Özgürlük Ufkundan Geri Çekilen Bir Mücadelenin Siyasal Sorgulaması
Celal Hoca Amed
Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi, yalnızca silahlı çatışmaların ve siyasal örgütlenmelerin tarihi değildir. Aynı zamanda büyük bedeller ödenerek yaratılmış siyasal imkânların, tarihsel fırsatların ve bunların nasıl değerlendirildiğinin de tarihidir.
Kürt halkı, uzun yıllar boyunca inkâr, baskı, zorunlu göç, tutuklama, siyasal yasaklar ve ağır güvenlik politikaları altında yaşadı. Buna karşı gelişen mücadele, Kürt meselesini Türkiye'nin siyasal gündeminin merkezine taşıdı. Ancak bugün asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu kadar ağır bedel karşılığında ortaya çıkan tarihsel ve siyasal birikim, hangi somut kazanımlara dönüştürüldü?
Burada Tantalos metaforu anlam kazanıyor.
Yunan mitolojisindeki Tantalos, ulaşmak üzere olduğu suya ve yiyeceğe hiçbir zaman ulaşamaz. Tam uzandığı anda su çekilir, meyveler uzaklaşır. Mücadele eder, görür, yaklaşır; fakat sonuç anında elinden kayar.
Kürdistan meselesi açısından Tantalos benzetmesi, mücadele eden halkın değil; tarihsel fırsatları somut siyasal kazanımlara dönüştüremeyen siyasal anlayışların sorgulanmasıdır.
Çünkü bir hareket yalnızca direnerek değil, direnişin yarattığı gücü kurumsal ve kalıcı haklara dönüştürerek tarih yaratır.
MÜCADELENİN SORUNU: HEDEF İLE SONUÇ ARASINDAKİ MESAFE
Kürt siyasal hareketinin farklı dönemlerde ortaya koyduğu hedefler, yöntemler ve siyasal paradigmalar birbirinden farklıdır. Fakat temel mesele değişmiyor:
Kürt halkının siyasal, kültürel ve demokratik hakları hangi somut kurumlar ve hukuki güvenceler üzerinden kalıcılaştırılacaktır?
Bir hareket onlarca yıl mücadele ettikten sonra hâlâ aynı temel sorular etrafında dönüyorsa, yalnızca devlet politikalarını değil, kendi siyasal stratejisini de sorgulamak zorundadır.
Burada "Apoist" olarak tanımlanan siyasal paradigmanın da eleştirel biçimde değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirme kişisel bir düşmanlık üzerinden değil, sonuçlar üzerinden yapılmalıdır.
Bir paradigma Kürt halkının siyasal iradesini hangi ölçüde örgütlüyor?
Kürt toplumunun farklı kesimlerini hangi ölçüde bir araya getiriyor?
Ulusal kimlik, dil, yerel demokrasi, siyasal temsil ve kendi geleceğini belirleme hakkı konusunda hangi somut ve kalıcı sonuçları üretiyor?
Sorular bunlardır.
Çünkü liderlik dokunulmaz değildir. Örgütler dokunulmaz değildir. Paradigmalar da dokunulmaz değildir.
Tarih karşısında ölçü, ortaya konulan sonuçtur.
KÜRT TOPLUMUNUN GERÇEKLİĞİ TEK BİR ÖRGÜTE SIĞDIRILAMAZ
Kürt toplumu homojen değildir.
İçinde farklı sınıflar, inançlar, siyasal görüşler, kadınlar, gençler, işçiler, köylüler, muhafazakârlar, sekülerler, eski korucular, eski gerillalar, siyasal aktivistler ve siyasetten uzak duran geniş kitleler bulunmaktadır.
Dolayısıyla Kürt toplumunun tamamını tek bir örgütün, tek bir liderliğin veya tek bir ideolojik çerçevenin temsil ettiğini varsaymak, toplumsal gerçekliğin kendisini daraltır.
Geçmiş çatışmanın toplumsal sonuçlarından biri de budur. Devletin oluşturduğu köy koruculuğu sistemi, on yıllar boyunca Kürt toplumunun belirli kesimlerini silahlı bir güvenlik yapısının içine çekti. Bu nedenle bugün Kürt meselesinin çözümünden söz ediliyorsa, yalnızca bir örgütün veya bir siyasal hareketin değil, çatışmanın bütün toplumsal taraflarının geleceğinin düşünülmesi gerekir.
Aynı toplumun insanlarını sonsuza kadar birbirine düşman kategoriler içinde tutmak, çözüm değil, çatışmanın toplumsal mirasını devam ettirmektir.
TANTALOS'TAN ÇIKMAK: MÜCADELEYİ SOMUT SİYASETE DÖNÜŞTÜRMEK
Artık temel mesele, geçmişte kimin ne kadar mücadele ettiği üzerinden bir meşruiyet yarışı değildir.
Asıl mesele şudur:
Bugün Kürt halkı için hangi somut siyasal hedefler savunulmalıdır?
Bunlar açık ve tartışılabilir olmalıdır.
