Seîd Veroj
19. ve 20. yüzyıllarda, Kürdistan’ın toplumsal ve siyasal düzeninde büyük değişimler meydana gelmiş, bölge dahilinde Osmanlı ve İran devletlerinin merkezi denetiminin gitgide etkili hale geldiği bir dönem olmuş ve aynı zamanda Rusya, Britanya, Fransa ve daha sonra bunlara katılacak olan Amerika gibi büyük devletlerin bölgeye müdahil olmalarıyla rekabet daha da artmıştır. İki önemli bölgesel imparatorluk arasında bölüşülen Kürdistan ve Kürdlerin, bu yeni değişimlerden etkilenmemesi mümkün değildi. Bölgede 20. yüzyılın ilk çeyreğindeki çok yönlü değişim sürecinin sunduğu olanakları zekice kullanarak ilişki halinde olduğu Türkler, Ruslar ve İranlılar, daha sonra da İran’daki İngilizler arasında denge kuran Sımko, yalnız tutunmakla kalmadı, bölgedeki iktidar ve nüfuzunun boyutlarını genişletmeyi de başardı. Sımko’nun “Amacı, Batı İran’da kendi başkanlığında bağımsız bir Kürd devletini kurmaktı.”[1] Minorsky de benzer bir tespitte bulunarak İsmail Ağa (Sımko), kendisinin başkanı olacağı küçük bir Kürd devleti kurmayı tasarlamış olduğunu belirtir.[2] 1920’nin başlarına gelindiğinde Doğu Kürdistan'nın başka bölgelerinde de hareket başlamıştı; Güney bölgesindeki Kelhor Kürdleri Reşid Serdar liderliğinde ve Hawraman bölgesinde de Cafer Sultan liderliğinde İran yönetimine karşı bir başkaldırı hareketini başlatılmıştı.
İran'daki Kürdlerin İran hegemonyasına karşı ilk önemli başkaldırısı 1880 yılında Şeyh Ubeydullah liderliğinde gerçekleşmişti. Cesur kişiliğiyle tanınan İsmail Ağa (Sımko), İran’a karşı verdiği mücadelede Şeyh Ubeydullah hareketinde izlenen taktiği uygulamıştır. Osmanlı ve daha sonra Mustafa Kemal başkanlığındaki Ankara Hükümetiyle ilişkilerini iyi tutarak önce doğu Kürdistan’ı İran hegemonyasından kurtarmayı amaçlamıştı. Bu düşüncesini de şöyle formüle ediyordu: “Biz önce İran’ı vuralım, İranlılar kedidir, kedi bir şey değildir. Türkler “nêreker”dir, biz onalar ile başa çıkamayız.”[3] Umumi Savaş sırasında fiili çatışmalardan uzak durdu ve sınır mıntıkalarında denetimini genişletmeye çabalarken, tüm kapıları açık tutmaya çalıştı. Savaşın öncesinde ve ertesinde, alandaki Kürd milliyetçileriyle işbirliği yaptı, merkezi hükümete meydan okuyarak kendisini bağımsız bir yerel hükümdar olarak kabul ettirdi. İsmail Han (Sımko)’nun Kürd milletinin hak talebiyle ilgili faaliyetleri ve girişimleri 1900’lerin ilk yıllarına kadar gider.
1. Dedesi Ali Han ve Babası Muhammed Han’ın Öldürülmesi
Dedesi Ali Han ve babası Muhammed Han olan İsmail Han (Sımko) ya da diğer bir deyişle İsmail Ağa Şıkak, Şıkak aşiretler federasyonunun reisi idi. Bu ailenin fertleri babadan oğula bir silsileyle eskiden beri Kürd aşiretlerine liderlik yapmışlardır. Şıkak aşiretlerine liderlik yapanlar İsmail Han’ın atalarıdır. Onun büyük büyük dedesi İsmail Han’dır ki Urmiye ve Tebriz hükümetleri onu görüşmek üzere davet ederek bahtsız bir şekilde öldürmüştü.[4] Bölgelerinde nam salan dedesi Ali Han da İran yönetimi tarafından öldürülmüştü. Ağabeyi Cevher Ağa Şıkak, Kacar’ların iktidarı döneminde Nizam El- Seltene hükümeti tarafından Tebriz’de kalleşçe öldürülmüştü.[5] Şıkak Aşiretleri kısmen İran topraklarında yani Hoy ve Urumiye arasında, kısmen de Van ve Hakkâri şehirlerinde yaşarlar.[6] İsmail Han ya da İsmail Ağa’nın babası Muhammed, oğlu Cevher’in öldürülmesinden sonra İran’ı terk ederek İstanbul’a gidip Osmanlıya sığınmıştır. Sımko’nun babası İstanbul’da bulunduğu dönemde Abdurrezzak Bey’le çok yakın ilişkileri vardı. Rıdvan Paşa’nın öldürülmesi olayından sonra, onu da Abdurrezzak Bedirhan’la birlikte Trablus’a sürgüne gönderirler, orada maruz kaldığı işkence ve eziyet sonucunda ölür.[7]
Kimi kaynaklarda ise Rodos’ta öldüğü belirtilmektedir.
2. Şıkak Aşiret Konfederasyonu Lideri
Sımko, İran’daki en büyük ikinci Kürd konfederasyonu olan Şıkak’ın en üst lideriydi. Sımko’yla birlikte Teymûr ve Emer Xan da Şıkak Aşiret konfederasyonunun üst düzey liderleriydi. Emer Xan, adeta Sımko’nun sağ koluydu, zeki ve olağanüstü becerilerinden dolayı, harekette çok önemli bir ağırlığı vardı. Emer Xan İkinci Dünya Savaşı döneminde Komela Jîyaneweyî Kurdistan’ın kuruluşu ve Kürdistan Cumhuriyeti’nin ilanı sürecinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Şıkak, Selmas ve Urumiye’nin batısında, Somay ve Bradost’un dağlık yörelerinde yerleşikti. Sımko, babasının öldürülmesinden bir müddet sonra, 1906 yılının sonlarına doğru daha yirmi yaşındayken Kotol, Makû, Kela Xwê (Xoy) ve Salmas bölgelerinde hükmünü artırmak için harekete geçer. Aynı zamanda İran’da cereyan eden meşrutiyet hareketinin Makû’daki liderlerine de 300 kişilik bir kuvvetle destek vermiştir.[8] “İran’daki büyük Kürd aşiretlerinden olan Şıkak aşiretinin nüfusu 40.000 civarında idi.”[9] Şıkak aşiretler federasyonu lideri olan Sımko’nun, yoğunluklu olarak örgütlendiği alan Kurmancî lehçesini konuşan Urmiye ve kuzey bölgeleri ile Mahabad ve Sakız gibi Soranî lehçesinin konuşulduğu güney bölgelerdi. Fakat etki alanı daha genişti; Kuzeyde Şemdinanlı Seyyid Taha’nın etkin olduğu sınır bölgeleri ile Süleymaniye ve Kerkük bölgesindeki bazı aşiretler de onun etki alanındaydı. Sımko, aynı zamanda ünlü Şeyh Ubeydullah’ın torunu ve halefi Şeyh Seyyid Taha’nın kız kardeşiyle evliydi.
