“Şalom hem selam demek hem de barış demek”

Şalom’un Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas : “Şalom hem selam demek hem de barış demek”

Dilan Almaz

 BasHaber - Türkiye’de farklı etnik, dinsel gruba ait köklü gazeteler ekonomik zorlukların yanı sıra kültürel anlamda var olma sorunu yaşıyor. Gönüllü çalışanları ve yazarlarıyla 70 yıldır Yahudi toplumuna hitap eden Şalom gazetesi de bunlardan sadece biri.20 sayfalık haftalık gazete olan Şalom 1947 yılında Avram Leyon tarafından kurulduğu zamanlarda ve 1980'lere kadar tamamen Ladino dilinde yayın yapıyordu. Devletin 1930’larda çıkardığı ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyasının mağdurlarından olan Şalom gazetesi daha sonra Ladino dilini konuşmayan genç Yahudi nesline de hitap edebilmek amacıyla Türkçe'ye geçti. Fakat bir sayfası hala İspanyolca'nın eski bir formu olan bu dilde basılıyor. Şalom aynı zamanda internet sitesinde yayın yapmaya devam ediyor.

Var olma savaşı veren Ladino’nun hikâyesi…

Türkiye’de yaşayan azınlıkların tarihin farklı dönemlerinde devlet eliyle zorla Türkleştirilme hamlesine karşın şüphesiz ki en ağır bedelleri kültürel varlığın simgesi olan diller verdi.  Yahudi İspanyolcası olarak da bilinen Ladino’da yok sayılan ve şu an Türkiye’de unutulmak üzere olan dillerden biri.Ladino; Hint-Avrupa dil grubunun Latin koluna bağlı Eski İspanyolcadan kökenlenmiş olan bir dildir. Yahudiler tarafından konuşulduğu için "Judeo- (Yahudi)" öntakısını almış olan dil, bazı filologlarca standart İspanyolca’nın, tarihi bir varyantı olarak da değerlendiriliyor. Yahudi İspanyolcasını, yaklaşık 100 bin ila 200 bin kişinin konuştuğu düşünülmekle beraber tam sayısı bilinememektedir. Bunun sebepleri, bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olması, konuşanlarını genellikle 65 yaşının üstündekilerin oluşturması ve genç kuşaklara artık aktarılmaması, hiçbir ülkede resmi statüsünün bulunmaması olarak sıralayabiliriz. Bugün, başta İsrail ve Türkiye olmak üzere birçok ülkede konuşulmaktadır.

Şalom’un Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas, gazeteyi, geldiği aşamayı, toplumdan aldıkları tepkileri BasHaber’e anlattı. Gazetenin tarihçesi hakkında bilgi veren İvo Malinas, Şalom’un İbranice’de  ‘Selam’ demek olduğunu fakat etimolojik kökeni itibariyle ‘barış’ anlamına geldiğini söyledi.  Ladino dilinin kaybolmak üzere olduğuna dikkat çeken Molinas ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ dayatmasından en fazla Yahudilerin etkilendiğini ifade etti. Ladino dilini yaşatmak amacıyla gazetenin bir sayfasını bu dille bastıklarını dile getiren Molinas, yeni yetişen kuşağın bu dili bilmemesinden üzüntü duyduğunu belirtti. 

Şalom’un kelime anlamı nedir? Şalom’un 70 yıllık basın serüveninde neler var?

