Suriye'de Ne Oluyor? Kürtler Ne Yapabilir?

Resul Amed

Resul Amed

ABD'de iktidara gelen her başkan, kendi döneminin doktrinini oluşturur ve bu doktrin ekseninde hareket eder. Bu doktrinlerin ortak paydası ise nettir:
ABD, dünyayı düzenlemek gibi ahlaki ya da evrensel bir misyonla değil, kendi bölgesel ve küresel çıkarlarını maksimize etme hedefiyle hareket eder.

Bu bağlamda ABD'nin, kimin seküler, kimin demokrat olduğu ile ilgilendiğini düşünmek saflıktır. Ölçüt, kısa ve orta vadede çıkarlarına hizmet edilip edilmediğidir.

ABD–İsrail–Türkiye Üçgeni ve Kürt Meselesi

Ortadoğu sahasında ABD–İsrail ilişkisi stratejiktir. Türkiye ile ilişkiler ise NATO müttefikliği çerçevesinde, geçmişten bugüne taşınmış bir ortaklık zeminine dayanır.
Türkiye, İsrail'in bölgesel çıkarlarıyla uyumlu hareket ettiği sürece ABD nezdinde önem kazanır ve ABD, Türkiye'ye kendi meşru ihtiyaçları doğrultusunda hareket serbestisi tanır.

Kürtler ve Kürt meselesine yaklaşım da bu politik çerçeveye bağlı olarak şekillenir. ABD'nin Kürtlerle ilişkisi hiçbir zaman ilkesel olmamış, her zaman Türkiye'nin temel ihtiyaçları ve bölgesel dengeler üzerinden ele alınmıştır. Bu nedenle bu ilişki pragmatik ve taktikseldir.

Kürt hareketi de bunu bilir; ABD ile kurulan ilişkinin kalıcı değil, konjonktürel olduğunu fark eder. Ancak sahada yeterli güven veren argümanlar oluşmadığında, bu ilişkinin sanki stratejik ve kalıcı bir ittifak olduğu algısı yaratılmaya çalışılır. Amaç, kendini güvende hissetmeyen bölgesel yapıları bu eksende tutmaktır.

Trump Doktrini ve Yanılsamalar

Trump'ı iktidara getiren doktrin şunu açıkça söyler:
ABD'nin görevi dünyayı dizayn etmek değil, kendi kazancını maksimize etmektir.

Trump için temel argüman; para, ihale, kazanç ve kârdır.
Kim ona daha fazla ekonomik avantaj sunarsa, Trump'ın yanında o vardır.

Türkiye bir devlettir. Suriye'de oluşacak yeni yapı da bir devlet olacaktır.
Bu aktörler Trump'ın taleplerine "evet" dedikleri anda, ABD onların yanında konumlanır. Çünkü Kürt hareketi bir örgüt ve siyasi harekettir; Trump doktrinini uygulayabilecek kurumsal bir devlet aygıtı değildir.

Kürt hareketi ise, her zamanki temel hatasını tekrarladı:
ABD'yi "yakalamışken" ne kadar maddi kazanım elde ederim refleksiyle hareket etti. Mevcut durumu kalıcı bir zafer sandı; öncelikleri doğru okuyamadı.

Öcalan'ın perspektifi ve düşünsel dünyası, henüz sahada karşılığı oluşmamış bir zeminde uygulanmaya çalışıldı. Bu, doğmamış çocuğa don biçmeye benzer.

Abartılı tutumlar, "her şeyi biz yaptık" havası, kendini merkeze koyan yaklaşım; sahayı bilen, inisiyatif alması gereken aktörleri etkisizleştirdi.
Perde arkasında ise şabloncu, yamalı, grupçu ve çıkar merkezli bir zihniyet dayatıldı.

Saha gerçekliğiyle, ideolojik kalıplarla dikilmeye çalışılan elbise birbirine uymadı.
Tepkiler görünmez sanıldı ama bölgesel güç dengeleri bozulduğunda, homojen görünen yapının ne kadar izafi olduğu ortaya çıktı.