Sımko yürüttüğü mücadelede dönemimin önemli Kürd liderlerinden Abdurrezzak Bedirhan, Şeyh Abdüsselam Barzanî, Şeyh Mahmud Berzenci ve Seyyid Taha’yla ilişki halindeydi. “Seyid Taha’nın etkisiyle Sımko’da ‘Bağımsız Kürdistan’ fikirleri biçimlendi ve güçlendi. Sımko ‘bağımsız bir Kürdistan’ kurulması fikrini, İran’daki Kürd bölgelerinin İran yönetiminden arındırılması ve bunlarda kendi iktidarının oluşturulması şeklinde kavrıyordu.”[10] Seyyid Taha, sınır boyunun en nüfuzlu adamı olduğu gibi, aynı zamanda önde gelen bir Kürd milliyetçisiydi. Abdürrezzak Bey’le ilişkileri ise, babasından ve ağabeyi Cevher’den gelen bir dostluğa dayanıyordu. Abdürrezzak Bey, 1912’de Sımko ile beraber Urmiye’de bir Kürdçe gazete çıkarmaya başlamıştı. Rusların isteği üzerini Abdürrezzak Urmiye’den ayrıldıktan sonra, 1914’te yayını sona erinceye değin, gazetenin sorumluluğunu Sımko üstlenmiştir.[11]
1907’nin baharında Şeyh Abdüsselam Barzani’nin Kürdlerin milli taleplerine dair Osmanlı Hükümeti’ne sunduğu muhtırada, dönemin ileri gelen Kürd aydınları ve liderlerinden; Şeyh Mahmud Berzencî, Şıkak Konfederasyonu lideri Sımko, Seyyid Abdülkadir Nehrî, Abdurrezzak Bedirhan, Muhammed Emin Bedirhan gibi Kürd şahsiyetleriyle de ilişki kurulmuş ve desteği alınmıştı. Aynı şekilde Şeyh Abdüsselam Barzani, 1913’ün sonlarına doğru Abdürrezzak Bedirhan’ın girişimi ve aracılığıyla Tiflis’te Rus yetkililerle yaptığı görüşmeye Sımko’yla birlikte gitmiştiler. Sımko 1914’ün başlarında gerçekleşen Bitlis merkezli Kürd ulusal ayaklanmasının liderleriyle de ilişki halindeydi. Ruslar 1909’da İran’ın Azerbaycan vilayetine girmişti ve o dönemde Reşt’le birlikte İran’daki meşrutiyet hareketinin son kalesi olan Tebriz’i işgal etmişlerdi. Tebriz, Hoy, Deylaman ve Urumiye’de piyade birliklerini ve Kazakları konuşlandırdılar. Ruslar 1912’de doğrudan Sımko ile ilişkiye geçtiler. “Sımko, Ağrı dağından Urmiye vadisinin batı eteklerine dek uzanan bölgede bir Kürd federasyonu kurmaya”[12] çalışıyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına değin, bunlar fiilen bölgeyi işgal etmeksizin, Kürd aşiretleri denetim altında tutmayı becerdiler. Sımko’nu Ruslarla ilişkisi de bu dönemde başlar. Babasının dostu olan Abdürrezak Bedirhan’ın bölgeye gitmesiyle birlikte, Ruslarla daha yakın bir şekilde çalışmaya başlar ve ilişkileri daha da pekişir.
Abdurrezzak Bedirhan’ın 1910-1912 yılları arasında bölgedeki bütün çalışmaları, Rusların onayı ve desteğiyle olmuştur. Abdurrezzak Bedirhan, Osmanlı ve Rusya’nın tarihsel rekabetine dayanarak yaklaşan savaş koşullarında, Kürdistan’a komşu olan Rusya gibi büyük bir devletin desteğiyle bir Kürdistan devleti kurulabileceğini düşünüyordu. Rusya’ya iltica etmiş olan Abdürrezzak, 1911’in mart ayı başlarında Tiflis’ten hareket ederek sınır bölgelerindeki Şatak, Makû ve Kotor bölgelerini gezerek oralardaki Kürd ileri gelenleri ve aşiret liderleriyle görüşmeler yapar. Rusya’ya destek verme eğiliminde olanlarla ilişki kurar ve özellikle de meşhur İsmail Axa Sımko ile babasından beri gelen dostluk nedeniyle ayrıntılı ve özel olarak konuşur:
Rusya 1912’nin sonlarına doğru İran sınır hattındaki Kürd bölgelerini kontrol altına almak istiyordu. Bu amacını gerçekleştirmek, yani Türkiye-İran sınır hattını kontrol edebilmek için, tanınan ve bilinen bazı Kürd şahsiyetleriyle yakın bir ilişki kurması gerekiyordu. Bu vazifeyi yakın dostluk ilişkileri olan Abdurrezzak Bey ve Sımko’ya bırakmıştı. Özellikle Rus Kazakların bulunduğu Kotor bölgesi savunma güçleri sorumluluğu Sımko’ya bırakılmıştı.[13]
3. Abdürrezzak Bedirhan, Sımko ve Gihandın Derneği
Çalışmalarına toplumsal taban oluşturmak ve İran Kürdistanı’ndaki Kürdlerin eğitim seviyesini geliştirmek amacıyla 1913’ün başlarında Abdürrezzak Bedirhan ve Sımko’nun girişimleri sonucu, Hoy şehrinde Abdurrezzak Bedirhan’ın başkanlığında Gıhandın adıyla bir kültürel ve eğitim derneği kurulur. Derneğin amacı Celîlê Celiîl tarafından şu şekilde tanımlanmaktadır:
Hoy şehrindeki Kürdler arasında eğitimi yaygınlaştırabilmek için dergi ve gazete yayınlamak, Kürdçe alfabe hazırlamak, Kürdçe eğitim yapan okullar açmak ve yüksek eğitimini yapmak üzere Rusya’ya öğrenci göndermek idi… Gıhandın derneğinin eğitim alanındaki önemli hedeflerinden biri de, temel ziraat eğitimi veren bir okul açmaktı. Bu hedefin gerçekleşebilmesi için bizzat Sımko’nun kendisi aşiret liderleri ve varlıklı ailelerden maddi yardım topluyordu.[14]
Gihandın kuruluşu, Abdürrezzak Bedirhan’ın özel girişimleri sonucu Fransızlardan sağlanan maddi yardımla Ekim ayında tamamlanır ve 22 Kasım 1913’te de resmî olarak açılışı yapılır. Okul tamamen Avrupayi bir eğitim kurumu şeklinde tasarlanmıştı ve toplam 29 öğrencisi vardı. Açılış törenine katılan davetlilere hitaben konuşan Sımko, okulun açılışında sağladığı katkı ve destekten dolayı Rusya Çarına teşekkürlerini sunar. Daha sonra da Kürdler adına Rus Çarına bir teşekkür mektubu gönderilir. Dönemin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Sazonov Tahran Elçiliği aracılığıyla mektuba verdiği cevapta; “Yüce İmparatorumuz, mektubunuzu sıcak bir şekilde karşılamış ve başta İsmail Ağa Sımko olmak üzere okulun diğer kurucularına ve katılımcılarına içten sıcak teşekkürlerini bildirmiştir.”[15] İfadelerini kullanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılı dolmadan, savaşın yaratığı koşullarda hem okul hem de Gıhandın kapanır. Sımko 1915’in sonunda ittifaka ihanet ettiği gerekçesiyle Rus askerleri tarafından tutuklanarak Tiflis’e sürgün edilir ve orada yaklaşık üç dört ay sürgünde kalır.