Şalom hem selam demek hem de barış demek. İbranice sadece dinen merhaba anlamına geliyor. Biriyle karşılaştığımızda şalom deriz mesela. Ama asıl etimolojik kökeninde itibariyle barış demek şalom. Türkiye'de 1947'den Avram Leyon adında bir gazeteci müteşebbissin gayretleriyle çıkarmaya başlamış bir gazete ve işte seneye 70’inci yılımız olacak. Cumhuriyet gazetesinden sonra Türkiye'nin en uzun süreli, kesintiye uğramadan basılmış haftalık gazetesidir Şalom. İlk çıktığı yıllarda gazetenin tamamı Ladino dediğimiz Türk Yahudilerin anadili olarak kullandığı dille basılıyordu. Ladino İspanya’dan 1490’larda kovulan İspanyol Yahudilerinin Türkiye'ye gelmesiyle birlikte oradan aldıkları bir dildir fakat fazla ilerletilememiş, buzluğa konmuştur.  Yani dil 14’üncü yüzyılda nasılsa bugün de neredeyse aynı kalmıştır yani bir dil evrime uğramamıştır. Daha sonra 1930’lu yıllarda  ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyası ile devletin özellikle azınlıklara uyguladığı baskıdan en çok etkilenen Yahudiler olmuştur. Artık evlerinde Ladino yaşamakla birlikte Türkçe konuşmaya da başlamışlardır. Yeni kuşağa da Türkçe'yi aşılamaya çalışmışlardır. Dolayısıyla bugün artık bu Ladino dili benim kuşakla birlikte kaybolmaya yüz tutmuş durumda. Bizden sonraki nesil artık neredeyse Ladino bilmeyecek. Öyle gözüküyor ki müzelik kültürel dil olarak kalacak Ladino. Yaşatmak için bir takım şeyler yapılıyor.  Dolayısıyla bu gelişmelere paralel olarak tabi Şalom gazetesi de toplumun konuştuğu dile yönelmiş ve 1980’lerden sonra ilk kurucusunun vefatıyla birlikte gazete cemaat yönetimine geçmiş. Normal yollardan cemaat yönetimi ile birlikte yenilenmiş olan Şalom’un 1980’lerde büyük çoğunluğu Türkçe’ye dönüşmüş. Ve bugün 20 sayfalık bir gazete olarak çıkıyor. Ladino dilini yaşatmak, arşivlemek adına ve yeni nesile de bir parça göstermek için 1 sayfamızı her hafta mutlaka Ladino dilinde hazırlıyoruz. 7-8 tane gönüllü Ladino bilen arkadaşımız var. Daha çok 60-65 yaşlarında bunlar. Her hafta bir şekilde makaleler ve haberleri Ladino olarak yapıyorlar. Şalom şu anda Türkiye'de Musevi cemaatine yönelik yayın yapan tek gazete.Şalom’da genel yayın yönetmenliğine başlamamla birlikte vizyonumuzu geliştirerek geniş bir perspektiften bakıp biraz da Türkiye toplumuna da hitap etmeyi amaçladık. Tabii ki öncelikli hedef kitlemiz Musevi toplumu. Bugün birçok Musevi olmayan arkadaşlarımız gazetemizde yazı yazmaktadır.  İnternet portalımızla birlikte abone sayımızın 20 katı giriş yapılıyor siteye. Müslüman arkadaşlarımızın yazdığı yazılarda artık bir gettodan çıkıp salt Yahudi cemaatine yönelik bir gazete olmaktan çıkıp, yani hem cemaat hem ulusal bir gazete olma yoluna gittiğimizi gösteriyor.  

Türkiye’de yaşayan Musevi toplumundan beklediğiniz ölçüde katkı alabiliyor musunuz?

