„Statukonun Korunması" İran ve Türkiye'yi Güçlendiriyor!

Şeyhmus Özzengin
Tarih; her zaman, tarihi yazanları haklı kılma çabası olarak görülür. Çünkü tarihi yazanlar, tarihsel olgular bakımından kazanan taraf oldukları için; ayni zamanda. Kazananlar, elleriyle tarihi yazma olanağına da sahip olmuşlar. Peki biz Kurd ve Kurdistan'lılar olarak, tarihsel olguları irdelerken, karşımıza çıkan olgu ve fırsatlardan ders çıkariyor muyuz? Kendi tarihimizi kendi ellerimizle yazıp, hakka sahip, haklı çıkmamız için!

Buna ne kadar yaklaşmişiz?

I.Dünya savaşı ve sonuçları üzerinde çokça duruldu. Çünkü bu savaşın en önemli neden ve sonuçları arasında bölgesel düzeyde, Kurdistan çok önemli bir yer tutar. Birincisi; Türkiye ve İran denilen her iki ülkenin kuruluş amaç ve nedenleri arasında Kurdistan var. İkincisi Surîye ve İraq adına iki devletin ortaya çıkış zemini üzerinde de Kurdistan var.

Kurdistan ve Azerbeycan'ı yanyana koyup irdelediğimiz zaman da önemli bazı, başı I.Dünya savaşı'ndan günümüze uzanan ipucları görürüz. Bu ipucların içinde Kurdistan Cumhuriyeti (Mahabat) ve bu Cumhuriyetin yıkılış nedenleri de duruyor(!)

Bunlar, aynı zamanda İran'ın kuruluş, ilişki ve güçlenme amaçları içinde yer alan sebebler. Kurdistan'nın büyükçe bir kumşusu olan Azerbeycan iki parçalı olarak; nufüsün %40 bağımsız ve  geri kalan %60'ı İran egemenliğinde. Bu kapsamlı ve sınırımızdaki önemli büyük uluslardan biri olarak düşündüğümüzde; düşmanımızla düşman olanla bir ilişki, bir işbirliği gerekmez mı? Böyle bir ilişki, bölgede stratejik bir mütefik olma vasfına sahip değil mi?

Türkler ise farklı bir kategoride kuruluş sebeblerini yitirmiş, çırpınan, takatten düşmüş, özelliklerini yitirmiş, tek tek dişleri sökülme tehlikesi ile karşı karşıya bir canavar olarak duruyor. Kurulduğu tarihten günümüze kadar „Kurd korkusu fobisi" üzerine kurulmuş ve yüzyıldır savaş ve zafer görmemiş, ama her fırsatta „kahramanlık" sloganları ile kurdlere saldıran bir ülke durumunda. Kurdlere stratejik mütefik olamayacak kadar düşman ve ötekileştirilmesi gereken bir devlet durumunda. Bunun yolu kurdlerin Azerilerle geliştirecekleri bölgesel ittifaklarla mümkün. Çünkü çıkarlarımızın çakışacağı tek kumşu ulus durumunda Azeriler.

1924 meclis maskaralığını düşünün!

Kurd vekilleri palyaço misalı sirke çıkarır gibi, „Türkiye Büyük Millet Meclisi"ne alan ve işleri bittikten sonra ipe gönderen bir devletin üzerinde kurulduğu zemin kalmamiş. Bu zemin I.Dünya savaşı sonuçları ve „yeni Kurulan Sovyetler Birliği"nin sunduğu nimetler üzerinde olagelmişti. Bugün bu zemin tamamen yitirilmiş durumda. Batı'nıns Kurdistanı haritandan silme gerekçeleri, bugün geçerliliğini tamamen yitirmiş durumda.

