Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Genel Başkanı Mustafa Özçelik:
‘’Tek devlet, tek millet’’ ile ‘’ulus devlete karşıyız, demokratik ulus’’ aynı anlayışın iki farklı söylemidir
İki yıldır, Türkiye Devleti’nin ‘’Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’’; Öcalan, PKK, DEM Parti’nin ‘’Barış ve Demokratik Toplum’’, bazı kesimlerin de ‘’Çözüm Süreci’’ olarak tanımladığı bir ‘’süreç’’ten bahs edilmektedir.
Biz bu iki yıllık süreçte, PKK’nin silah bırakma kararının, Kürtlere zarar veren bir duruma son verilmesi anlamında doğru bir karar olarak değerlendirdik. Ama, bugüne kadar yapılan açıklamaları, sergilenen tutumları, hazırlanan raporları ve çıkarılan yasaları göz önünde bulundurarak, bu ‘’süreci’’, oyalama, öteleme, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini yok sayma, engelleme süreci olarak değerlendirdik.
Gerek Türkiye Devleti yetkililerinin, özellikle son dönemlerde daha yoğun bir şekilde gündemleştirdikleri ‘’Tek Devlet, Tek Millet’’ paradigmasının; gerekse Öcalan, PKK, DEM Parti yöneticilerinin Türkiye Devleti’nin bu söylemlerini destekleyici nitelikteki “demokratik ulus”, “ulus devlete karşıyız” söylemlerinin gerçekte ne anlama geldikleri ve bunun Kürt milleti açısından ne tür tehlikeler içerdiği konusuna daha bir dikkat çekmek ihtiyacından dolayı bu konudaki bazı görüş ve önerilerimizi tekrar dile getirmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Türk Devleti, 100 yılı aşkın bir süredir, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla “tek millet, tek devlet” anlayışını uygulamakta; Kürt milletinin varlığını yok saymaya, onu inkâr etmeye ve kolektif hak ve özgürlüklerini, kendi kendini yönetme hakkını engellemeye çalışmaktadır. Öte yandan Öcalan, PKK ve DEM Parti yöneticileri de “demokratik ulus” ve “ulus devlete karşıyız” söylemlerini gündemleştirmektedir. Bize göre bu iki yaklaşım, farklı söylemlerle ifade edilseler de özünde Kürt milletinin ayrı bir millet olarak varlığını ve diğer milletler gibi kendi geleceğini belirleme, kendisini yönetme hakkını göz ardı eden bir anlayışta buluşmaktadır.
Türk Devleti, Kürt milleti ve diğer tüm etnik grupları ‘’Türk Milleti’’ adı altında eriterek, yok etmeyi hedefleyerek ‘’tek millet’’ten söz ederken; ‘’Tek devlet’’ derken de, Kürt milletinin, Kürdistan’da birlikte yaşadığı tüm etnik kesimlerle birlikte kendi ülkesinde siyasi, mili, coğrafik bir statü ile kendilerini yönetmelerini engellemeyi kast ettiği açıktır.
Öcalan’ın “demokratik ulus” anlayışını; “entegrasyon”, “komünal sistem”, “eşit vatandaşlık”, “demokratik cumhuriyet” ve “ortak vatan” önermeleri ve ‘’Kürtler çöplük toplumudur’’, ‘’Kürtçe işlevsiz bir dildir’’ söylemleriyle birlikte değerlendirdiğimizde, burada kendi içinde demokrasiyi benimsemiş, demokratik değerleri özümsemiş bir Kürt ulusundan bahsedilmediği açık bir şekilde görülmektedir. Bizim değerlendirmemize göre, Türkiye’de yaşayan farklı millet ve halkların tek bir ‘’ulus’’, tek bir siyasal ve toplumsal yapı içerisinde birleştirilmesini öngören bu yaklaşım, Türk Devleti’nin “tek millet” paradigmasının farklı bir söylemle yeniden üretilmesi anlamına gelmektedir.