Sol Retorik, Ham Hayaller ve Siyasi Körlük

Trump'ın evrensel değerlerle, etik bir siyaset anlayışıyla ilgisi yoktur.
Bu gerçeği görmeyip hâlâ moral değerler üzerinden analiz yapmak, siyaseti romantize etmektir.

Salih Müslim'in BBC'deki açıklamaları, politik bir figür için fazlasıyla ham ve hayalcidir. Ne istediğini bilmeyen, muğlak, "utangaç solcu" diliyle yapılan bu açıklamalar, havanda su dövmekten öteye geçmez.

Marks'ın dediği gibi:

"İnsanların bilincini belirleyen yaşamlarıdır; yaşamlarını belirleyen bilinçleri değil."

Sahada mühendislik yapıp kendini özne, halkı araç gören anlayış tam olarak budur. Arap "dostlara" hoş görünme çabasıyla gerçeklik çarpıtılmaktadır.

Rojava'yı en iyi okuyanlar İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'dir.
Çıkarların nerede kesiştiğini, sahadaki gerçek güç dengelerinin nasıl okunması gerektiğini bilen aktörler onlardır.

Ancak bugün Rojava'da mühendislik yapan ekip;
Salih Müslim, ailesel çıkarlarını halkın çıkarlarının önüne koyan Alsar Halil ve benzeri figürlerle, ısmarlama bir akla göre hareket ediyor izlenimi vermektedir.

Gerçek Aktörler ve Zorunlu Kopuş

Sahada gerçek aktör olan, Kürt birliğini ve özgürlüğünü esas alan Mazlum Abdi ve İlham Ahmed'in kazanacağına inanıyorum.
Bu nedenle bu yapının, Türkiye ve müttefiklerine teslim edilmesi gerektiğini, Rojava'nın selameti açısından bunun zorunlu olduğunu düşünüyorum.

Abartılı söylemler, sürekli tekrarlanan sloganlar, sanki Öcalan'ın düşünceleri bütün dünya tarafından sahiplenilmiş ve emperyal güçler bu yüzden saldırıyormuş gibi bir algı yaratıyor. Bu gerçek dışı, ahmakça ve tehlikeli bir yanılsamadır.

Kimsenin sizin eklektik söylemlerinizden haberi yok. Ciddiye alan da yok.
Kendi kendinize mit üretip, yine kendi etrafınızda dönüyorsunuz.

Hamaset, Mit ve Gerçeklikten Kopuş

Tarihi değiştiren bir komutanın "direniyorum" diyerek ordunun başına geçmesi karşısında Kürt halkı minnettardır.
Ama zaferler yerine kahramanlık anlatılarıyla toplumu ajite eden bu anlayışın, sonunda aynı komutanı harcamasından korktum.

Gramsci'nin dediği gibi:

"Gerçekliği anlamayanlar, onun yerine slogan üretir."

Bu yapı tam olarak budur.
Saha zaferi yoksa slogan vardır; analiz yoksa hamaset vardır.
Bu hamaset, yıllardır kronik bir hastalık gibi zihinlere sirayet etmiştir.

Gerçeklikle bağı olmayanlar, sömürgeci dili yeniden üretir.
Bugün bunu bütün açıklığıyla yaşıyoruz:
Zihinleri muğlaklaştıran, halkın gerçekliğinden kopuk, üstenci ve dogmatik bir süreç işletiliyor.

Çıkış Yolu: Güçlü Kopuş ve Yeniden Konumlanma

Mazlum Abdi ve İlham Ahmed'in elini zayıflatan bu ısmarlamalı, dogmatik, vahiyci yapıdan acilen kurtulunmalıdır.

İlham Ahmed güçlü bir diplomatik figürdür.
Gerçeklikle uyumsuz dogmalardan kurtulduğu anda, güçlü bir uluslararası destek zemini oluşacaktır.

Mazlum Abdi ise:
    •    Orduyu fiilen emir-komuta altına almalı
    •    Güney Kürdistan'la stratejik bir ittifak kurmalı
    •    Dogmatik, reel-politikten kopuk yapıları ve aparatlarını tasfiye etmelidir

Aksi halde, bu yapıların kahramanlık aparatı olarak kullanılıp, tarih sahnesinden silinme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.