ŞAH İSMAİL‘İN KÜRTLÜĞÜ, OSMANLI'NIN TÜRKLÜĞÜ

Abuzer Bali Han

 

           

                          Şah İsmail                                              Yavuz Sultan Selim                

      (17 Temmuz 1487- Erdebil-23 Mayıs 1524)                                       (10 Ekim 1470- 22 Eylül 1520)

 

 Yukardaki portreler ayni padişahın portsei olamaz! Bazı Türk tarihçilerine göre her iki portre de „Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’e aittir!“ denilir!.. „Ben dedimse doğrudur!“ mantığı halen de çok konuda bilimsellikten uzak Türkler arasında yaygın olan yanlış bir kavramdır!..

                                      

Dünyada ırklar konusu artık gerilerde kalan bir konu! Neden mi? Çünkü herkes geçmişini, ırkını artık çok iyi biliyor! Anadolu coğrafyası bu konunun dışındadır! Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde 40’tan fazla etnik yapılı nüfus var. Kürtlerin dışında diğerlerinin çoğu kendini Türk olarak tanımlıyor. Türk demekle, Türk olunur mu? Bu tartışma gerektiren ayrı bir konu! Osmanlılar kendilerini Türk mü tanımlıyorlardı?  Diyelim bugünkü resmi ideolojiye göre Osmanlı hanedanı, köken olarak Oğuz Türklerinin Bozok kolunun Kayı boyuna mensup bir Türk boyuna dayanıyor!  "Osmanlı. Devleti" adını irdelersek devletin kurucusu Osman Gazi'nin adından gelir. "Otman" veya "Ataman" ise, Osman adının eski Bizans kaynaklarındaki fonetik yansıması veya Türkçe kökenli "Ocak/Ateş Sahibi" „Od-man anlamındaki farklı bir kullanış şeklidir. Batı dillerindeki "Ottoman" terimi, bu Arapça/Türkçe isimlerin batıya geçişiyle oluşmuştur…

Türk Devletlerinin çoğu Türkçe adlarla adlandırılırken Osmanlılar kendilerini kurucuları olan Osman Bey adıyla neden adlandırmışlar?!.  Birinci Osmanlı padişahı Osman Gazi’nin eşi Moğol soylu Bâlâ Hatun’dur. Osmanlı Devleti’nin 36 padişahından 35'inin anneleri değişik ırklardandı! Bunların çoğu ya Rus, Rum, Ermeni, Yahudi, Fransız, Sırp, Polon veya İngiliz kökenliydiler!.. Bu adları yazılan milletlerin hiç biri müslüman da değildi. Birinci padişah Osman Bey'den başlayarak bütün padişahlarda Türk kadınlarıyla evlenmeme sanki bi,r kurala bağlı gibi! Bu nedenle Osmanlı padişahlarının kanına sürekli olarak yabancı kanı karışmış! 36'ncı padişaha gelindiğinde damarlardaki Türk kanı hep yabancı kadınlarla evlenilme sonucunda kanları ancak yüzde 1'in altına inmiş olur! Özetle, Osmanlıların ırkı „Türk“tür diyelim! Fakat  devlet yapısı zamanla çok uluslu, çok dilli, çok kültürlü milletleri de bünyesine alarak uzun ömürlü bir devlet olmuşlar!.. Osmanlılar kozmopolit yapısıyla 1299 yılından 1922/1923 yılına kadar yaklaşık olarak 623 veya 624 yıl boyunca üç kıtaya (Avrupa, Asya, Afrika) yayılan büyük bir devlet olarak hüküm sürmüşler!.. 

Osmanlılar Türk iseler neden saray ve çevresi „Türk ırkını“ neden hep aşağı bir ırk gözüyle bakmışlar?!. Örneğin, Anadolu‘da yaşıyan göçebe Alevi Türkmenlere, Anadolu köylüsüne, isyan eden Celali Türklere "idraksiz/kavrayışsız Türkler" anlamına gelen aşağılayıcı ifadeyi yüzyıllarca kullanmışlar? Bu "Türkler" teriminin Arapça çoğul şekli olan „Etrak“ sözü ve "akılsız/anlayışsız" anlamda olan „bi-idrak“ kelimelerinin birleşimi olup, Türkmenlerin kültürsüz veya cahil görüldüğü dönemlerde saray elitleri ve saray tarihçileri tarafından sarf edilen aşağılama sözü Türklere neden layık görülmüş? Bu tabir genellikle yönetime başkaldıran, disiplinsiz görülen veya eğitimsiz olan halk tabakası için saray çevrelerince söylenerek kayıtlara da geçmiştir!.. Etrâk-ı bî-idrak, Osmanlı döneminde Naima Tarihi gibi kaynaklarda geçen ve karşılığı da "idraksiz, kavrayışsız, kaba, saba anlamındaki Türkler" olarak kullanmıştır! Osmanl, Türk ırkından olsalar neden kendi kendilerini bu kadar aşağılaştırırlar?!. Bir kere Osmanlılar Türkçe de konuşmuyorlardı! Sarayın kültür ve eğitim dili Farsça, dini eğitim dili ise Arapçaydı! Ayrıca sarayın yazışma dili de Osmanlıca denilen yapay bir dildi! Bu dil Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve dil devrimiyle 1930’lardan itibaren ortadan kalkarak unutuldu…Osmanlıların aşağıladıkları „Türk“ ırkı, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarınca temel üstün ırk olarak