4. Birinci Dünya Savaşı ve Sonrasındaki Faaliyetleri
Birinci Dünya Savaşı sürecinde Rusya, Britanya ve Fransa gibi büyük devletlerin bölgede işgal ettikleri alanlarda oluşan yeni koşullar, bölgedeki yerel Hıristiyan unsurlardan Asuri (Nesturi) ve Ermeniler, adı geçen büyük devletlerin desteği ve himayesi altında örgütlenmeye başladılar. Birçoğu, Ruslar Orta Kürdistan’ı istila ederken ileri keşif kolu olarak onlara yardım etmişlerdi ve sık sık Müslüman halktan kişisel intikam mahiyetinde eylemlerde bulunmuşlardı. 1917 Bolşevik devriminden sonra bölgede de çeşitli gerilimler baş gösterir:
Rus askerlerinin bölgeden ayrılması, Nesturileri yabancı himayesinden yoksun bıraktı, fakat o döneme gelindiğinde, Rusların geride bıraktığı silah ve mühimmatla iyi silahlanmış, iyi eğitimli sayısız Ermeni mülteciyle takviye edilmişlerdi. Bu gergin durumda, Sımko, Türklerin göz yumması ve Farsların da teşvikiyle, kariyerinin en dile düşmüş kötülüklerinden birini icra etti. Nesturilerin dinsel lideri Patrik Mar Şimun’u müzakereye davet etti ve onu, bütün maiyetiyle birlikte 23 Mart 1918’de öldürdü. Bu, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında, misilleme niteliğinde bir dizi katliama yol açtı.[16]
“Urmiye bölgesindeki Türk istihbarat örgütü Kürdleri bölge Hıristiyanlarına (temelde Asurlara) karşı kışkırtmışlardır, Türkler, bu Hıristiyanları geleneksel düşmanları olarak görmüşlerdir."[17] Mustafa Paşa Yamulki’nin kendisiyle yaptığı röportajda, Mar Şemun’u niçin öldürdüğünü sorması üzerine Sımko cevaben: “Asurilerin asıl amacının Kürdistan’ın kuzeyini ele geçirmek olduğunu bildiğim için Mar Şemun’u öldürdüm.” diyecektir. Türklerin bu olaydaki etkisini ise şöyle dile getirmektedir: Mustafa Kemal, Ankara’dan Van üzerinden bana bir telgraf gönderdi. Telgrafta şu ifadeler yer almaktadır:
Yunanlılar krallarının önderliğinde, Britanya’nın desteğiyle bana karşı savaş ilan ettiler. Şimdi ise barış yapmak istiyorlar. Ayrıca Kürdistan’daki Asuriler Cizre ve Zaho üzerinden dönmeleri için Britanya tarafından teşvik edildiler. Ben, onlara karşı ne yapılması gerekiyorsa emrettim. Siz de, Asurilerin İran ve Rusya tarafından dönmelerini engellemek için ne gerekiyorsa yapmanızı rica ediyorum.[18]
Şubat 1919’da, Doğu Kürdistanı’nın en önemli aşiret reisleri, İran hükümetine karşı açık bir ayaklanma önerisini tartıştıkları bir toplantı yaptılar. Büyük devletlerin tutumunun ne olacağını anlayana kadar başkaldırıyı ertelemeye karar verdiler. Simko’ya katılan ve onunla yakın işbirliği yapan Seyyid Taha, Mayıs 1919’da İngilizlerden bağımsız bir Kürd devletine destek elde etmek için Bağdat’a gitti. Bizzat Simko da, benzer istekleri dile getirdiği bir mektupla sivil yetkili A.T. Wilson’a başvurdu. Her ikisi de kesin bir onay alamadılar.[19]
Tam da bu süreçte, İranlıların gelenek haline getirdiği üzere Mayıs 1919’da Tebriz Valisi Mükerrem el-Mülk organizasyonuyla, Sımko’ya karşı bir bombalı suikast girişiminde bulunulur ancak istenilen sonuca ulaşılamaz. “İsmail Han (Sımko) Suikastı, İranlılarla Ermenilerin ittifakı sonucu gerçekleşmiştir.”[20] Bu suikast olayından sonra Kürdlerle İranlılar arasındaki düşmanlık ve savaşlar daha da şiddetlenmiştir.
1920’lere gelindiğinde, İran Kürdistan’ında İsmail Ağa’nın (Sımko’nun) önemli bir güç haline geldiği ve Osmanlı Kürdistanı’ndaki bazı ulusalcı Kürd liderlerle de iyi ilişkiler kurduğu, bir bütün olarak Kürdler arasında birlik ve dayanışmanın geliştirilmesi amacıyla çeşitli girişimlerde bulunduğu, önemli Kürd şahsiyetleriyle mektuplaştığı görülmektedir. Bu bağlamada Sevr Antlaşması’nın hemen öncesinde bölgedeki önemli Kürd aktörlerinden Garzan aşiretleri reisi Cemil Çeto’ya gönderdiği 3 Haziran 1920 tarihli mektupta şunlar yazmaktadır:
Muhterem Garzan aşiretleri reisi Cemil Ağa, yüksek saygılarımı takdim ve bu vesileyle samimiyetimi beyan ederim. Bütün Kürdler içinde gayret ve yiğitlikte öne çıktığınızdan kurtuluş ve selamet yolu hakkında hamiyet ve nazar-ı dikkatinizi celp ederim.