Aynı şekilde, Öcalan’ın “ulus devlete karşıyız” söylemini de yukarıda dile getirdiğimiz diğer önerileriyle birlikte ele aldığımızda, bu karşı çıkışın yalnızca Kürt milletinin kendi ulus devletini kurmasına yönelik bir itirazla sınırlı olmadığını düşünüyoruz. Bu yaklaşım, Kürtlerin Kürdistan’da birlikte yaşadıkları diğer halk ve etnik gruplarla eşitlik temelinde ortak bir siyasi statü oluşturma seçeneklerini de dışlayan bir sonuç doğurmaktadır. Nitekim Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihli bildirgesinde bu yaklaşımını şu sözlerle ifade etmiştir:
“Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.”
Bu ifadeyle Öcalan, yalnızca Kürdistan’ın siyasi statüsüne ilişkin talepleri değil, kültürel haklara dayalı çözüm önerilerini de tarihsel toplum sosyolojisine cevap vermeyen seçenekler olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla söz konusu yaklaşımın, Kürt milletinin ulusal varlığının tanınması ve kolektif haklarının güvence altına alınması bakımından ne tür tehlikeler ve ciddi sonuçlar doğuracağı ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Dünyada, birlikte yaşadıkları diğer millet ve etnik grupları yok sayan, onları egemen millet içerisinde eritmeye çalışan, tek bir egemen milletin üstünlüğüne dayalı otoriter ve ayrımcı devletler bulunduğu gibi; birlikte yaşayan millet ve halkların birbirlerinin varlıklarını ve haklarını tanıdığı, ortak iradelerini esas alan, eşitlik temelinde örgütlenmiş federal ve demokratik devletler de bulunmaktadır. Dolayısıyla farklı milletlerin bir arada yaşaması, onların ayrı kimliklerinin, kolektif haklarının ve siyasi iradelerinin ortadan kaldırılmasını gerektirmez.
Kürt milleti, binlerce yıldır üzerinde yaşadığı Kürdistan adlı coğrafyada, yaklaşık 70 milyona yakın nüfusuyla, dört devlet arasında bölünmüş bir millet olarak varlığını sürdürmektedir. Kürdistan’ın parçalanmışlığı, Kürt milletinin kendi kaderini tayin etme ve kendi kendini yönetme hakkının önündeki temel sorunlardan biridir. Kuzey Kürdistan da bu gerçekliğin bir parçasıdır.
Biz, Kürt milletinin ve Kürdistan’ın varlığını esas alan, Kürt milletinin kendi geleceğini belirleme hakkını içeren bir siyasi, millî ve coğrafi statüyü çözüm olarak öneriyor ve hedefliyoruz. Bu statünün, Kürdistan’da Kürt milletiyle birlikte yaşayan bütün diğer etnik kesimlerin, din ve mezheplerin ve farklı toplumsal kesimlerin ortak iradesinin ürünü olması gerektiğine inanıyoruz. Hedeflediğimiz yönetim biçimi; kendi içinde demokrasi, özgürlük ve adalet değerlerini özümseyen, farklı kimliklerin varlığını ve haklarını güvence altına alan, eşitlik temelinde şekillenmiş bir yönetim olmalıdır.
Bu stratejik hedefimizle birlikte, bugün gündeme getirilmesi ve elde edilmesi için mücadele edilmesi gereken aşağıdaki temel, acil, milli, demokratik ve kolektif hak ve özgürlükleri de aynı stratejik amacın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz:
--Kürt milletinin ayrı bir millet olarak varlığı tanınmalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır.
--Kürtçe anadilde eğitim hakkı güvence altına alınmalı, Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmelidir.
--Düşünce, ifade ve inanç özgürlükleri ile bu temelde serbestçe örgütlenme hakkı anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
--Kürdistan adını taşıyan siyasi partilerin ve sivil toplum kurumlarının kurulmasının önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılmalıdır.
--Siyasi, demokratik ve sivil faaliyetlerinden, düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde bulunanlar koşulsuz serbest bırakılmalı; bu gerekçelerle açılmış davalar düşürülmelidir.
--Bölge, şehir, kasaba ve köylerin Kürtçe isimlerinin kullanılmasının önündeki bütün yasal ve fiilî engellere son verilmelidir.
--Tarihi Kürt şahsiyetlerinin mezar yerleri açıklanmalıdır.
--Türkiye Devleti, imzalamış olduğu uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmelidir.
Kürt, Kürdistan sorunun çözümünde, barışçıl, siyasal yol, yöntem ve araçların, diyalogun esas alınması perspektifini, son iki yıldaki ‘’yeni sürec’’e endekslemeden, yıllardır zaten savunduk, şimdi de savunuyoruz.
