Seyid Rıza‘nın Atatürk’e ahı!.. “Ciğerine yağlı kurşun işliye!..“

Abuzer Bali Han

 

 

 

Dersim’de Singeç köprüsü açılışında Atatürk’ün vurulduğu efsane değil, halkın duygularında gerçek bir tarihi izdüşümü!.. Zira köprü açılışında çekilen Atatürk‘ün fotoğrafı, O’nun son fotoğraflarından biri oldu! Pir Seyid Rıza’nın bir gece öncesi Atatürk‘ün:“Götürün, bunu hemen asın!..“ emrine Pir Seyid Rıza’nın:“Senin de ciğerine yağlı kurşun işlesin!..“ beduası O’nu astıran Atatük’e  bir gün sonra Singeç Köprüsü’nü açarken yakasına yapışarak, ciğerine bir yağlı kurşun işlendi!..

Türkiye Cumhuriyeti kurulalı aradan 100 yıldan fazla zaman geçti! Halen arşivlerde kalan önemli bilgiler gizli tutulmaktadır. Zaman dondurulmuş gibi! Olaylar ise dün yapılmış gibi halen capcanlı!.. Türkiye‘de sanki yüzyıl geçmemiş gibi demokrasi ve insan hakları hususunda halen her şey sanki yerinde saymakta!.. Hatta bazı konularda zaman geriye işlemiş gibi!..

Cumhuriyet kurulalı aradan bunca zaman geçti! Sorunlar da dondurulmuş gibi!.. Demokrasi denen sihirli değnek bir görünüyor, bir kayboluyor!.. Geçen yıl Dersim’de bir araştırma gezisini yapmıştım! Daha önceki yazılarımda uzun uzadıya Mustafa Kemal Paşa’nın Osmanlı ordusunda iken, Doğu Anadolu diye bahsedilen Kürdistan’da ve Ermenilerin yoğun olduğu Doğu Anadolu’da görevli olduğu dönemlerde ve cumhuriyet ile başlayan „Dersim Meselesi“nin hem yıkılış organizatörü, hem de bölgeyi uzun süre insansızlaştıran bir kişi olarak adı tarihe geçti! Siz bakmayın Dersim’in bugünkü suskunluğuna!..

Dersim bölgesindeki asimilasyon süresince doğan çocukların adının Mustafa, Mustafa Kemal, İsmet veya Fevzi olmasının çoğunluğuna! Eğitim öyle bir şey ki değil insanı, hayvanı bile sahibine bağlı, sadık bir canlı yapar!..

Günümüzde hiç bir yurtsever Dersimli, Dersimlilere tarihte yapılanları unutmaz!..Çünkü  Dersim’de yapılan katliamlar çağdışıydı! O gün de, bu gün gibi askerlere izcilik yapan bazı Dersimlilerin bugünkü nesilleri de tarih boyunca hep yerli işbirlikçi ve ihanetçi olarak var oldular! Onlar bundan sonra da var olacaklar!.. Önemli olan bu tiplerin Dersim’de gün geçtikçe sayılarının azaltılmasına katkı sunmak! Genel kanı Dersimlilerin ölüm pahasına da olsa Dersim’i istila edenlere karşı kahramanca direnişleridir! Savaşan güçler arasındaki dengesizlik, Dersim halkını mağlup etmiştir! Hiç bir yerden yardım alamıyan Dersim Halkı ve savaşçıları sonunda yenilmişler. Kalan Dersimliler de Türkiye’nin dört bir yanına birer, ikişer aile olmak üzere kara vagonlara bindirilerek trenlerle sürgüne gönderilmiş!..

Dersim tertelesinde Mustafa Kemal Paşa’nın Pir Seyit Rıza ile birkaç kez buluşması sözlü kaynaklardan oluşuyordu! Bu buluşmaların bazı kaynaklarda kesin olmasa da hem Kürt kaynaklarında, hem de Türk resmi belgelerinde üçüncü buluşmaları kesindir! Resmi kaynaklar bu son buluşmayı da halen inkar etmeye çalışsalar da, olay anında görevle orada bu işi organize eden istihbaratçı ve sonraları da Dışişleri Bakanı olarak görev yapan İhsan Sabri Çağlayangil‘in hem yazılı anılarında, hem de sözlü olarak bir çok kişiye olayın tanığı sıfatiyle bu yazılanların doğruluğunu bizat kendisinin anlatmış olmasıdır! Aşağda verilen resmi belge ve bir bakanın itirafları, olayların görgü tanığı olarak Dersim’i anlatması artık resmileşmiştir!.. Dersim bir kez yerle bir edilmiş, yakılıp yıkılarak, sonra da yasak bölge olarak insansızlaştırılarak boşaltılmıştı!..

