm'' üzerinden yapılan propagandanın konusu oldu.
Açıkçası, Selahaddin Demirtaş'a destek sunan her Kürd'ü ötekileştiriyor ve gerekirse evlerine bile uğramayacaksınız demeye getiriyor.
Binlerce yıllık komşuluk kültürünü, iktidar hırsına kurban ediyor.
Hitler, Almanyada Komünistler iktidar olmasın diye ve onları halkın gözünde karartmak maksadı ile Nazi Partisi Reichstag binasını ateşe verdi.
Ve bunun üzerinden Dimitrov'u yargılayıp Alman halkını bu yönde kandırmaya çalıştı.
Dimitrov, savunmaları ile Hitler faşizmini mahkum edip mahkeme tarafından beraat etse de Alman halkı Hitler'in bu yalanını yuttu.
15 Temmuz ''darbe'' girişimi ve ''terörizm'' konusu ile de üç yıldır Türk halkı oyalanmaktadır.
Türk halkı da yuttu bunu.
Biribirine benzer bu iki olay ne tesadüftür ki hep iktidar uğruna olmaktadır.
Bir yandan Yüksek Seçim Kurulu, ''terörist'' birine Cumhurbaşkanı olma imkanını tanırken, devlet televizyonu da bu ''terörist''in televizyonda yayınlanması amacı ile seçim konuşmaları için çekim yapmak üzere ''terörist''in ayağına gidiyor.
Hem Yüksek Seçim kurulu hem de Devlet televizyonu, bir ''terörist''e bu kadar hizmet ederken, devletin başı da ''o teröristtir'' diyerek seçim meydanlarındaki alkış ve desteklerden dolayı mest oluyor.
Artık ele ayağa düşmüş konular üzerinden oy toplamak birazda suyu çıkmış numaralarla trafik ışıklarında sadaka toplamaya çalışan dilenci görüntüsünü vermektedir.
Para eder mi etmez mi göreceğiz.
Ama benim asıl dikkatimi çeken şey,  geçmişin eski solcularının bu gün gönüllerinden geçen AKP iktidarının devamı için ''benim tahminim '' diye sunmalarıdır.

 

KÜRDİSTAN Haberleri

Özçelik Rûdaw'a konuştu
PAK'tan 21 Şubat mesajı: Kürtçe bilmeyenler için başlangıç olsun
PDK Bakur: Yurtsever Demokrat adayları destekliyoruz
Merve Demirel suç duyurusunda bulundu
Van'da çocuklara işkence skandalı