Tanımlandı! Tarihe bağlılıklarını da büyük bir devlete bağlamayı esas aldı! Çünkü köksüz millet olamazdı!..

Osmanlıların zamanla unutulmasında Mustafa Kemal’in büyük bir rolü var! Bırakın Anadolu‘daki tüm halkları Türk saymayı, Orta Asya’daki tüm devlet ve halkları da Türk saymışlar! Bunu da bir yana bırakalım! Güneş Tarih Teorisi ile tüm dünya milletlerinin Türklerden türeyerek Orta-Asya’dan dünyaya yayıldıkarını da cumhuriyet kurulduğunda yine bir aldatmaca olarak ileri sürmüşler!.. Sonraları bu teori ile dünya bilim aleminde gülünç duruma düştüklerinde zamanla bu teorilerini de „Güneş Dil Teorisi“ gibi ortadan kaldırmışlar!..

Bugünkü ırkçı Türk tarihçilerine göre halen Orta Asya‘daki tüm devletler, Azeri ve Safaviler de dahil hepisi „Türktür“ deniliyor!.. Fakat bu milletlerden „Biz Azeri Milleti“ veya „Sefaviyiz“ diyerek Türkiye’nin bu dayatmalı yanlış söylemlerini red ediyorlar!..

Safavi Devleti’nin kurucusu olan Şah İsmail’e gelince konu daha da karışıyor! Osmanlı Deveti’nin padişahlarının hiç birisi küpe takmadığı halde, Şah İsmail’in göze çarpan heybetli bir yağlı boya resmine, bugünkü Türklerin çoğu sahip çıkarak „Bu resim Yavuz Sultan Selim’in portresidir!“ diyerek sahiplenmekteler!.. Halbuki Osmanlı devleti döneminde erkeklerin küpe takması genel olarak İslam fıkıh alimleri tarafından caiz görülmemiş ve mekruh (haram veya harama yakın) kabul edilmiştir. Bu durumun temel nedeni, küpenin geleneksel olarak kadın süs eşyası sayılması ve erkeğin kadına benzemesinin yasak olmasıdır!.. Günümüzde de erkeklerin bu gibi takılarına halk yine başka bir gözle bakmatalar! Lakaplar söyliyerek aşağılamaktalar!..

Yavuz Sultan Selim'in bilinen veya bilinmiyen çok özelliklerinden de bahsedilir! Küpeyi takmayı da bu özelliklerine atfen söyliyenler de olabilir! Bu nedene bağlı olarak Şah Hatayi’nin portresine sahip çıkanlar olabilir! Fakat şu iyi bilinmelidir ki Safavilerde küpe takma gayet normaldi! Bazı başka inançta olanlar da erkek çocuklarına belli bir yaşa kadar küpe taktıklarını ben de çok işitmişimdir! Ayrıca Yavuz Sultan Selim’in çok resimlerinde ne küpe, ne de Safavi Şahlarının başa aldıkları taç şekli Osmanlılarda hiç yoktur!..

Bazı rivayetlere göre Yavuz Sultan Selimin kadınlardan pek hoşlanmadığı söylene gelir! Kanuni Sultan Süleyman'ın babası olan Yavuz Sultan Selim, eşi olan Kırım Hanı Mengli Giray'ın kızı Ayşe Hafsa Sultan (1479-1534) ile evlenerek, tarihte ilk kez sarayda "Valide Sultan" unvanını kullanan ilk padişah Kanuni Sultan Süleyman’ın  annesi olarak bilinir. Yavuz Sultan Selim’in O’nunla kısa bir ilişkisinden sonra Doğu Seferine çıkışı, oradan da tekrar Kürdistan’a yönelerek arka cephesini sağlamlaştırarak güneye, bugünkü Süriye toprakları içinde kalan Mercidabık (1516) ve Ridaniye (1517) savaşlarından sonra komutasındaki Osmanlı ordusu ile Memlükleri de yenerek, Filistin ve Mısır'ı fethettiği ve orda olan halifeyi ve Hilafet'i de kendine bağlıyarak Osmanlı'ya daha da güç ve kuvvet verdiği kaynaklarda yazılıdır! Yine o dönemin önemli ulaşımında etkili olan „Baharat Yolu“nun da kontrolünün Osmanlı'ya geçtiği bir döneme rastlar.