Gerçi bazı resmi kaynaklarda Atatürk’ün Seyid Rıza ile bu üçüncü ve son buluyşmayı da muğlaklaştırıp, üstünü örtme çabaları halen devam etse de „Güneş balçıkla sıvanamaz!“ misali adı geçen bölge halen özgürlük ve demokrasi bekliyor!..

Yani demokrasi yok mu? diye sorarsanız vardır diyelim! Adın yasaksa, konuştuğun dil yasaksa, halen en zirve tepelarde karakollar seni gözetliyor, halkının çoğu göç etmek zorunda bırakılmış ise, böylesi bir demokrasiyi istiyenler yaşasınlar! Mesele sadece bir Dersim değil ki?!. Hani Türkiye’nin sınırları açsalar, günümüzde yurtdışına kaçanların birkaç misli daha fazla insanımız memleketini terk edecekler!..

Dersim ve Pir Seyid Rıza gerçeğine tekrar yine dönersek, O’nun Atatürk ile buluşması devlet arşivlerindeki belgelerle sabittir! Bu konunun kesin olduğunu, o dönemin adıyla istihbarat kaynağına dayandırarak bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum!  (1). Adı geçen MAH raporunu yayınlayan gazete devletin yakın yayın organlarından biri olduğu için bence kaynak tamamen doğrudur! Ayrıca da sözlü anlatımlarla da olay çakışıyor! Zaten yayınlanan rapora da resmi kanallarda bir yalanlama da olmadı!..

Raporun gazetede yayınlandığı döneme rast gelen rn önemli devlet ve hükümet yetkilileri hem „Tunceli“ adının değiştirilerek tekrar „Dersim“, hem de Tunceli Ünüversitesi’nin adını da „Dersim Üniversitesi“ yapacaklardı! Gerçi „Tunceli Ünüversitesi“nin adı „Munzur Üniversitesi“ yapıldı! „Dersim“ adı üzerindeki yasak ise halen sürdürülmektedir!.. Bu yasak sürdürülse de „Dersim“ adı hep yöre halkı arasında „Dersim“ olarak zaten kullanılıyor!..

Devletin Kürt önderlerini asarak, cenazelerini de yakarak mezarsız bırakması ise insani duyguların dışında kalan bir uygulamadır! Önümüzdeki dönemde araştırmacıların Pir Seyid Rıza, Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarının yakılış yerlerini gerçek araştırıcı olan Türk gazetecilerinin de işbirliğiyle aydınlatılması demokratik süreci de olumlu olarak etkiler!..

Pir Seyid Rıza, Elazığ’da 15 Kasım 1937 tarihinde Buğday Meydanı'nda gece yarısı jiplerin farları ışığında infaz edildiğinin ertesi günü, 16 Kasım 1937’de Pertek’te Singeç Köprüsü’nü açılış olayını bile bazı kaynaklar olmamış gibi göstermekteler! Hani bir halk deyimi var! Denilir ki:“Halep burda değilse, arşın burdadır!“ Halbuki bu tarihi olayı Atatürk, bizat kendisi fotoğrafının alınmasını istemiş!.. Yanında da Ermeni asıllı üvey kızı Sabiha Gökçen’in de fotoğrafta görüntülemesini Atatürk istemiş!.. Sabiha Gökçen ilk Türk savaş pilotu olarak Faşist Hitler rejiminden alınan zehirli gaz bombalarını Dersim’de mağaralarda saklanan sivil halkın üzerine atarak, çoluk, çocuk, kadın, ihtiyar demeden öldüren bir savaş suçlusuydu!..

Fotoğrafı belgeleştiren de bizat Atatürk’ün kendisidir! Birlikte fotoğraf çektirmeyi istiyen de kendisidir! Bunun sebebini soran kızına da Atatürk, gazetecilerin eşliğinde: “Kızım, asiler bir köprü yakarak isyan başlattılar!.. Ben de bir sigara yakarak bitiriyorum.” der!.. (3)

 

 

Mustafa Kemal Atatürk SİNGEÇ KÖPRÜSÜNÜ AÇARKEN

VURULMADAN BİRKAÇ DAKİKA ÖNCESİ !..

(Atatürk’ün sağında Sabiha Gökçen, solunda Başbakan Celal Bayar ve ayaktaki o dönemin İçişleri Bakanı ve CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya!..)