Malumunuzdur ki dünya kavimleri içinde Kürdler sahipsiz, Kürdlerden daha mağdur bir kavim mevcut değildir. Bu mağduriyet, bu sefaletleriyle beraber pek bilmiş hiç birisi bile hukukunu aramaya çalışmıyor. Taksim (bölüşme/paylaşma) sahnesine çıkarak meşru hissesini istemiyor. Yahudiler kadar adi kavimler, Ermeniler gibi barbar milletler, Asuriler kadar mahcur cemaatler bile bugün âlemden hisselerini, haklarını talep ediyorlar. Hâlbuki biz Kürdler, gaflet uykusunda istirahat edip yatıyoruz. Fırsat elden kaçtıktan sonra uyanacağız, pişman olacağız. Fayda vermeyecektir. Bugün fırsat elde iken her hak davaya kulak veriliyorken uyanalım, ittihat ve ittifak edelim. İçimizdeki nifak ve ihtilafları terk edelim. El birliğiyle çalışalım. Milletimizin hukukunu elde edelim. O havalideki umum aşiret reisleriyle görüşüp ittifak ediniz. Siz de ona göre hareket ediniz. Biz buralarda cidden çalışıyoruz. Bu esaret zincirinden yolumuzu bulmanın vasıtalarına başvuruyoruz. Siz de milletinizin saadet ve refahına çalışınız. Ahvalinizi daima bildiriniz. Bir an evvel vekillerinizi göndermenizi bekler, selam sözüyle kelamıma son veririm efendim.[21]
5. Sımko’nun İran’la Savaşı
1921 yılının ortasında Simko’nun otoritesi altındaki bölge, Urmiye Gölü’nün batısından Baneh ve Serdeşt’e tüm İran topraklarının yanı sıra, İngilizlerle Kemalistlerin hala denetimi için rekabet halinde oldukları Irak’ın kuzeybatı havalisini de kapsıyordu, Şikak konfederasyonunun tamamı ve Herki aşiretinin yanı sıra, Mamaş, Mangur, Dehbokri, Piran, Zarza, Gewrik, Feyzullahbegi, Pizhdar ile Baneh civarındaki küçük aşiretler de Simko’ya katılmıştı.[22] Ekim 1921’de, Simko’nun askerleri, o tarihe dek hükümet birliklerinin elinde kalmış olan Mahabad’a da girerler. 1921 yılının sonlarına doğru Sımko’nun Doğu Kürdistan’daki mücadelesi gelişerek devam ediyor. 1921’in sonlarına doğru İran güçlerinin kendisine karşı başlattığı taarruz hareketinde İran kuvvetlerine büyük darbe vurmuştu.
1922’nin mayıs ve haziran aylarında Sımko kuvvetleri ile İran hükümet kuvvetleri arasında yoğun çarpışmalar yaşanır. İran ordusu özellikle Mahabad’a yönelik düzenlediği geniş kapsamlı saldırıda yenilerek geri çekilmiştir. Bu çarpışmalar sonucunda Sımko kuvvetleri Dilman’dan Sakız’a kadar olan alana hâkim olmuştur. Sımko ile İran kuvvetleri arasındaki çatışmalar devam ederken, Bangî Kurdistan dergisinin 21 Ağustos 1922 tarihli 3. sayısında yayımlanan haberde, Urmiye gölü kuzeyindeki Tebriz yolu üzerindeki Şerefxanîye bölgesinde Sımko kuvvetleri ile Acemler arasında gerçekleşen şiddetli çatışmalarda Kürd kuvvetlerinin başarı sağladığı ve diğer çatışmalarda olduğu gibi acemlerin mağlup olduğu aktarılmaktadır.[23] Osmanlı Hükümeti’nin İran’daki maslahatgüzarı Temmuz 1922 tarihli şifreli telgrafında şu ifadeler yer almaktadır; “Birkaç cephede vuku bulan mükerrer hücumlar neticesinde İran Kürdistanı’nın büyük kısmı Sımko’nun kıtaları tarafından işgal olunmuş ve İran ordusu hezimete duçar olup telefat ve esir verdikten sonra halihazırda zaten mecburen savunmaya yönelik bir vaziyet almıştır.” Maslahatgüzar devamında Kürd kuvvetlerinin askeri yapısına değinerek, Sımko’nu maksadını şu ifadelerle dile getirmiştir:
Kürd kuvvetleri iki kısımdır. Birincisi, Sımko kuvvetleridir ki bunlar Osmanlı Ordusunda iken açıkta kalan Kürd zabıtlar tarafından idare olunmaktadır. Bunların erkan-ı harbiyesi maatessüf (üzülerek söylüyorum) sivil İngiliz zabıtlarından oluşmaktadır. Maksatları Osmanlı Kürdistanı ile İran Kürdistanı’nı birleştirilerek istiklalinin ilanıdır.[24]
Cibranlı Halid Bey, Güney ve Doğu Kürdistan’da yaşanan gelişmeleri, Binbaşı Kasım Bey’e gönderdiği mektubunda şöyle değerlendirmiştir:
Şeyh Mahmud, Simko ve Seyyid Taha birleşerek İngilizlerin yardımıyla İran’ın güneyinden taarruz harekâtına başlamışlar. Muvafakatları da umuluyor. Kardeş kardeşin elini tutmalıdır. İşittiğime göre Şeyh Mahmud’un hükümdarlığı kuvvetlenmektedir. İngilizler Irak’a fazla ehemmiyet veriyorlar. Kürdistan’a takviye ediyorlar.[25]
Temmuz 1922’ye gelindiğinde savaşçı kuvvetlerinin sayısı on bine kadar çıkmıştır. Sımko’nun askeri gücü; düzenli bir orduya sahip olmadığı için sürekli değişkenlik gösteriyordu. Buna rağmen askeri gücünün bel kemiğini, Simko’nun dahil olduğu Abdoyi ile Şikak’ın Kardar kesiminin başı olan Emer Han’ın maiyetlerindeki aşiret kuvvetleri ile büyük olasılıkla Türkiye Kürdistanı’ndan gelmiş ve eskiden Osmanlı ordusunda bulunan iyi silahlanmış ve Alman subaylarca eğitilmiş birkaç yüz Kürd milletçisi askerlerden oluşuyordu.[26]
Sımko’nun bu geniş alanda hükmünün sürmesi durumunda, Kuzey Kürdistan’daki aşiretleri de etkileyebileceği ve bağımsızlığını ilan edebileceği endişesiyle, sınır bölgesindeki valiler Ankara’nın gerekli tedbirleri alması yönünde uyarılarda bulunmuşlar.