Somut siyasal hedefler
1. Kürt kimliğinin anayasal ve hukuki güvenceye alınması.
Kürtlerin etnik ve kültürel kimliğinin inkârına dayalı anlayışın yerine eşit yurttaşlık temelinde hukuki güvence oluşturulmalıdır.
2. Kürtçenin özgür ve kamusal kullanımının güvence altına alınması.
Kürtçe eğitim, kültür, yayıncılık, medya ve kamusal yaşam alanlarında kullanılabilmelidir. Dil meselesi kültürel bir ayrıntı değil, kimliğin temel unsurlarından biridir.
3. Güçlü ve demokratik yerel yönetim.
Yerel halkın seçtiği temsilcilerin iradesi esas alınmalı; merkezi yönetimin seçilmiş yerel yöneticilerin yerine kayyum ataması demokratik temsil bakımından temel bir tartışma konusu olarak ele alınmalıdır. Avrupa Konseyi organları da Türkiye'de seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve yerlerine merkezi yönetim tarafından atama yapılması konusunda uzun süredir kaygılarını ifade ediyor. (Portal)
4. Kürt siyasal alanının çoğullaştırılması.
Kürt siyasetinin geleceği tek bir örgütün tekelinde olmamalıdır. Farklı siyasal görüşlerin, partilerin, bağımsız aydınların, kadınların, gençlerin, yerel aktörlerin ve sivil toplumun özgürce siyaset yapabileceği çoğulcu bir alan kurulmalıdır.
5. Siyasal statü modellerinin açık biçimde tartışılması.
Yerel demokrasi, bölgesel yönetim, kültürel özerklik, federalizm ve diğer demokratik modeller toplumun önünde tartışılabilmelidir. Burada amaç tek bir modeli dayatmak değil, Kürt toplumunun kendi geleceğini demokratik tartışma yoluyla belirleyebilmesidir.
6. Şiddet dışı siyasal mücadeleyi esas alan yeni bir dönem.
Kürt meselesinin çözümü silahlı çatışmanın sürekliliğinde değil, siyasal temsil, hukuk, demokrasi ve müzakere mekanizmalarının güçlendirilmesinde aranmalıdır.
7. Kürt meselesini yalnızca güvenlik meselesi olmaktan çıkarmak.
Kürt meselesinin demokratik ve siyasal boyutunun kabul edilmesi, çözümün hukuk ve siyaset zeminine taşınmasının ön koşullarından biridir.
8. Kürt toplumunun bütün kesimlerini kapsayan yeni bir siyasal birlik anlayışı.
Eski korucu ile eski gerilla, muhafazakâr ile seküler, genç ile yaşlı, kadın ile erkek, kentli ile köylü birbirinin düşmanı olarak değil, aynı toplumsal gerçekliğin farklı parçaları olarak görülmelidir.
YENİ BİR SİYASAL ÖNDERLİK İHTİYACI
Burada ihtiyaç duyulan şey yalnızca mevcut örgütün yerine başka bir örgüt koymak değildir.
İhtiyaç duyulan şey yeni bir siyasal kültürdür.
Bu kültür halkın içine girmelidir.
Köylere, kentlere, üniversitelere, işyerlerine, kadın örgütlerine, gençlere, esnafa, aydınlara ve siyaset dışındaki geniş toplumsal kesimlere ulaşmalıdır.
Kürt toplumunun gerçekliği masa başında değil, toplumun içinde görülmelidir.
Yeni siyasal önderlik, topluma ne düşüneceğini söyleyen değil, toplumun ne düşündüğünü anlayan bir önderlik olmalıdır.
Çünkü Kürt meselesinin geleceği yalnızca örgüt merkezlerinde değil, Kürt toplumunun kendisinde şekillenecektir.
TARİHSEL SORUMLULUK
Bugün yapılması gereken geçmişi inkâr etmek değildir.
Aksine geçmişin bütün deneyimini geleceğin siyasal aklına dönüştürmektir.
On binlerce insanın yaşamını yitirdiği, milyonlarca insanın hayatının değiştiği, büyük toplumsal bedellerin ödendiği bir mücadeleden sonra hâlâ yalnızca "mücadele ettik" demek yeterli değildir.
Mücadelenin sonucu ne oldu?
Hangi haklar kalıcılaştı?
Hangi kurumlar kuruldu?
Kürt halkının siyasal iradesi hangi mekanizmalarla güvence altına alındı?
İşte tarih burada hesap sorar.
Tantalos'un trajedisi suya ulaşamamak değildi yalnızca; suya her yaklaştığında onu yeniden kaybetmesiydi.
Kürt siyasetinin de aynı döngüyü tekrar etmemesi gerekir.
Tarihsel fırsatlar yalnızca yaratılmamalı; hukuka, kurumlara, demokratik temsile ve kalıcı siyasal kazanımlara dönüştürülmelidir.
Çünkü bir halkın özgürlük mücadelesinin nihai ölçüsü, yalnızca ne kadar bedel ödediği değil; ödediği bedeli hangi siyasal geleceğe dönüştürebildiğidir.
Tantalos'un gölgesinden çıkmak, tam da burada başlar.