Osmanlıda esrarengiz oyunlar çoktu! Yeniçerilerin acemi oğlanlar ile olan ilişkileri ve padişahların da bu gizli yaşantılarda Yavuz Sultan Selim’e de atfen söylenen ilişkilerden bahsedilir! Bazı tarihçilere göre de babası II. Bayezid'i tahttan indirip zehirleterek öldürdüğü iddiası, tüm tarihçiler arasında tartışmalı bir konu olarak süre gelir! 1512 yılında bir darbe ile tahta geçen Yavuz Sultan Selim'in, sürgüne gönderdiği babasının yolda hastalanarak ölmesi, dönemin yabancı elçileri tarafından zehirlenme olarak kaydedilse de „kesin bir tarihi belge bulunmaması!“ bu tarihi olayı da muğlaklaştırmaktadır!.. Bu olay da tıpkı Kanuni Sultan Süleyman’ın annesiyle bir kez ilişkiye geçmesi olayı gibi hep karanlıkta kalan tarihi olaylar dizisine katılır!..

Yavuz Sultan Selim’in Safavi Şahı, Şah İsmail (1487-1524) ile olan savaşı ve ilişkileri çok ilgi çekicidir! Burada yazımızın konusu buna el vermez!  Şah İsmail’in de hayatı çok ilginçtir! Savaşçı yapısı ve yakışıklı heybetiyle insanlar o dönemde Şah İsmail’e kutsal bir insan gözüyle bakmışlar! Yüzlerce kişi içinde ilk göze çarpabilen yapısı O’nu daha da yüceltmiştir! Ölümünden sonra da yerine geçen oğlu Tahmasb (Şah Tahmasb) da 1576 yılına kadar hüküm sürmüş. I. Tahmasb'ın kendisini "Tanrı ilan etmesi" veya "Tanrılık iddiasında bulunması" tarihsel kaynaklarda doğrudan doğruya yazılı bir ifade olmasa da ancak, Safevi devlet yapısının temelinde yatan Şah'ın "mehdilik" ve "tanrısal özellikler" taşıdığına dair olan alevi inancı, Şah İsmail döneminde olduğu gibi Tahmasb döneminde de Kızılbaş aleviler içinde o inanç Şah Hatayi’nin devam etmiştir...

Bazı tarihçilere göre de savaşta Safavilerin yenilmeleri, nasıl olsa Allah kendilerine yardım eder düşüncesinin yattığı da söylenir!.. Şah ismail’in yenilgisnden sonra Tebriz’i bırakıp Horasan’a çekilmesi, Yavuz Sultan Selim, O’nun saltanatına ve paha biçilmez tahtı ile eşini tutsak alıp cariye olarak İstanbul’a göndermesi, Şah İsmail’e büyük bir darbe olur! Osmanlı ordusunun Tebriz’den çekilmesiyle Şah İsmail tekrar Tebriz’e geri dönerse de bir süre sonra hastalanarak kahrından 1524 yılında ölür!..

Şah İsmail, Safevi Devleti'nin kurucusu ayni zamanda Erdebil merkezli tasavvufi bir ailenin de oğluydu! Kökeni hakkında tartışmalı söylentiler olmakla birlikte, kendisi  Şeyh Safiyüddin Erdebili'nin soyundan gelir. Tarihi kaynaklarda, Şah İsmail'in soy şeceresindeki büyük atalarından biri olarak bugünkü Güney Kürdistan sınırları içinde kalan Şengallı (Sincar) Pîroz’u gösterirler! Pîroz adı Firuz olarak da telafuz edilebilinir! Bugünkü Kürtçe‘de „Pîroz“un „Kutsal“ anlamına da gelen Êzdî Şeyhi’nin Şah Hatayi’nin de ilk atası olduğu kaynaklarda yazılı olarak söylenir!.. 

  25 Nisan 2026

Abuzer Bali Han

Araştırmacı yazar