Sımko’nun İran kuvvetleriyle şiddetli bir çatışmada olduğu dönemde Kürdistan Cemiyeti Başkanı ve Bangî Kurdistan gazetesi yöneticisi Mustafa Yamulki Paşa, İsmail Han’la (Sımko) görüşmek üzere 1921’in sonlarına doğru Süleymaniye’den yola çıkar. Mustafa Yamulki Paşa, 19.10.1921’de Sımko’yla bir görüşme yapar ve bir gün sonra da Seyyid Taha’nın da dahil olduğu ikinci bir özel görüşme daha yapılır. Bu görüşmelerde savaşın seyriyle ilgili olarak Sımko, mücadele etmemiz, kendi gücümüze bel bağlamamız ve Farsların Urmiye ve Mahabad’a dönmelerini engellememiz gerektiğini söyleyerek, hiçbir şekilde boyun eğmeyeceğini ve tek bir Şıkaklı kalana kadar mücadele edeceğini belirtir. Mustafa Yamulki, Sımko’ya Mustafa Kemal’le olan ilişkilerini ve işbirliğini sorunca, Sımko cevaben şunları söylemektedir:
Ben Milletçi Türkleri hiç sevmem. Ben onları Farslardan daha çok Kürd düşmanı olarak görüyorum. Fakat onlar bana silah ve cephane yardımında bulunuyorlar. Mustafa Yamulki Paşa’nın Sımko’yla görüşmesinde, savaşı Türkiye’nin içine taşımasını istediği ve bu amaç için para ile silah yardımı yapmayı teklif ettiği ama Sımko’nun kesin bir taahhüt olmadan böyle bir yönelime girmediği biliniyor. Ben ve Seyid Taha sizi vekilimiz ilan ediyoruz, Britanya bizzat kendisi ya da dostları aracılığıyla bize silah ve cephane gönderirse Van, Erzurum, Sivas ve Hakkari’yi Türklerden temizleriz. O vakit Revanduz’dakilere de büyük bir ders vermiş oluruz… İngilizler çağrımıza yanıt verirse Ankara’yı da alırız ve kısa bir zaman içinde Sinê’yi de ele geçiririz.[27]
Özdemir’in Elcezire komutanlığına sunduğu 25 Ocak 1923 tarihli raporda, Sımko ve Seyyid Taha’yla ilgili şu değerlendirmede bulunmuştur: “Sımko ve Seyyid Taha gibi Türk düşmanları umum aşiret efkarını Türklere kaşı zehirlemeye çalışıyorlar.[28]
Sımko İran’la sıcak bir çatışma içinde iken, İstanbul’daki İngiltere Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold 20 Haziran 1922 tarihli raporunda, 17 Haziran’da Seyid Abdülkadir’le yaptığı görüşmede, Seyid Abdülkadir’in İsmail Ağa (Sımko) hakkındaki sorusuna, “Sımko’nun Pers Hükümetiyle savaştığı ve ikinci olarak da Ankara himayesinde çalıştığını,” belirtir.[29]
Aslında Osmanlı Devleti ve daha sonra BMM hükümeti, Sımko Ağa konusunda daima temkinli bir tavır sergilemiş, bir taraftan onu Ermenilere ve Nesturilere karşı desteklerken, öte yandan Kürdler üzerindeki nüfuzunun çok artmaması için el altından faaliyete bulunmuştur. İran’ın Ankara’da sefaret düzeyinde diplomatik ilişki kurmasından sonra BMM’nin Sımko’yla ilgili yaklaşımı ve siyaseti değişmiş, Sımko’ya verilen konjektörel destek de kesilmiştir. Böylece İran ve BMM hükümeti, olası bir bağımsız Kürdistan tehdidine karşı ortak bir tutum benimsemişler. Bu ortak tutum kabul edildikten sonra, Ağustos 1922’nin sonlarına doğru İran büyük bir kuvvetle Kürdlerin üzerine gitmiştir.
Aşiret kuvvetlerinin arasında gerekli ve yeterli birliğin olmaması, başta Sımko’nun sağ kolu sayılan Emer Xan olmak üzere bazı aşiret kuvvetlerinin çeşitli gerekçelerle hareketten ayrılması ve mühimmat yetersizliği, Sımko kuvvetlerinin savaş gücünü oldukça zayıflatmıştı. Bu durumda İran askerleri savaş merkezi olan Çarê kalesine doğru yönelirler. Sımko naçar bir şekilde savaş karargahını terk eder, Türkiye sınırına doğru Sipîranê bölgesine çekilerek Başkale’de Türkiye’ye iltica edip Şemanis köyüne yerleşir. İran’ın, Sımko’nun yakalanıp kendilerine teslim edilmesi yönündeki baskısı ve Güney Kürdistan’daki gelişmeleri de göz önünde bulunduran BMM hükümeti, Sımko’yu silahsızlandırıp Van bölgesine yerleştirmek ister ancak bu teklif Sımko tarafından kabul edilmez. Bunun üzerin müdahale planı devreye girmiş ve Sımko’ya pusu kurulmuştur. Sımko uykudayken 12 Ekim 1922’de düzenlenen saldırı sonucu, ona yakın önemli bazı adamları ve hanımı Cevahir öldürüldü, altı yaşındaki oğlu Xusro esir düştü, yanlarındaki para ve malı talan edildi. Kendisi, yanında bulunan kardeşi ve bir süvarisiyle beraber kurtularak Rewanduz’da bulunan Seyid Taha’nın yanına gitti. [30]
Sımko, Seyyid Taha’nın önerisi ve aracılığıyla Rewanduz’dan Hewlêr'e geçer ve Hewlêr'de bulunduğu sırada, 6 Kasım 1922’de bölgede bulunan İngiliz temsilcisi C. J. Edmonds, Şeyh Mahmud’un kâtibi Ahmed Taki ve Koyê’den gelen Layn’le birlikte Behrikê de bir görüşme yapar. Özet olarak bu görüşmede Sımko şunları söyler: İstanbul’daki Kürdistan Teali Cemiyetiyle de birçok kez görüşmüşsünüz, onlara bazı sözler de vermişsiniz fakat hiçbir sözünüzü yerine getirmediniz ve Kürdlerin Mustafa Kemal’e yaklaşmasına neden oldunuz. Bugün ben her bir Kürd bireyi ve bütün Kürdistan adına sizinle konuşuyorum. Eğer siz bağımsız bir Kürdistan için öne çıkar ve hazır olduğunuzu söylerseniz, ben de ona hazırım ve size söz veriyorum ki bütün Kürdlerin sizinle hareket etmesini sağlarım. Eğer bunu kabul etmiyorsanız, sizden tek isteğim odur ki belirttiğiniz şartlar çerçevesinde ister İran’la savaşmak için isterse anlaşmak için olsun bana destek verin ki tekrar topraklarımıza geri dönebilelim.[31]
Ondan sonra Şeyh Mahmud tarafından hususen görüşmek için Süleymaniye'ye davet edilir. O günlerde Bangî Kurdistan’da yayımlanan bir yazıda Sımko, Şeyh Mahmud’dan fırsatı elden kaçırmamasını ve Kürdlere hizmet etmek için İngilizlerle anlaşmayı önermişti. Sımko Hewlêr’de bulunduğu zaman, Şeyh Mahmud İngilizler ve onun isteğine göre hareket ediyordu. Süleymaniye’ye giderken bir kahraman gibi ve büyük bir törenle, top atışıyla karşılanır, Kürd milliyetçileri de onun gelişine çok sevinir, en çok da Mustafa Yamulki Paşa sevinir. O gün kadın, erkek, genç, yaşlı ve çocuk olmak üzere herkes cadde ve sokaklara dökülmüştü. Mustafa Yamulki tören sırasında sıcak bir söyleşi ile o kahramanın serüven ve destanını anlattı. Hiç şüphe yok ki Türkler bu durumdan korkuya kapılmıştı.[32] Özdemir’in hazırladığı raporda, Sımko’nun Süleymaniye’de bulunması, her halükârda Türklerin aleyhine olacağını belirtir:
Şeyh Mahmut’un şahsı her ne kadar Hükümetimize sadık ise de artık Sımko’nun Süleymaniye’de işe başlaması Şeyh Mahmut siyasetinin imhası demektir… Evvel ve ahır kanaatimiz, Sımko Süleymaniye’de oldukça Süleymaniye’de her nasılsa ve ne yapılmak istenilse herhalde bizim ve hükümetimizin tamamıyla aleyhine ve zararınadır.[33]
22.02.1921’de İngilizlerin desteğiyle İran’da yapılan darbeyle Rıza Han’a tahta çıkma yolu açıldı. Ahmed Şah tedavi olmak gerekçesiyle Avrupa’da bulunduğu sırada Rıza Han 31.10.1925 tarihinde Ahmed Şah’ı tahttan indirdi. Rıza Şah uyguladığı merkezi politikalar ve modernizasyon yoluyla ulusal bir kimlik yaratmayı amaçlıyordu. Şah’ın modernizasyon programı önündeki en önemli engellerden biri de siyasal, sosyal ve ekonomik birer kurum olan aşiretsel yapının zayıflatılmasıydı. Bu amaçla pek çok aşiret reisi yerlerinden koparılarak başta Tahran olmak üzere İran’ın farklı bölgelerine sürgün edildiler, topraklarına el konuldu. Bu politika aşiretler arasında, merkezi hükümete karşı önemli oranda bir düşmanlık yarattı. Bununla birlikte Farslaştırma siyaseti çerçevesinde diğer etnik toplulukların hak ve hukuklarının yok sayılması, Farsça dışındaki dillerin kullanımının engellenmesi, başta Kürdler ve Azeriler olmak üzere diğer etnik grupların ulusal uyanmasını hızlandırdı.