Türk Devleti’ni, 100 yılı aşkın bir süredir sürdürülen ve Kürt milletinin varlığını, kimliğini ve kolektif haklarını inkâr eden yanlış politikaları, bugün kapalı kapılar ardında farklı söylem, yol ve yöntemlerle sürdürmeyi amaçlayan yaklaşım ve tutumlarına son vermeye çağırıyoruz. Kürt ve Kürdistan sorununun ertelenmesine, toplumun oyalanmasına ve temel taleplerin karşılıksız bırakılmasına dayanan siyaset anlayışından vazgeçilmelidir. Siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları ve akil insanlarıyla Kürdistan halkının en geniş kesimleri, Kürt, Kürdistan sorunun çözümünün muhatabıdırlar.
Öcalan’ı, PKK’yi ve DEM Parti’yi de Türk Devleti’nin sorunu daha karmaşık hâle getiren ve çözümsüzlüğü derinleştiren politikalarına destek vermekten, Kürt milletinin milli, demokratik değer ve haklarını yok sayan siyaset ve tutumlardan vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürt milletinin varlığını, kendi geleceğini belirleme hakkını ve kolektif ulusal haklarını esas almayan yaklaşımların kalıcı bir çözüme hizmet etmeyeceği artık aşikardır.
Tüm Kürt partilerini, gruplarını ve siyasi çevrelerini; Kürt sivil toplum kuruluşlarını, akil insanları, DEM Parti’nin yurtsever potansiyelini ve halkımızı, Kürt milletinin varlığını ve onun millî, siyasi, demokratik ve kolektif hak ve özgürlüklerini yok sayan, bu hakların kullanılmasını engelleyen amaç ve sonuçlar doğuran kapalı kapılar ardındaki görüşme ve siyasetlere karşı ortak bir tutum geliştirmeye çağırıyoruz.
Kürt milletinin ulusal varlığını ve haklarını esas alan ortak bir milli iradenin oluşturulması için güçlerimizi birleştirmeli; inkâra, yok saymaya ve haklarımızın ertelenmesine dayalı her türlü yaklaşım karşısında ortak bir tutumla “Hayır” demeliyiz.
22.10.2026
__________________________________________________________________
Serokê Giştî yê Partîya Welatparêzên Kurdistanê (PWK) Mustafa Ozçelîk:
‘’Yek dewlet, yek milet’’ û gotina ‘’neteweyê demokratik û em li dijî netewe dewletê ne’’, eynê tişte!
Eve du sal in, behsa ‘’pêvajoyekê’’ tê kirin ku ji alîyê Dewleta Tirkîyeyê ve wekî ‘’Tirkîyeya Bêteror, Herêma Bêteror’’; ji alîyê Öcalan, PKK û Partîya DEMê ve wekî ‘’Aştî û Civaka Demokratîk’’, û ji aliyê hin dorhêlan ve jî wekî ‘’Pêvajoya Çareseriyê’’ tê pênasekirin.
Me di vê dema du salî de, biryara PKKê ya danîna çekan, bi wateya bidawîanîna rewşeke ku zirarê dide kurdan, wekî biryareke rast nirxand.
Lê belê, gava ku em daxuyanîyên ku heta roja îro hatine dayîn, helwestên ku hatine nîşandan, raporên ku hatine amadekirin û qanûnên ku hatine derxistin didin ber çavan, me ev ‘’pêvajo’’ wekî pêvajoyeke mijûlkirinê, paşguhkirinê, tunehesibandin û astengkirina maf û azadiyên kurdan nirxand.
Rayedarên Dewleta Tirkîyeyê, bi taybetî di van demên dawî de bi awayekî berfirehtir careke din paradîgmaya ‘’Yek Dewlet, Yek Milet’’ tînin rojevê.
Ocalan, PKK û Partîya DEMê jî bi gotinên wekî “neteweyê demokratîk”, “em li dijî dewleta netewe ne” piştgirîyê didin van gotinên Dewleta Tirkiyeyê.
Em di wê bawerîyê de ne careke din jî pêwîstî bi wê yeke heye ku em balê bikşînîn xeterîya van gotin û nêrîn rayedarên Dewleta Tirkîyeyê û Ocalan.
