Suriye’de Esad sonrası dönemde artan güvenlik riskleri ve mezhepsel gerilimler, federal yönetim tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Analistler, merkeziyetçiliğin azaltılmasının istikrar ve yeniden inşa için en gerçekçi seçenek olabileceğini savunuyor.
Suriye’de Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ülkede güvenlik ve siyasi istikrarın sağlanamadığı, yeni bir iç savaş ve fiili bölünme riskinin arttığı değerlendiriliyor. Analistler, Suriye’de federal bir yönetim modelinin istikrar ve yeniden inşa süreci için en gerçekçi seçenek olabileceğini savunuyor.
Yeni yönetimin lideri olarak öne çıkan Ahmed el-Şara’nın ülkenin tamamını temsil etmekten uzak olduğu ve esas olarak Sünni Arap çoğunluğun siyasi çizgisini yansıttığı belirtiliyor. Kürtlerin öncülüğündeki Demokratik Suriye Güçleri (DSG) kontrolündeki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin fiili bir özerk yapı olarak varlığını sürdürdüğü, DSG’nin kısa süre önce Şam yönetimiyle entegrasyon anlaşması imzaladığı hatırlatıldı.
Buna karşın, Şara’ya bağlı güçlerin Süveyda’daki Dürzi topluluğu ile sahil kesimindeki Alevi nüfusa yönelik saldırılar gerçekleştirdiği, bu saldırıların ülkedeki mezhepsel gerilimi artırdığı bildirildi. Son dönemde Suriye hükümet güçlerine katılan bir kişi tarafından düzenlenen saldırıda iki ABD askeri ve bir sivil tercümanın hayatını kaybetmesi, güvenlik durumunun kırılganlığını bir kez daha ortaya koydu. Şara’nın da daha önce çeşitli suikast girişimlerinden kurtulduğu ifade edildi.
Uzmanlara göre Suriye’de olası bir çöküş, yalnızca insani krizi derinleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda ABD’nin Orta Doğu’daki askeri angajmanını daha da artırabilecek. Bu nedenle federal bir yönetim modeli, farklı etnik ve mezhepsel grupların korunmasını sağlayabilecek bir ara çözüm olarak değerlendiriliyor.
Federal sistem çağrılarının yalnızca Kürtlerle sınırlı olmadığı; Aleviler ve Dürziler gibi azınlık topluluklarının da merkezi yönetimin kontrol eksikliği ve güvenlik sorunları nedeniyle daha geniş özerklik ve koruma talep ettiği kaydediliyor. Öte yandan diasporadaki Suriyeli yatırımcıların da yerel yönetimlerin güçlendirilmesini desteklediği, bunun yeniden inşa sürecinde istikrarı artırabileceği görüşü dile getiriliyor.
Federalizme karşı çıkan kesimler arasında Türkiye destekli merkezi yönetim, Arap milliyetçi gruplar ve DSG karşıtı fraksiyonların yer aldığı belirtiliyor. Bu kesimler, federal bir yapının ülkenin parçalanmasına yol açacağı ve merkezi otoritenin zayıflayacağı endişesini taşıyor.
Analistler, federal bir yapının etnik şiddeti azaltabileceğini, yerel yönetimlere eğitim ve güvenlik alanında yetki vererek yeniden yapılanmayı hızlandırabileceğini ve temel hizmetlerin ülke genelinde kesintisiz sağlanmasına katkı sunabileceğini vurguluyor. Ayrıca bu modelin İsrail ile sınır bölgelerinde gerilimi azaltabilecek bir tampon mekanizma oluşturabileceği değerlendirmesi yapılıyor.
Federal bir Suriye için önerilen üç temel unsurun birleşik vatandaşlık sistemi, yerinden yönetim modeli ve ülke içinde serbest dolaşım olduğu belirtiliyor. Buna göre dış politika ve para politikası merkezi hükümette kalırken, eğitim ve güvenlik gibi alanlar bölgesel yönetimlere bırakılacak; su, tarım ve temel kaynakların serbest dolaşımı ise garanti altına alınacak.
Uzmanlar, mevcut şartlar altında Suriye’nin yalnızca gerçek anlamda merkeziyetçi olmayan, kapsayıcı ve yerel yönetimleri güçlendiren bir sistemle bir arada kalabileceğini, aksi halde mezhepsel gerilimlerin ve siyasi bölünmenin derinleşeceğini ifade ediyor.