6. Sımko’nun “Kurd” Adıyla Yayınladığı Gazete
Esad Ağahan yönetimindeki İran Kazak kuvvetlerinin Urmiye’den çıkarılmasından sonra, Kürdler basın-yayın alanında yeni bir adım atarak “Kurd” adıyla bir gazete yayınlamaya başlar. Kurd gazetesi, Temmuz 1922’de Mele Muhammed Turcani yönetiminde yayına başlamış ve Xîret matbaasında basılmıştır. Gazetenin kapsamı ve yayın politikası, künye kısmında motto şeklinde aşağıdaki gibi belirtilmiştir: “Siyasi, edebi ve haber gazetesi olup Kürdçe ve Farsça olarak yayınlanır, bir Kürd bütün Kürdler için yazar.” Gazetenin toplam olarak kaç sayı yayınlandığı tam olarak bilinmemekte ancak mevcut 2. ve 3. sayılarda yayımlanan iki önemli yazıdan bahsedeceğim. Gazetenin ikinci sayısında yayımlanan yazılardan biri, Kürd kuvvetlerinin 26.05.1926 tarihinde Mazenderanlı Mirza Küçükhan’ın katili olan Halo Qurban (Salar Zafer) ve Nasrullah Han komutasındaki İran kuvvetleriyle Miyanduaw’da yaşanan savaşla ilgili hazırlanan bir rapordur. Raporda, savaş zaiyatı ve düşman güçlerin kovulması, elde edilen silahlar ve ganimetten bahsettikten sonra şu satırlarla devam eder:
Kürd kuvvetlerinin göstermiş olduğu gayreti, cesaret, başarı ve fedakarlığı büyük bir moralle kutluyoruz. Gösterilen bu kahramanlık ve cesaret, bu aslanların Kürdistan adına göstermiş olduğu şeref ve keramet, tarih kitaplarına altın harflerle yazmaya değer, bütün zamanlar boyunca Kürdler bununla onur duyacak. Allah yardımcımız olsun, yaralılarımıza iyi sıhhatlar bağışlasın ve şehitlerimizi lütufkârlığıyla korusun. O şehitlerin çocukları bilmelidir ki bütün Kürdler babalarının yiğitliğine borçludurlar.[34]
Kurd gazetesinin Temmuz 1922 tarihli ikinci sayısında Kürdçe yayımlanan diğer önemli bir yazı da, “Ey Kürd toplumu, ey bahtsız ve sahipsiz millet, ey zalimlerin zulmüne duçar olmuşlar!” girişiyle başlayan Sımko’nun çağrısıdır. Sımko, yazının devamında Kürdlerin ve Kürdistan’ın İran’ın demir yumruklarının zulmünden kurtuluşu için şöyle seslenir:
Kürdistan milletinin yabancılar tarafından ne kadar baskıya ve saldırılara maruz kaldığını biliyor musunuz? Elbette bilmeyenler bilmelidir ki milletimizin ne malı, ne namusu, ne şahsiyeti ve ne de övünecek bir değeri kalmıştır. […] Din kardeşimiz olan İranlılar, sürekli düşmanca bir tavırla Kürdlerin kökünü kazımaya, tohumunu kurutma girişiminde bulunmuşlar ve her fırsatta Kürdleri yok etme peşindedirler. Ey sefillik ve sahipsizlik!! Bizim kederli ve içler acısı durumumuza bakacak şefkatli kimseler yok mudur? […] Ey Kürdler! Millet olarak düşmanın elinden kurtuluş için şüphesiz ki birlik ve beraberlikten başka, kardeşçe el ele vermekten başka hiçbir çözüm yolumuz yoktur. Dürüst ve açık bir şekilde birlik ve beraberlik için bir araya gelin bütün gücünüz ve kuvvetinizle düşmanın saldırılarına karşı kendinizi koruyun. Kurtuluşun tek yolu da budur, başka da bir şey değildir. Ben de bir Kürd ferdiyim, hayatımı milletimin korunmasına adamışım ve adıyorum. …[35]
33.7. Ağrı Hareketi’nin Devam Ettiği Bir Süreçte Sımko’nun Öldürülmesi
Rıza Han tahta geldikten sonra Sımko İran’a döndü. 1926’da, bir zamanlar sahip olduğu bağımsızlığı yeniden ele geçirmek için son bir girişimde bulundu ve Herki ve Beyzade aşiretlerinin bazı kesimlerinin yardımıyla Deylaman kentini kuşattı. Beklenen başarıyı sağlayamayınca bir daha Irak Kürdistanı’na sığınmak zorunda kaldı. Yaklaşık iki yıl kadar çok zor koşullarda Doğu, Kuzey ve Güney Kürdistan üçgeninde kalır. Bu süreçte iktidarını güçlendiren Rıza Şah, Sımko’yu etkisiz kılmak için yeni bir plan oluşturur. Bu plan çerçevesinde Şıno’daki askeri yetkili Albay Sadık Han Newrozî, eskide onun iyi bir komutanı olan Teymûrê Şikak aracılığıyla bir mektup göndererek doğrudan görüşmeler yapmaya hazır olduklarını beyan ederek onu Şıno’ya davet eder.
