"Sil Baştan Barış ve Kürt Meselesi: Bir Umutsuzluk Paradoksu"

Hüseyin Akıncı

İki Taşla Vurulan Kuşlar ve Çıkmaz Sokak: Kürt Sorununda "Sil Baştan" Yanılsaması

Epey zamandır, Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli’nin hamlesiyle yeniden gündeme gelen "sil baştan" yeni bir barış süreci, geniş çevrelerde hem kuşkulu bir bekleyişe hem de temkinli bir meraka yol açtı. Kuşku duyulan konu, cumhuriyetin kuruluşuyla uyumlu bir şekilde Kürt halkına karşı yürütülen sistematik baskı ve inkâr politikasının, basit bir tokalaşmayla halledilemeyeceği gerçeğiydi aslında.

Merak konusu ise şuydu: Yüzyıllık tüm baskı ve inkâr politikası, yalnızca Kürtlerin temel hak ve hukukundan mahrum kalmasıyla kalmamış, aynı zamanda Türkiye devletinin de şu ya da bu nedenle elini kolunu bağlamıştır. Dolayısıyla, yaşanan tüm badireler karşısında Türk devletinin "devlet sever" aklı devreye girip, Kürtlerle birlikte yaşama bilincine erişmiş midir? Merak edilen buydu.

Ne yazık ki, son açıklamalar bu kuşkunun haklı gerekçelerini gözler önüne seriyor. Çünkü bu çıkış bile devasa bir sorunu başka bir renge boyatıp, eski mantığın hendeklerini baz alarak Türkiye Devleti’nin üniter ve Türk milli egemenliği üzerinde inşa edilmeye çalışıldığını açıkça gösteriyor. Kaldı ki, ilk başta yapılması gereken açılımların son aşamanın sonuna bırakılması bile başlı başına bir kuşku deryasına işaret ediyor maalesef.

Bahçeli’nin, devletin yönetim biçiminin ve milletin bölünmez bütünlüğünün herhangi bir müzakere konusu yapılamayacağını vurgulaması ve süreci yalnızca "Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin cephesinden okumak lazımdır" şeklinde noktalaması, tablonun net özetidir.

Görmezden Gelinen Dinamikler ve "İki Kuş Bir Taşla" Siyaseti

Bu süreçten kısa bir süre önce, özellikle "Terörsüz Türkiye" ve "yasal çerçeve" adı altındaki adımlarla, Kürt halkının varlığıyla kangrene dönmüş hak ve hukuk sorunu bambaşka bir şekilde görücüye çıktı. İşin en ilginç yanı, baştan beri "Ben Kürt’üm" diyen tüm toplumsal dinamiklerin baypas edilerek; onlarca yıldır "Ben Kürt partisi değilim" iddiasındaki bir partinin karma seçkinleriyle bu sorunun çözülmeye çalışılması oldu. Bu durum, süreci umutla bekleyenleri de kuşkucuların safına itti.

Zannediyorum ki bu hamle, kuşkuyla yaklaşanları ve temkinli merakla bekleyenleri aynı noktada buluşturmaktan çok daha öte bir amaca hizmet ediyor. “İki kuşu bir taşla vurmak” deyimi bir kez daha doğrulanacak gibi sırıtıyor:

Birincisi: Kürt halkının direngen direncini pasifize ederek umutsuzluğa mahkûm etmek.

İkincisi: Geriye kalan süreçte, Kürtler arası siyaseti bir elli yıl daha "ben doğru, sen yanlış" kısır tartışmalarına abone etmek.

Eleştiri, Muhalefet ve Kürt Siyasetinin Çıkmazı

Oldum olası PKK’nin lojistikle hayat bulmaya çalışan ideolojisine, amaçlarından koparıldığını düşündüğüm silahlı mücadelesine, eşitlikte hiçbir maddi altyapısı olmayan "halkların bilmem ne saçmalığına" ve Kürtleri yoktan var eden bir lütufkârlıkla bakan anlayışına sempati duymadım. "Bizden olmayan herkes haindir, düşmandır ya da birinin dolaylı uşağıdır" diyen ezberlerini hiçbir zaman benimsemedim.

Ama ve lakin, eleştiri tonumu hiçbir zaman belden aşağı vuruşlara da indirgemedim. Çünkü bugünü, on yıllar öncesinden görüyor gibiydim. Birçok çevre ve dost, "Bu cenah yok olsun da ne olursa olsun" mantığına sarılıp kaldı. "Bu cenah" dediklerinin, Kürt halkının hak mücadelesinin öznesine göre yol almadığı yönündeki öngörülerinde elbette haklılık payı vardı.

Fakat şu ya da bu gerekçeyle yarım asra yakın bir zamandır Kürt toplumunun yüzde yetmişini pençesine alıp kendi lojistiklerine göre dizayn etmiş bir yapıyı; başı sonu uçuk, günübirlik hamlelerle ve Kürt halkının duygusal dünyasına endekslenmiş geçici umutlarla üst seviyeye taşımışken... Başta bahsettiğiniz bu cenaha, "Bu yapının kötü bir sonla ortadan kalkması size ne gibi bir avantaj sağlar?" diye sorulduğunda niyeyse hep sus-pus olunuyordu.

Çünkü susmaktan başka söyleyebilecekleri, elle tutulur, inandırıcı bir şeyleri yoktu. "Ağzı olan konuşur" misali laf üreten bir muhalefetin pısırıklığı sayesinde, dünya tarihinde kendi yanlışları üzerinde bu kadar çok yükselişe geçen başka bir hareket olmadı. Yarım asırdır bu cenahın bunca yanlışından kendi doğrularını çıkarıp öne süremeyenler, bu yapı ortadan kalktığında neyi ve nasıl başaracaklar, gerçekten de merak konusu!

Sıfıra Karşı Eksi Altı: Geleceğe Dair Umutsuz Bir Bakış

Welhasılkelam, yine olan bizim gibilere oldu. Bir doğruya dört yanlışla miladını dolduran PKK’nin sahadan çekilmesine sevindik evet. Ama bırakalım Bahçeli’nin ya da bir başkasının açıklamasını, biraz da biz Kürtlerden kaynaklı gerekçeli gerçeklerle gelecek yarının umudunda da bir beklentimiz yok maalesef.

Öyle görünüyorki, PKK’nin gidişiyle Kürt halkının eline geçecek kazancın miktarı sıfır elde sıfırdır. PKK’ye muhalif diğer Kürt partilerinin verdikleri umudun miktarıysa eksi altı sıfırdır.

Hüseyin Akıncı