Dewleta Tirk, ji 100 salî zêdetire bi înkar, îmha û asîmîlasyonê hişmendîya ''yek dewlet, yek milet”ê pêk tîne; hewl dide ku miletê kurd tune bike, tunebihesibîne û rê li ber hemû maf û azadiyên wê yên kollektîf û mafê wê yê xwe birêvebirinê bigre.
Ocalan, PKK û rêvebirên Partîya DEMê jî têgihîştina ''neteweya demokratîk'' û ‘’em li dijî netewe dewletê ne’’ dixin rojevê. Têgihîştin û zihnîyete ‘’neteweya demokratîk’’ û ‘’em li dijî netewe dewletê ne’’, di eslê xwe de têgihîştineke ku hebûna kurdan a wekî netewe û mîna hemû neteweyên cîhanê mafê xwebirêvebirinê tune dihesibîne.
Dewleta Tirk dema ku behsa ‘’yek milet’’ dike, armanc ew e ku miletê kurd û hemû pêkhateyên din ên etnîkî di bin navê ‘’Miletê Tirk’’ de bihelîne û tune bike; herweha gava dibêje ‘’yek dewlet’ jî mebest ew e ku, rê li ber wê yekê bigre da ku miletê Kurd û pêkhateyên etnîkî yên li Kurdistanê bikaribin bi hev re bi statuyeke milî, coğrafik, sîyasî xwe îdare bikin bigrin.
Dema ku em têgihîştina Ocalan a ‘’neteweyê demokratîk’’ li gel pêşniyarên ‘’entegrasyon’’, ‘’civata komunal’’, ‘’hemwelatîya wekhev’’, ‘’cumhurîyeta demokratîk’’, ‘’welatê hevpar’’ û gotinên ‘’Kurd civateke wek sergo ye’’, ‘’Kurdî ne zimanekî kêrhatî ye’’ re binirxînin; eşkere ye ku dema tê gotin ‘’neteweyê demokratîk’’, behsa ‘’Neteweyê Kurd ku demokrasîyê di hundirê xwe de dihewîne’’ nayê kirin, behsa ‘’neteweyek’’ nû ya ku ji tevlihevkirina hemû netewe û gelên di binê banê neteweyê Tirk ku li Tirkiyeyê dijîn pêk hatîye tê kirin. Bi îfadeyeke din, eşkere ye ku paradîgmaya Dewleta Tirk a ‘’yek netewe’’ bi îfadeyeke din tê zimên.
Bi heman awayî, dema ku em gotina Ocalan a ‘’em li dijî netewe dewletê ne’’ jî li gel wan pêşniyarên Ocalan yên ku li jor me destnîşan kirine binirxînin, pir eşkere ye ku mebesta vê gotinê ne ‘’Em li dijî netewe dewleteke ku ji neteweyê Kurd pêk tê’’ ye; di eslê xwe de maneya vê gotinê ewe ku ew li dijî wê yekê ye ku miletê Kurd bi pêkhateyên etnîkî yên ku li Kurdistanê dijîn re dewleteke hevpar ava bikin. Jixwe Ocalan di deklarasyona ku di 27ê Sibata 2025an de belav kiribû de ev yek bi awayekî ku ji ti nîqaşê re cîh nahêle bi vî rengî anîbû zimên:
‘’Çareserîyên netewe dewleta cuda, federasyon, xweserîya îdarî û çareserîyên kulturîstî ku berhema neteweperwerîyeke ku ji hedê xwe bihurîye ye, nikarin bibin bersiva sosyolojîya civakî ya dîrokî’’.
Ocalan îdîa dike û diparêze ku ne tenê statuyeke siyasî li Kurdistanê, daxwazên kulturîstî jî nikarin bibin bersîva sosyolojîya civakî ya dîrokî.
Di cîhanê de dewletên otorîter ku li ser bingeha desthilatdarîya neteweyeke serdest hatine ava kirin, ku netewe û komên din ên etnîkî yên ku pê re dijîn tune dihesibînin û hewl didin wan tune bikin hene; her weha dewletên federal û demokratîk ên li ser bingeha wekheviyê ku berhema îradeya hevpar a netewe û gelên ku bi hev re dijîn; hebûn û mafên hev dipejirînin jî hene.