Aslında gazete Türk-Musevi cemaatinindir. Daha doğrusu tek tüzel kişilik olarak Hahambaşı'na aittir. Hem yönetimsel anlamda hem idari anlamda hem de finansal mali açıdan tamamen bağımsızız. Hiçbir şekilde bir ekonomik yardım almadan gazeteyi çıkarıyoruz. En büyük katkıyı bize bu gazetenin gönüllü çalışanları yazarları yapıyor. Her ay düzenli olarak çıkan bir ofset baskılı bir dergimiz var. Buda daha çok kültürel bir dergi. Dolayısıyla Türkiye'de bu tür kültürel dergi okuma oranı düşük olduğu için bizim dergimizin de satışı azdır. Fakat biz okurlarımıza gazete abonelerine bir hediye olarak her ay ücretsiz gönderiyoruz. Gazete ve dergiye cemaatten en büyük katkı gönüllü olarak yazan 60 tane yazar. Genelde bunun dörtte üçü her hafta hiçbir karşılık görmeden bedelsiz sadece manevi desteği ile yazılar yazarlar. Bizim için de en büyük destek budur. Basın İlan Kurumu’ndan malum kıstaslardan ötürü ilan alamıyoruz. Diğer türlü de aldığımız sınırlı sayıda reklamla bu yazar kadrosuna bedel ödeyemiyoruz. Haliyle bu gönüllülük bizi ayakta tutuyor. Bu özellikle de bayrak yarışı olarak görülüyor. Topluma, cemaate bir katkı olarak görülüyor. Cemaatlerin en büyük kültürel öğesi gazetesidir veya televizyonudur veya işte kurumsal bazı dernekleridir. Bu kurumlar toplumun olmazsa olmaz tüzel kişiliğidir. Dolayısıyla bize verdikleri bu katkı sayesinde ayakta duruyoruz. Şalom, böylesi bir gönüllülük esasıyla yürüyen ve hayatta kalmaya çalışan fakat herhangi bir ekonomik yardım almadan kendi başına duran bir gazete.

 

Türkiye’de özellikle yaratılmak istenen bir azınlık düşmanlığı var. Azınlık medyalarına tahammül neredeyse yok. Hrant Dink böylesi bir nefret duygusunun sonucu olarak öldürüldü. Bu bağlamda düşünecek olursak, toplumda Şalom’a bakış nasıl ve ne tür tepkiler alıyorsunuz?

 

Türkiye'de çok ciddi bir Yahudi karşıtlığı yani antisemitizm var. Maalesef son Ak Parti dönemi hükümetleri ile birlikte bu daha da arttı. İktidara yakın kimi medya gruplarında ciddi bir antisemitizm var. Ve yasada karşılığı olmasına rağmen hiçbir cezai müeyyide uygulanmıyor. Bunlar aslında nefret söylemleri. Dönüp baktığımız zaman daha çok önyargılardan kaynaklanan bir Yahudi karşıtlığı var. Tanımadıkları bir yabancıya karşı insanlar hem korkar hem de onun hakkındaki olumsuz düşüncelere hemen inanır. Yani öğrenilmiş çaresizlik gibi öğrenilmiş önyargılardır bunlar. Bizde Şalom olarak antisemitizme karşı mücadele ediyoruz. Antisemitizmi tek başına bizim halletmemiz mümkün değil. Bu uzun soluklu eğitim süreci ile ya da cezai müeyyideler ile olur. Yahudiliği tanımayan Türk Müslüman toplumuna Yahudileri tanıtmayı da amaç edindik.  İnternet sitemizi de bu amaçla ücretli yapmayarak herkesin okumasını sağladık. Yüzde 95’i Müslüman olan kesime Yahudilerin aslında öyle korkulacak birileri olmadığını göstermeye çalışıyoruz. Bunları da kültürlerimizi, dilimizi veya yaşam biçimlerimizi anlatarak aşmaya çalışıyoruz. Tabi bazı kesimler hayatta iflah olmayacak düzeyde antisemitik duygulara sahipler, ama bizim gri alan dediğimiz bir alan var. Bu gri alana dokunarak bu gri alanı mümkün olduğu kadar beyazlaştırılmaya çalışıyoruz ve bazı olumlu sonuçlar alıyoruz. ‘Allah razı olsun internet var ki bizde Şalom okuyoruz. Eskiden Şalom dediğimiz zaman gazeteyi gördüğümüzde yırtıp atardık’ gibi mesajlar alıyoruz. ‘Yahudilerin sitesini nasıl okuruz’ diyen insanlar Şalom'u bir parça okuduktan sonra ‘siz de bizler gibisiniz. Bizler gibi üzülüyorsunuz, bizler gibi seviniyorsunuz. Bizler gibi yaşamlarımız var. Dolayısıyla sizin de aslında bizden farkınız yok bizi ayıran aslında bu duvarlar’  diye düşünüyorlar, bizimle paylaşıyorlar. Şalom bu duvarların yıkılmasından çok çatlamasına yarıyor.