Sımko bu konuyu Şeyh Ahmed Barzani’ye açıklayarak onun görüşünü ister. Şeyh Ahmed, İran’la bir anlaşmaya varmanın, sorunların barışçıl yollarla çözülebilmesinin önemli olduğunu belirtir ve Sımko’nun da güvenli bir sefer yapabilmesi için, Gerdilerin kuzey Kürdistan’daki reislerine, Mizûrilere, Herkili Xurşîd Axa’ya, Kerimxanê Xeylanî, Xoşnav ve Biradost aşiret reislerine haber göndererek Sımko’ya eşlik yapmalarını istiyor. Gerdî aşiretinde Oxuzbeg Axa, Mervan Axa ve kardeşi Hemedemin Axa, Şêr Axa ve Elî Bêşûnî Gerdî, Şêx Emer Bêrûxî, Baqî Şikûr Bêroxî, Mihemed Axayê Kelîtî ve Gerdilerin Zêt köyünden birkaç şahsiyetle birlikte Şıno’ya doğru yola düşerler. Kürd heyeti Şıno’ya vardıklarında ilk iki-üç gün yapılan iyi bir karşılamayla şüpheleri giderilmeye çalışılır ve 19.07.1930 günü gece geç saatlerde plan uygulamaya konulur. Rıza Şah adına anlaşmayı imzalama yetkisine sahip Hasan Mukadema’yı karşılamak üzere 10-15 km şehir dışına götürülen heyet, yorgun haliyle gece geç saatlerde dönüşte, İran askerlerince mevzilenen askeri karargâhta taranarak başta Sımko ve oğlu Xusro olmak üzere büyük kısmı öldürülür.[36]
Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi arşivine göre; İsmail Ağa Sımko, İranlılarla yaptığı anlaşma gereğince kendisine ve aşiretinin bir kısmına yaşam güvencesi verilerek Tebriz ya da Tahran’a yerleştirilecekti. Bu anlaşma çerçevesinde, 12 Temmuz 1930 günü yaklaşık 200 adamıyla birlikte Şıno’ya ulaştı. 18 Temmuz gecesi Şıno’daki askeri kuvvetler ile Kürdler arasında dar bir alanda çatışma başladı ve bu çatışmada Sımko birçok adamıyla birlikte öldürüldü.[37] Hamilton’un bu olayla ilgili görüşü ise şu şekildedir:
1930’un başlarında İran hükümeti Üşnu (Şıno) Eyaleti’nin valiliği önerisiyle gönderdiği bir mektupla onu yine geri çağırdı. Gelişinden ve Üşnu’da göreve başlamasından birkaç gün sonra ayını hükümetin kurduğu bir tuzakta Sımko, ona refakat eden on iki Kürd reisi ve birçok adamıyla birlikte öldürüldü.[38]
İranlı yetkililer Kürdleri korkutmak ve sindirmek amacıyla, Sımko’nun cansız bedeni Urmiye şehir merkezine götürüp halka açık bir alanda sergileyerek cesediyle birlikte fotoğraflar çekildi.
Sımko’nun öldürüldüğü dönem, tam da Ağrı’daki Kürd ulusal direnişinin kırılması için, zamanın Sovyetler Birliği yetkililerinin girişimiyle Türkiye ile İran arasında görüşmelerin olduğu, sınır değiş tokuşu için pazarlıkların yapıldığı bir zamana denk gelmiştir. Sımko’nun öldürülmesi üzerine, 14 Ağustos 1930 tarihli Vakit gazetesi İran basınından naklederek şöyle yazmıştır:
Tahran’da intişar eden ‘Şafak-ı Surh’ gazetesinin son posta ile gelen nüshasında Sımıko’nun katli münasebetile ‘fasit bir uzvun kesilmesi’ serlevhası ile bir başmakale vardır. Bu makalede deniliyor ki: Yüzbinlerce Irak halkının bedbahtlığına sebep olan meşhur sergerde ve eşkıya reisi Simko’nun itilaf edilmesine imkân hasıl olmuş bu suretle İran hududu dahilinde bulunan siyah bir leke silinmiştir. Bu adamın bütün hayatı, birçok cinayet ve şenaatlerle doludur. Herhalde bu şeririn imha edildiğini öğrenen herkes memnun olacaktır. İsmail Sımko’nun öldürülmesi İran hükümetinin asayişi ihlal eden unsurlara karşı nasıl bir siyaset takip etmekte olduğunu pek güzel göstermektedir.[39]
Cumhuriyet gazetesi ise, “Sımko Nasıl Öldürüldü” başlığıyla verdiği haberde şu ifadelere yer vermiştir:
Temmuz’un 27. Gecesi muhtelif istikametlerden piyade ve süvariden mürekkep üç kıtat askeriye gönderildi. Kendisine malik olduğu bütün silahları terk ve teslim ile hemen Tebriz'e hareket etmesi lüzumu tebliğ olundu. Fakat silahlarını teslim etmemesi üzerine gayet seri hareket eden kuvvetler kendisini kuşattılar. Vuku bulan müsademede Simko maktul düştüğü gibi maiyetinde bulunan eşkıyadan da çoğu öldürüldü. Birçok yaralı bırakmış olan bu Kürd eşkıyasının halen firarda bulunanları da takip edilmektedir.[40]
Sımko’nun İran tarafından katledilmesi olayını, Milliyet gazetesinde “Meşhur Şaki Simko da Akıbetine Kavuştu” başlığıyla duyurur. Haberin devamında, “Birçok senelerden beri hudut havalisinde birtakım cinayetler yapmakta olan maruf Kürd eşkıyasından Simko, İran kıtaatı tarafından öldürülmüş.”[41] olduğu aktarılıyor. Vakit gazetesi yaptığı ikinci bir haberde ise, “Simko’nun, “Uşnu” mevkiindeki Sadık Han maiyetindeki askerler tarafından öldürüldüğünü”[42] belirtir.
Sonuç olarak; yaklaşık yirmi beş yıl boyunca doğu Kürdistan’daki Kürd hareketine öncülük eden Sımko, elbette ki askeri güç olarak sadece Kürd aşiret kuvvetleriyle yetinmedi.
Simko, ayrıca yabancı devletlerle ittifak kurma girişiminde de bulundu. Genellikle İngilizlerle kendinden daha iyi ilişkiler içindeki Seyyid Taha veya Pizdar’dan Babekir Ağa gibi aşiret reisleri aracılığıyla, defalarca İngiliz desteği almaya çalıştı. Bunlardan pek az sonuç alabildi. Aynı zamanda, Kafkasya’da Sovyet yetkilileriyle Van’da da Kemalistlerle iletişim halindeydi. Sovyet yetkililere yazdığı bazı mektupları bilinmektedir.[43]
Simko liderliğindeki Kürd hareketinin en ciddi zaafı ise, açık bir ulusal siyasi perspektifi ve “resmi denebilecek herhangi bir örgütlenmenin yokluğuydu. Ne yandaşlarını örgütleyecek bir parti ne resmî hükümet ne de savaş konseyi, sadece Simko’nun özel ilişkilerinden oluşan bir ağ vardı.”[44]
[1] M. S. Lazarev, a.g.e., s. 93.
[2] Viladimir Minorsky & Thomas Bois, Kürd Milliyetçiliği, Örgün Yayınevi, İstanbul, 2008, s. 122.