 

Bugüne kadar o adı geçen „Singeç Köprüsü“nü birkaç defa görmek istedim! Eski köprünün yerini bugünkü Keban Barajı suları kaplamış! Baraj sularının birkaç yüz metre üst tarafında yeni bir modern köprü inşa edilmiş! Sonbahar ve ilkbahar aylarında yağmur ve eriyen kar suları dere yatağında bir nehir kadar suyun akıp Keban Barajı’na dökülür!.. Baraj suları altında kalan köprüye „Singeç“ adını veren de Atatürk’ün kendisiymiş!.. Çoşkun su yatağında eski köprü, birbirine yakın olan iki kayalık dar bir boğazda yapılmış! Atatürk, baraj suyu altında kalan o eski köprüye „Soyungeç“ demişse de, sonradan bu adı „Singeç“ olarak kısaltılmış şekli ile bugüne kadar kullanıla gelir!..

Bazı kaynaklar Atatürk’ün 17 Kasım 1937'de Dersim'de (Tunceli) Singeç Köprüsü’nün açılışını yaptığını yazmışsalar da bu tarihler saptırılan tarihlerdir. Atatürk’ün bölgede kaldığı tüm tarihlerde bilinerek yanlışlar yapılmıştır! Örneğin: İhsan Sabri Çağlayangil’in tanıklık ettiği idam gecesini, ogünkü resmi gazeteler O’nun Maden‘de bir fabrika açılışını yaparken gösterirler! Seyid Rıza’nın asıldığı gece eski dışişleri bakanı İhsan Sabri Çağlayangil‘in anlatımıyla Atatürk ile Pir Seyid Rıza istasyonda bekletilen beyaz özel trende görevli olarak bizat gece yarısına doğru onları görüştürdüklerini hem anılarında, hem de şifahi konuşmalarında söyliyerek tarihe önemli bir not düşürmüştür!.. Bu not olmasaydı, kim bilir bu tarihi olayda yalanlarla unutulup giderdi!..

Diğer yanda bir çok olayda Atatürk’ün dediğim dedik misali „Hep ben!“ tavırlarıyla O‘nun çok kindar olduğu söylenir!.. Mecilis çalışmalarında da bu kindarlık gözükür! Kendisine rakip olan mebusları ya susturmuş, ya da bazılarını Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey gibi, 27 Mart 1923 tarihinde kendi muhafız alayı komutanı Topal Osman (Osman Ağa) tarafından boğdurtarak öldürtmüştür! Sonraları Topal Osmanı da 2 Nisan 1923 gecesi, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı komutanı Albay İsmail Hakkı Tekçe komutasındaki askerler tarafından Çankaya sırtlarında „Papazınbağı“ndaki evinde kuşatılmış, çatışma sonucu yaralı ele geçirilmiş, ancak hastaneye götürülürken yolda başı kesilerek öldürülmüştü! Meslis kararıyla asılma cezasına çartptırılan Topal Osman’ın başı olmadığından dolayı ip ayağına bağlanarak meclis önünde idamı da böylece gerçekleştirilmişti!.. Kısacası Atatürk kafasına yerleştirdiğini yapanlardandı!

Pir Seyid Rıza ile ayni hapiste yatan ve ölüm cezasına çarptırılan, İstiklal Madalyası sahibi olduğundan cezası ömür boyu hapise çevrilen Cebrail Ağa’nın çevresine anlatımıyla, Pir Seyid Rıza gece yarısı jiplerin farlarıyla aydınlatılan hapishane meydanında pencereden asılmayı seyrederken:“Seyid Rıza’nın daha ip boynuna geçirilmeden birkaç adım ilerliyerk „Zürrekar! Yine mi sen?!.“ dediğini anılarında sözlü olarak anlatmış!.. Bir rivayete göre tebdili kiyafet yapan Atatük, asılma sahnesini görerek daha da rahatlanmak istemiş!.. Pir Seyid Riza asılmadan önce olay yerinden koşarak ayrılan siyah elbiseler içinde bir kişinin kimliği halen tartışmalı olarak söylenile gelir!.. Cebrail Ağa’ya göre olay anında oradan kaçan kişinin Seyid Rıza’yı astıran kişi olduğu söylenir!..

Singeç Köprüsü'nün açılışında Atatürk'ün vurulduğu bilgisi de resmi kayıtlarda yer almayan bir söylentiden ibarettir!... Olayın gerçekliğini saptıran kaynaklarda ise açılışın Seyid Rıza'nın idamından iki gün sonra gerçekleştiğini saptırarak yazarlar!..