Bir gazeteci olarak basın özgürlüğü ve geldiğimiz son durum açısından neler söylemek istersiniz?

Türkiye’de basın özgürlüğü sıkıntılı bir alan. Bizler doğruları yazıp yazmaya çalışıp, fakat bu doğruları yazarken tahrik söylemleri ya da ironik söylemlere başvurmaktan kaçınıyoruz. Belki bir anlamda oto sansür yapıyoruz. Fakat bugüne kadar devlete, hükümete, muhalefete, kendi cemaatimize bir takım eleştirilerimiz olmuştur. Dolayısıyla biz herkesimden hem övgü hem eleştiri aldığımız zaman doğruyu olduğu yolda olduğumuza inanıyoruz. Mesela bu anlamda iki örnek vereyim. Geçen seneki iki manşet hem çok övgüye mazhar oldu hem de yergiye. İlki 17 ülke arasında yapılan bir araştırmada antisemitizmin en fazla olduğu ülke Türkiye oldu. Ki bu ülkeler arasında Arap-İslam ülkeleri yoktu. Biz de ‘Türkiye antisemitizmde şampiyon’ diye başlık attık. Bu tabi Türkiye’deki devlet idarecilerini sevindiren bir başlık değil. Dolayısıyla ‘niçin bu başlık atıldı’ gibi gayri resmi eleştiriler aldık. Daha sonra Türkiye’de belki de Müslüman bir ülke de ilk defa Yahudilerin en önemli bayramlarının simgesi olan Şamdan yakma dinsel töreni Ortaköy’de kamuya açık bir alanda yapıldı.Türkiye'de bir ilkti. Hiçbir Müslüman ülkede yapılması mümkün değil.  Hem yerel yöneticilerin hem de devletin verdiği destekle o günü çok güzel bir şekilde kutladık. Bu kutlama içinde ‘Teşekkürler Türkiyem’ diye manşet attık.

 

Haliyle bu manşetimizle ‘yalakalıkla’ suçlandık. Yapıcı bir dil kullanmak lazım. Ama tabi Türkiye' de sonuç olarak Şalomun dışında baktığın zaman basında büyük bir sıkıntı olduğunu görüyoruz. Aşılacağını umuyoruz. Biz doğruları yazmaya gayret edeceğiz. Başbakanın ‘antisemitizme karşıyız’ demesine inanıyoruz. Buna rağmen iktidar yanlısı basının bu söyleneni dikkate almayarak yaptıkları antisemitizmi de kınıyoruz. Türkiye maalesef toplumsal barışın en az da indiği çok kaotik bir dönemden geçiyor. Sadece Türk- Kürd meselelerinde değil. İşte yaşam biçiminden tutun etnik kutuplaşmalara, kültürel kutuplaşmalar var. Hakikaten bu yorucu ve hani metal yorgunluğu gibi sosyolojik bir yorgunluk. İnsanlar bıkkın ve umutsuz. Ve bu kutuplaşmanın tüneldeki ucunu göremiyoruz. Umarım sağduyu hâkim gelecek ve kutuplaşma en aza da inip Türkiye hızla ilerlemesine devam edecek. Bizlerde Türk Museviler olarak en azından Şalom olarak kendi adıma söylemeliyim ki; Yahudi karşıtlığını görmek istemiyoruz. Sosyal medyada olsun basında olsun hiçbir yerden görmek istemiyoruz. 

 

 http://www.basnews.com/index.php/tr/interviews/271464

 

 

SÖYLEŞİ Haberleri

Mustafa Aydoğan: Kürt nüfus çoğalıyor, Kürtçe konuşanlar azalıyor
30 yıl sonra tahliye olan Rojbin Perişan: Vazgeçmediğin sürece umut vardır
İstanbul Sözleşmesi, İngiltere’de yürürlüğe girdi
Mücahit Bilici: 'Kürt demokrasisinin de Kürt askeriyesine 'haddini bil' diyebilmesi lâzımdır'
Kürt korkusu Kürtlerle ilgili hak taleplerini güvenlik meselesine indirgiyor