İkinci dünya savaşında bölgeyi dizayn eden ingiltere ve fransa'nın daha sonra hızlı bir şekilde güç kaybetmesi ve rollerini Amerika Birleşik Devletlerine kaptırması önemli bir olgu olarak önümüzde duruyor. Bu olgulardan kurdler olarak yararlanmanın bir tek yegane yolu var: Kararlı olmak, ulusumuzun iradesine sahip çıkmak, kazanılan mevzilerde ölümüne direnmek ve sürekli olarak talep ibresini üste çıkarma yollarını aramak olarak özetlenebilir. Kendi ulusal irademize ve aldığımız kararlarda mutlak surette direnmenin, ciddi şekilde I.Dünya savaşı sonuçlarında yediğimiz „bölgede statükoyu koruma kazığı"nın hiç bir etkisi ve belirleyiciğinin kalmadığını gösterecektir.

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki Kurdistan için; „statukoyu koruma"nın hiç bir anlamının kalmadığına kanaat getiren bir siyasal önderlik gerekiyor. Tarihsel olarak Kurdistan'ı kapsayan siyasal statukonun sebebleri ortadan kalkmiş, statuko da bu sebeblerle birlikte tarihe karışmiş. Önemli olan ortadan kalkan Sömürgeci statükonun kuruluş sebeblerinin iyi irdelenmesi ve bölge düzeyinde yeni bir statünün ortaya çıkarılması için kendi ulusal stratejimizde kararlı olmamızdır.

politikamızı belirleyip o statükodan çıkmanın yolunu aramamız mümkün olabilir ki bu net olarak görülüyor ve ulusumuzun 25.09.2017'de beyan ettiği irade de bunu tescil ediyor.

Biz Kürdlere atılan en büyük kazıklardan biri zihnimizi „statükonün korunması" ile meşgul tutmaktır. Oysa statükoyu değil de statükoyu oluşturan sebepleri anlamaya çalışmamız gerekiyor. Bunun için; Kurdistan ve Azerbeycanı yanına alacak Batılı bir devlet, bir güç gerekiyor. Bunun ilişki ve ağını oluşturmak mümkün mü?

Benim kanımca böyle bir ilişki mümkün. Bölgesel dengeler gözönüne alındığı zaman; İran ve Türkiye'nin siyasi ve ekonomik alanlarını daraltan bir girişim; Azerbeycan ve Kurdistan'nın hem kendi ata topraklarına sahip çıkma ve gelişme zeminini ve hem de bölgede yeni ve güçlü bir dengenin kurulması önadımı olabilir.

Rusya'ya baktığımız zaman bugün Orta Asya'dan aldığı enerji ile siyaset yürüttüğünü ve ayakta kaldığını çok net görebiliriz. Bu enerjinin Kurdler aleyhine iş görmemesi için de bu gerekiyor. Hizli bir şekilde bizim koma halimizin bittiğini ve kazanımlarımızda direnirsek, kazanma ihtimalımızın, kaybetme ihtimaline göre daha çok olduğunu göreceğiz. Bunun için bölge düzeyinde ulusal bir politikada kararlı bir duruş göstermemiz şart.

Türklerin, Perslerin, Arapların ısrarla statükoyu koruma canhıraş çağrıları, bir korkunun bölgesel düzeyde kendileri için oluştuğunun önemli tesbitlerinden biridir. O halde Kurdlere düşen görev, bu tespitin gereklerini yerine getirme olmalıdır. Kurdler için bölgesel düzeyde bitmiş bir statükonun koruma siyasetini yürütmek, sonderece tehlikeli ve gereksiz bir enerji kaybıdır. Düşmanlarımızın canhiraş bir şekilde „statükoya sarılma"larının nedeni, bu statüko olmadan Kurdistan'ı ellerinde bulundurma ve varlıklarını sürdürme şartlarının olmadığı gerçeğidir. Kurd Ulusal Politikası bölge zemininde bu gerçeği kavrayarak, kendi ulusal stratejisini oluşturması gerekiyor.

Bu sefer kazanan ve tarihi yazan taraf olmak zorundayiz. Başka lüksümüz yok. Düşmanın korkularına göre değil, kendi gerçeklerimizi öne çıkaran bir ulusal siyaset bize kazandırır.

13.09.2017