Yörede konuşulanlara bakıldığında Atatürk’ün bölgeye olan kini ve öfkesi, köprü açılışında yakasına yapışmış!.. Dersimliler, Atatürk, şayet Dersim’e gelirse Cebrail Ağa ve fedaileri O’nu yok etmeye daha önceleri yemin ederek, söz vermişler! Köprü açılışında Cebrail Ağa, Elazığ’da hapishanede iken O’nun dışarda kalan silahşörlerinden biri olan „Nişancı Süleyman“ tarafından vurulduğu söylentisi dilden dile halk arasında hep söylene gelir!.. Bu söylentiyi geçen yıl Afat Müdürlüğü‘nden emekli olan birinin deyişine göre, Süleyman ölmeden önce kendisiyle konuştuğunu ve olayı doğruladığını bana anlatmıştı!.. Bu olay da aynen asılma olayı gibi bir gün, gün ışığına çıkarsa hiç şaşılmasın!..

Hemen hemen her resmi açılışta, her yerde poz veren Atatürk, O’nun en son fotoğrafı bu köprü görünümlerinden sonra pek de O’nun canlı fotoğrafına rastlanılmaz! Bölgeden alelacele tören ekibinin Pertek’e uğramadan nasıl hızlıca bölgeden çekildiğini, Elazığ, Malatya ve Sıvas’tan geliş yönünün tersine, dönüş güzergahını değiştiren ekibin bu sefer Elazığ, Malatya ve Adana’ya beyaz özel trenin yön değiştirmesi, O’nun vurulduğuna dair şüpheleri daha da artırmıştı! Adana’dan kara yoluyla Antalya’ya ve oradan da deniz yolu ile İstanbul‘a götürülüşü neredeyse uzun bir zamanı içerir! Bu süre içinde doktorların gemide yarasına müdahele ettikleri anlatılır!.. Halen bir muamma olarak arşivlerde bu olaylar saklı tutulur! Atatürk’ü ölüme götüren fazla içkiden oluşan şiroz hastalığı değil, Pertek‘te karaçiğerine isabet eden yağlı bir kurşunla vurulması ve İstanbul’da hastahanede bir yıla yakın yatalak olarak yatması ve 10 Kasım 1938 tarihinde perşembe sabahı saat 09.05 geçe Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini kapaması, bir devrin de sonunu getirmişti!..

O günden bu yana Dersim halkı Atatürk tarafından yapılan zülmü kanayan bir yara gibi, O’nun ölüm yıldönümünde her yıl yaptıklarıyla yad ederler!.. 16 Kasım 1937'de Dersim'de (Tunceli) Singeç Köprüsü'nün açılışında Atatürk'ün vurulduğu bilgisi resmi kayıtlarda yer almayan bir söylenti olsa da, Seyit Rıza'nın idamından bir gün sonra Atatürk’ün köprünün açılış haberi gerçeği yansıtmaktadır!..

 

           Kaynak: rûpela nû

1.Seyid Rıza ile Atatürk’ün üçüncü son buluşması, tarihi buluşma olayının devletin resmi yazışması ile şöyle: Milli Amele Hizmetleri, MAH’ın istihbarat raporu!

2. ( Bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı) Başkanlığına / Ankara. (Adı geçen bu teşkilat Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak'ın emriyle, devletin emniyet ve müdafaası için gizli olarak kurulan yapı! Milli Emniyet Hizmeti Riyâseti (MAH), 1926-1965 yılları arasında faaliyet gösteren ve bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) temelini oluşturan, Başbakanlığa bağlı kurulan Türk istihbarat teşkilatıdır. MAH raporları, cumhuriyetin erken dönemlerine ait stratejik istihbarat belgelerini içerir ve günümüzde Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesinde saklıdır!..) Bu belgeyi ilk kez Yeni Şafak Gazetesi’nde İbrahim Karagül yuayınladı! bak. İbrahim Karagül bütün yazı arşişvleri, Yeni Şafak…

3.Dersim’de iki halk kahramanı; Seyid Rıza- Cebrail Ağa, Rûpela nû, - Abuzer     Bali Han

4. Suat Akgül, Van Özalp Olaylarının İç Yüzü, s.113

5. Dersim Önderi Pir Seyid Rıza Ölümsüzdür, Rûpela nû, 15.11. 2023. A. Bali      

6. Seyid Rıza ile Atatürk’ün üçüncü son buluşması (4) – Rûpela nû, Abuzer Bali

 

                   8 Mayıs 2026

      Abuzer Bali Han

   -Araştırmacı Yazar-

  1.  Tarihi olayın devletin Resmi yazışması ise şöyle: Milli Amele Hizmetleri, MAH Başkanlığına / Ankara

Milli Amele Hizmetleri bugünkü (Milli İstihbarat Teşkilatı’nın eski adı) -Hususi-

Yeni Şafak: İşte idamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma, 20 Nisan 2015