Suriye ordusunun Ocak ayının ilk haftasında Halep’ten başlayarak Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) karşı başlattığı askeri operasyon, ülkenin siyasi ve güvenlik dengelerini köklü biçimde değiştirdi. Operasyonlar sonucunda DSG, Halep, Deyrezzor ve Rakka’dan çıkarıldı; güçleri Haseke’nin sınırlı bir bölümünde kuşatıldı.
Suriye ordusu; Tişrin ve Tabka barajları, sınır kapıları ve petrol sahalarının büyük bölümünün kontrolünü ele geçirirken, DSG yalnızca istisnai bazı noktalarda varlığını sürdürebildi. 10 Mart’ta imzalanmasına rağmen uygulanmayan önceki mutabakatların ardından DSG, 18 Ocak’ta “ateşkes ve tam entegrasyon” anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.
20 Ocak’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında Şam’da yapılan görüşmenin ardından dört günlük bir ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde korunurken, bazı bölgelerde düşük yoğunluklu çatışmalar sürüyor.
DSG’nin önümüzdeki günlerde anlaşmaya ilişkin nihai tutumunu açıklaması bekleniyor. Anlaşmanın reddedilmesi halinde çatışmaların yeniden tırmanacağı, bunun ise bölgesel etkiler doğuracağı değerlendiriliyor. Ancak askeri denge göz önüne alındığında, DSG’nin uzun vadede sahada üstünlük sağlaması olası görünmüyor.
ABD’nin Tercih Değişikliği
Suriye’deki gelişmeler, yalnızca iç dinamiklerle değil, bölgesel ve küresel aktörlerin tercihlerindeki değişimle de yakından ilişkili. Özellikle ABD’nin Suriye’deki güvenlik ortaklarına yönelik yaklaşımındaki dönüşüm dikkat çekiyor.
Washington, uzun yıllar IŞİD’le mücadelede ana ortak olarak gördüğü DSG yerine, artık Suriye hükümeti ve Türkiye ile koordinasyonu önceleyen bir çizgiye yönelmiş durumda. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamaları bu değişimi açık biçimde ortaya koydu.
Barrack, Suriye hükümetinin uluslararası IŞİD karşıtı koalisyona dahil olmasıyla DSG’nin “asıl misyonunun büyük ölçüde sona erdiğini” ifade etti. Ayrıca Kürtler için en gerçekçi seçeneğin, yeni Suriye devleti içinde tam vatandaşlık haklarıyla yer almak olduğunu savundu.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), Suriye’den Irak’a 7 bin IŞİD tutuklusunun transfer edildiğini açıklaması da Washington’un Şam ile koordinasyonunu derinleştirdiğini gösteren önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
İsrail ve Bölgesel Dengeler
İsrail’in son dönemde Suriye’deki askeri faaliyetlerini durdurması da dikkat çekici bir gelişme oldu. Bu tutum, ABD arabuluculuğunda Paris’te yapılan İsrail–Suriye görüşmeleri ve oluşturulan koordinasyon mekanizmasıyla ilişkilendiriliyor.
Tel Aviv’in bu sessizliği, Şam yönetimi ve Türkiye’nin Suriye’deki varlığından duyduğu kaygıların diplomatik yollarla giderilmesine bağlanıyor.
DSG İçindeki Ayrışmalar ve Türkiye Boyutu
DSG’nin son süreçte yaptığı en kritik hatalardan biri, askeri gücünü abartması ve Suriye ordusunun kapasitesini küçümsemesi olarak görülüyor. Ayrıca Türkiye’nin güvenlik kaygılarını yeterince dikkate almaması, Washington’da da rahatsızlık yarattı.
Bu süreçte DSG, YPG ve PKK çizgisi arasında görüş ayrılıkları daha görünür hale geldi. Mazlum Abdi’nin daha pragmatik bir tutum sergilediği, Kandil etkisindeki unsurların ise çatışmanın sürmesinden yana olduğu belirtiliyor.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’deki barış sürecini sabote ettiğini söylemesi, bu ayrışmanın bir başka göstergesi oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’nin hedefinin Kürtler değil, PKK olduğunu yineledi.
Kürt dünyasının en saygın isimlerinden Mesud Barzani’nin “PKK artık Kürtler için bir yüktür” sözleri ise sürecin siyasi ağırlığını artırdı.
Yeni Suriye’de Kürtlerin Yeri
Anlaşma metinlerinde yer alan “Kürt bölgelerinin özel durumu” ifadesi, uygulama aşamasında ciddi tartışmalara yol açabilecek bir başlık olarak öne çıkıyor. Suriye yönetiminin, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını güvence altına alacak bir formül geliştirmesi bekleniyor.
Ancak Haseke’de bile Kürtlerin nüfusun yaklaşık yüzde 30’unu oluşturması, bu düzenlemelerin sınırlarını belirleyecek önemli bir faktör olarak değerlendiriliyor. Aynı hakların Dürziler ve Aleviler tarafından da talep edilmesi olasılığı, yeni anayasa sürecini daha da karmaşık hale getirebilir.
Tüm kayıplara rağmen DSG sahneden tamamen silinmiş değil. Washington’un bugün Şam ve Ankara ile hareket etmesi, DSG’yi gelecekte kullanılabilecek bir “yedek aktör” olarak elinde tutmayacağı anlamına da gelmiyor.
Anlaşmanın sorunsuz uygulanması halinde Suriye, yeniden inşa ve siyasi geçiş sürecine odaklanabilecek. Aksi halde ise hem Suriye hem de bölge için daha fazla istikrarsızlık kaçınılmaz olacak.
Kaynak: Nerina Azad