[3] Dilşad Fırat & Dılhat Fırat, a.g.e., s. 63.
[4] Bangî Kurdistan, Jimar: 2, Duşeme 20 Zilhîce 1340 (14 Axustos 1922).
[5] Mihemed Salih Qdirî, Emerxanê Şikak, Avesta Yayınları, İstanbul, 2021, s. 17.
[6] Bangî Kurdistan, Jimar: 2, Duşeme 20 Zilhîce 1340 (14 Axustos 1922).
[7] Dr. Celîlê Celîl, Jiyana Rewşenbîrî û Sîyasî ya Kurdan (Di Dawîya Sedsala 19an û Destpêka Sedsala 20an de), Weşanên Jîna Nû, Uppsala, 1985, s. 124.
[8] Mihemed Salih Qdirî, a.g.e., s. 37.
[9] William Eagleton Jr, Komara Kurdistanê ya 1946an, Avesta Yayınları, Wergera ji Îngilizî: Fahriye Adsay, İstanbul, 2019, s. 38.
[10] Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü ile Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü, Yeni ve Yakın Çağda Kürd Hareketi, Jîna Nû Yayınları, Türkçe Birinci Baskı 1991, s. 160.
[11] https://kovarabir.com/13902/martin-van-bruinessen-20-yuzyil-basinda-turk-iran-sinirinda-bir-kurt-mutegallibe-simko-ismail-aga1/.
[12] Stefanos Yerasimos, Milletler ve Sınırlar: Balkanlar, Kafkasya ve Orta-Doğu, İletişim Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2000, s. 279.
[13] Celîlê Celîl, a.g.e., s. 134.
[14] a.g.e., s. 137, 140.
[15] Celîlê Celîl, a.g.e., s. 143.
[16] https://kovarabir.com/13902/martin-van-bruinessen-20-yuzyil-basinda-turk-iran-sinirinda-bir-kurt-mutegallibe-simko-ismail-aga1/.
[17] M. S. Lazarev, Emperyalizm ve Kürd Sorunu (1917-1923), Öz-Ge Yayınları, Ankara, s. 231.
[18] Kürd Tarihi Dergisi, Sayı: 36, 2019, s. 61.
[19] https://kovarabir.com/13902/martin-van-bruinessen-20-yuzyil-basinda-turk-iran-sinirinda-bir-kurt-mutegallibe-simko-ismail-aga1/.
[20] Suikast amaçlı bomba olayı şöyle gelişmiştir: Hicri Şaban 1337 senesinde Muhammed Hasan Mirza'nın Tebriz veliahtı Şehzade Muhammed Ali tarafından 54.000 tümenlik bir para Ermenilere gönderilip kendilerinden İsmail Han'ın öldürülmesi için bir plan yapmaları istendi. Bu Ermeniler, tatlı kutusuna benzer oldukça sağlam bir kutu yaptılar ve içine müthiş bir bomba yerleştirdiler. Bu kutu Xoy hâkimi (Sıqte Sultan) vasıtasıyla İsmail Han'a gönderildi. Kutuyu taşıyan kişi geldiği Kaniyan köyünde bulunan Kûresîn köyü halkından temiz kalpli bir Kürde şöyle dedi: "İsmail Han bu kutuyu Tebriz'den istemiştir. Ben rahatsızım, kim bunu İsmail Han'a ulaştırırsa onun yanında değer kazanacaktır. Zaten ben de bir iki gün sonra iyileştiğimde gelip size birkaç tümenlik bahşiş vereceğim.
Bu kutuyu sağlam bir şekilde Ağa'ya ulaştırın ve bana cevap verin. Bu iyi kalpli Kürd bu hileye inandı, kutuyu tam bir saf niyetle İsmail Han'ın huzuruna götürdü ve olayı kendisine arz etti. İsmail Han o sırada kardeşi ile yakın akraba ve taraftarlarından bir grup ile beraber mecliste oturuyorlardı. Bu kutunun anahtarının olmadığını görünce onu bazı araç gereçlerle açmak istediler. Fakat İsmail Han kutunun şeklinden şüphelendi ve adamlarına "Dikkat edin, bu kutuda bomba türü bir şey olmasın!" dediyse de onlar bunu önemsemediler ve kutuyu açmaya çalıştılar. İşte o sırada bomba patladı, kardeşi de içinde olmak üzere orada bulunan birçok akrabası öldü ve bir kısmı da yaralandılar. (Bangî Kurdistan, Jimar: 2, Duşeme 20 Zilhîce 1340 -14 Ağustos 1922-).
[21] Sinan Hakan, a.g.e., s. 42-43.
[22] https://kovarabir.com/13902/martin-van-bruinessen-20-yuzyil-basinda-turk-iran-sinirinda-bir-kurt-mutegallibe-simko-ismail-aga1/.
[23] Bangî Kurdistan, Jimar-3, 21ê Axustosa 1922.
[24] Sinan Hakan, a.g.e., s. 205.
[25] Kerem Serhedî, Serhildana Şêx Seîd, Zabitnameyên Dadgeha Îstiqlalê ya Şerqê, Payîz Yayınları, Diyarbakır, 2021, s. 218.
[26] https://kovarabir.com/13902/martin-van-bruinessen-20-yuzyil-basinda-turk-iran-sinirinda-bir-kurt-mutegallibe-simko-ismail-aga1/.
[27] Kürd Tarihi Dergisi, Sayı: 36, 2019, s. 62.
[28] Murat Göztoklusu, Atatürk’ün Ortadoğu Projesi Elcezire Konfederasyonu ve Özdemir Bey’in Filistin-Suriye Kuvva-i Milliyesi, Barış Kitap, İkinci Baskı, Ankara, 2013, s. 208.
[29] Salih Cemal, a.g.e., s. 414.
[30] Refik Hilmi, a.g.e., s. 95.
[31] Mihemed Salih Qdirî, Emerxanê Şikak, Avesta Yayınları, İstanbul, 2021, s. 120.
[32] Refik Hilmi, a.g.e., s. 110.
[33] Murat Göztoklusu, a.g.e., s. 214.
[34] Mihemed Salih Qdirî, a.g.e., s. 106-107.
[35]a.g.e., s. 110.
[36] Mihemed Salih Qdirî, a.g.e., s. 188-189.
[37] a.g.e., s. 196.
[38] A. M. Hamilton, Kürdistan’dan Geçen Yol, Avesta Yayınları, İstanbul, 2001, s. 172.
[39] Vakit gazetesi, 14 Ağustos 1930
[40] Cumhuriyet gazetesi, 7 Ağustos 1930.
[41] Milliyet gazetesi, 22 Temmuz 1930.
[42] Vakit gazetesi, 18 Ağustos 1930.
[43] https://kovarabir.com/wp-admin/post.php?post=13902&action=edit.
[44] https://kovarabir.com/13902/martin-van-bruinessen-20-yuzyil-basinda-turk-iran-sinirinda-bir-kurt-mutegallibe-simko-ismail-aga1/.
Kaynak: Kovara Bîr