Yaşar Bazencir
1. BÖLÜM:
Giriş: Güç Kavramının Yeniden Tanımlanması
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler literatüründe "güç", uzun yıllar boyunca yalnızca askeri kapasite, fiziki zorlama ve devletin şiddet tekelini elinde bulundurması üzerinden tanımlanmıştır. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, özellikle Gene Sharp, Peter Ackerman ve Hannah Arendt gibi kuramcıların çalışmalarıyla belirginleşen şiddet dışı eylem ve sivil itaatsizlik literatürü, gücün doğasına ilişkin ezber bozan bir yaklaşım ortaya koymuştur.
Şiddet dışı mücadele; Bu makale dizisinin ilk bölümü: Pasifist bir temenni veya eylemsizlik hali değil, aksine rasyonel hesaplamalara dayanan, toplumsal tabanı maksimum düzeyde mobilize eden asimetrik bir güç ve strateji disiplinidir.
1. Gücün Doğası: İtaat, Rıza ve Rejimin Sütunları
Klasik otokratik veya otoriter devlet kuramları egemenliği yukarıdan aşağıya işleyen hiyerarşik bir piramit olarak görür. Bütüncül yapılar, güçlerinin tek kaynağının ellerinde tuttukları baskı aygıtları (ordu, polis, yargı, bürokrasi) olduğuna inanırlar.
Şiddet dışı mücadele teorisinin temel hareket noktası ise şudur: Siyasi güç tek taraflı değil, karşılıklı bir ilişki biçimidir.
İtaate Dayalı Egemenlik: En otoriter rejim dahi varlığını, yönetilenlerin gösterdiği rıza, kabullenme, itaat ve iş birliğine borçludur.
Rejimin Sütunları (Pillars of Support): Bürokrasi, kolluk kuvvetleri, sermaye grupları, yargı, medya ve dini/akademik kurumlar rejimi ayakta tutan ana taşıyıcı sütunlardır. Yönetilenler sivil itaatsizlik, grev ve boykotlarla bu sütunlara sağladıkları desteği ve iş birliğini çektiğinde, baskı aygıtı boşa düşer ve sistem işlevsizleşir.
Sivil itaatsiz,sadece bir ilke veya durum değildir; onun gövdesini oluşturan şey ittatsiz eylemlerin kendisidir. Sıradan bir protesto rejime duyulan rahatsızlığı dile getirirken; itaatsiz eylem, rejimin haksız bulduğu kanununu, yasağını veya idari otoritesini fiilen tanımamaktır.
Örneğin: Anadilde eğitimi talep etmek bir söylemdir,resmi yasağa rağmen kendi imkanlarıyla anadilde okul, kreş veya kurumlar açıp eğitime ve çalışmaya başlamak,yerel yönetimlerdeki idari işleri anadilde başlatmak bir itaatsiz eylemdir.
Sivil itaatsizliğin temelindeki “itaatsiz eylemler”gücünü yasallıktan (mevcut kanunlardan) değil,ahlaki ve vicdani meşrutiyetten alır. Rejimin koyduğu yasa adil değilse,o yasaya uymamak pasif bir suç değil,aktif bir demokratik haktır. Bu ayrım karşı tarafın size “kanunsuz” yaftasını vurmasını engeller.Aksine kanunun kendisini sorgulatır.
Yasa dışı ile vicdani meşruiyet arasındaki çizgide yürüyen bu eylemsellik, otoriter sistemlerin en çok çekindiği dinamiktir. Çünkü silahlı bir tehdidi güvenlik aygıtlarıyla bastırmak kolaydır; ancak “vicdani meşruiyete dayanan toplumsal bir itaatsizliği bastıracak bir kelepçe henüz icat edilmemiştir."
Baskı aygıtının Etkisizleştirilmesi: otoriter rejimler herkesi tutuklayabilir veya cezalandırabilir.Ancak kitlelerin aynı anda itaatsiz eyleme geçmesini yönetemez.İtaatsiz eylemler kitleselleştiğinde (örneğin kepenk kapatma,vergi boykotu idari kararları topluca uygulamama),devletin mahkemeleri,hapishaneleri ve kolluk küvetleri kapasite aşımına uğrar ve mekanizma kilitlenebilir.
Uluslararası Literatürde bu süreç üç ana basamakta örgütlenir
Şiddet dışı Eylemin metedolojisi: Kamuoyunda sıklıkla yapılan yanılgı, şiddet dışı eylemleri yalnızca kendiliğinden gelişen,plansız “sokak protestoları”olarak görmektedir.oysa uluslararası literatürde şiddet dışı mücadele üç kademeli bir stratejik planlamaya dayanır:
1. İkna ve Sembolik Protestolar: Bildiri dağıtımı, sembolik yürüyüşler, sanatsal/dijital eylemler ve kitle iletişim araçlarıyla kamuoyu yaratılması.
2. İtaatsiz Eylemler ve İş Birliğini Kesme: İktisadi boykotlar, genel grevler, idari kararları yavaşlatma ve kanunsuz buyruklara uymama gibi sistemin çarklarını durduran fiili adımlar.
3. Sivil Müdahale ve Alternatif Kurumsallaşma: Siyasi yapıyı fiilen kilitleyen ve toplumun kendi dayanışma, yönetim ve hizmet ağlarını inşa ettiği en ileri aşama.
3. Asimetrik Mücadelede Şiddet Dışı Yöntemlerin Stratejik Üstünlükleri
Devlet dışı aktörler ve hak arayışındaki toplumsal kesimler açısından şiddet dışı stratejilerin sağladığı temel avantajlar şunlardır:
"Güvenlikleştirme" Paradoksunu Boşa Çıkarma: Otoriter rejimler en çok silahlı ve güvenlik odaklı sahada güçlüdür. Karşıt bir hareket şiddete başvurduğunda, rejim bunu kendi varlık gerekçesini meşrulaştırmak için kullanır ve tüm baskı aygıtlarını "kamu düzeni" söylemiyle devreye sokar. İtaatsiz eylemler ise rejimin bu güvenlikçi söylemini elinden alır; rejimi orantısız güç kullanan "meşruiyetsiz bir odak" konumuna düşürür.
Kitleleşme ve Toplumsal Katılım: Silahlı mücadele biçimleri doğası gereği nüfusun sadece küçük ve militan bir kesimini aktör kılabilir. Şiddet dışı eylem metotları ise kadınların gençlerin, yaşlıların, akademisyenlerin ve bütün toplumsal kesimlerin —kısacası toplumun %100'ünün— sürece katılımına imkân tanır.
Uluslararası Meşruiyet: Küresel siyaset çağında uluslararası desteğin ve insan hakları zeminindeki meşruiyetin önemi büyüktür. Şiddet dışı yöntemler, dış kamuoyu ve uluslararası kurumlar nezdinde destek bulmaya son derece elverişlidir
Devam edecek. 2. BÖLÜM: Ortadoğu Jeopolitiği, Bölgesel Şiddet ve Kürtler İçin Stratejik Seçenekler