Neteweyê Kurd bi welatê xwe ê bi navê Kurdistan ku bi hezaran sal in li ser dijî, bi nifûsa xwe ya nêzî 70 milyonî, ji alîyê çar dewletan ve hatîye parçekirin, dabeşkirin, Ev rewşa, pirsa mafê çarenûsîya miletê Kurd wek pirseke sereke derdixe pêş. Bakurê Kurdistanê jî beşeke vê rastîyê ye.
Em şêwazekî rêveberîyê ku statuyeke siyasî, neteweyî û erdnîgarî ku hebûna miletê Kurd û Kurdistanê wekî esas digire, mafê çarenûsîya miletê kurd dihewîne; ku berhem û nîşana îradeya hevpar a miletê kurd û hemû beşên etnîkî, hemû ol û mezheban û beşên civakî yên ku li Kurdistanê bi hev re dijîn e û nirxên azadî, edalet û demokrasîyê di hundirê xwe de dihewîne, wekî çareserî pêşniyar dikin û armanc dikin.
Tevî vê armanca me ya stratejîk, em maf û azadiyên xwe yên herî bingehîn, lezgîn, neteweyî, demokratîk û kollektîf ku îro divê bibin rojev û ji bo bidestxistina wan têkoşîn bê kirin jî, wek parçeyekî vê armanca xwe ya stratejîk dibînin:
* Divê hebûna kurdan wekî netewe, zimanê kurdî weke zimanê fermî û perwerdeyê, azadîya fikir, raman û bawerîyê, bi navê Kurdistanê avakirina partîyên siyasî û dezgehên sivîl û civakî bêne qebûlkirin û di Qanûna bingehîn de bêne misogerkirin.
* Divê kesên ji ber xebat û nerînên siyasî, demokratîk û sivîl di zîndana de ne, bê şert û merc bêne berdan; hemû dozên di vê warî de bêne betalkirin.
* Divê hemû astengîyên li hemberî bikaranîna navên kurdî yên herêm, bajar, bajarok û gundanji holê bêne rakirin.
* Divê cihên gorên mezinên kurdan werin eşkerekirin.
* Divê Dewleta Tirkîyeyê pabendî hemû payman navneteweyî yên ku îmzekiriye bimîne. Şerh û qeydên xwe yê ji ser peymanên navneteweyî rake û pêdivîyên xwe yên li hemberî van peymanan pêk bîne.
Ne ji ber vê ‘’pêjaoya heyî’’; lê belê, bi salane ku em dibêjin, bila pirsa kurd û Kurdistanê bi rê, rêbaz û amûrên aştîyane, sîyasî bi dîyalogê bê çareser kirin.
Dewleta Tirk, îro dixwaze van siyaset û helwestên xwe yên xelet ku 100 sal in dimeşîne, di pişt deriyên girtî de, bi siyaset û helwesta paşvexistin û mijûlkrinê berdewam bike. Em bang li Dewleta Tirk dikin ku dawî vê sîyaseta xwe bîne. Mixatabê çareserîya pirsa miletê Kurd û Kurdistanê partîyên sîyasî, dezhegên sivîl û kesayetên civakî yên qebûlbar, pêkhateyên herî berfireh ên gelê Kurdistanê ne.
Em bang li Ocalan, PKK û Partîya DEMê jî dikin ku dev ji piştgirîya vê siyaseta xelet û bêçareserîker a Dewleta Tirk berdin; dev ji wan siyaset û helwestên ku hebûn û mafên neteweyî, demokratik yên miletê Kurd tune dihesibînin berdin.
Em bang li hemû partî û grupên siyasî yên kurd, sazîyên civakî yên sivîl û aqilmendên kurdan, potansîyela welatparêz a Partîya DEMê û gelê xwe dikin ku; hêza xwe bikin yek û ji hevdîtin û siyasetên ku di pişt derîyan de bi armanca tunehesibandin miletê kurd û rêlibergirtina maf û azadîyên wî yên neteweyî, demokratîk û kollektîf tên meşandin re bibêjin ‘’na’’ û îrade û helwesteke neteweyî ya hevpar derxin pêş.
22.10.2026
Mustafa Ozçelîk
Serokê Giştî yê Partîya Welatparêzên Kurdistanê (PWK)