Maaruf Ataoğlu
Bugün Rojava’da yaşanan tablo, yalnızca bir yönetim tartışması değildir.
Mesele; on binlerce Kürd evladının kanıyla oluşmuş bir siyasal ve toplumsal hafızanın, “entegrasyon” adı altında eritilmeye başlanmasıdır.
Bir halk düşünün;
IŞİD barbarlığına karşı insanlık adına savaşmış…
Kobani’de, Haseke’de, Minbic’te, Deyrezzor’da Raqa’da onbinlerce çocuklarını toprağa vermiş…
Kadınları, gençleri, yoksulları dünyanın gözü önünde bir insanlık savunusu yürütmüş…
Ama bugün aynı halka deniliyor ki:
“Ulusal varlığınızı sessize alın Kürtçe tabelalarınızı kaldırın, kimliğinizi fazla görünür kılmadan; sisteme behemehal kayıtsız şartsız entegre olun.”
İşte trajedinin başladığı yerde tamda burasıdır.
Çünkü entegrasyon; eşit iki halkın ortak hukuk temelinde birlikte yaşamasıysa oluşması başka bir şeydir,
bir halkın kendi kimliğini görünmez hale getirerek sisteme yedirilmesi ise bambaşka bir şeydir.
Bugün Rojava’da Kürdçe tabelaların birer birer aşağı indirilmesi, sıradan bürokratik bir tercih değildir.
Bu, taraflar arasında yapılan bu anlaşma Kürt halkına verilmek istenen psikolojik ve siyasal bir mesajdır.
Mesaj şudur:
“Silahlı direniş döneminde size ihtiyaç vardı; şimdi ise size ihtiyacımız kalmadığı için görünürlüğünüz azaltılmalıdır.”
Daha acı olan ise şudur:
Düne kadar HTŞ’ye, IŞİD’e, cihatçı yapılara karşı savaş yürütmüş başta CENTCOM olmak üzere bazı çevrelerin bugün Kürd halkının milli hassasiyetlerine karşı İŞİD yapılı bir devlet refleksiyle konuşmaya başlamasıdır.
Sipan Hamo’nun, indirilen tabelalara tepki gösteren Kürdleri uyarması; Kürt halkının vicdanında ciddi bir kırılma yaratmaktadır.
Çünkü halk artık şunu soruyor:
“Madem sonunda gelip bizi Şam sistemine entegre edecektiniz, o halde bu kadar bedel neden ödendi?” Onbinlerce Kürd genci neden savaştırılmak suretiyle yok edildi.
Bu soru biraz ağırdır.
Ama meşrudur.
Dün bazı kızıl bayraklı taşıyan sözde Özerk Kürdistan’ı savunan kimi ideolojik çevrelerin tavrı da ayrıca çok dikkat çekicidir.
Onlarca yıldır Kürdlerin milli değerlerine mesafeli duran, bu işbirlikçi yapı Kürd kimliğini sürekli “ikinci plana” iterek bu anlayışlarını; şimdi adeta Suriye rejiminin sosyolojik koruma hattına dönüştürmüş olduğu görünmektedir.
Kürd bayrağına mesafeli,
Kürdçe tabelaya rahatsız,
milli sembollere soğuk duran bir zihniyetin;
“demokratik entegrasyon” kavramını savunması bir tesadüf değildir. Çünkü bu gibi ideolojik yapılar için demokratik entegrasyon devletleri değişebilir ama merkeziyetçi zihniyetleri hiç değişmez.
Dün Baas adına bastırılan Kürd kimliği,
bugün “ortak yaşam”, “demokratik sistem”, “halkların kardeşliği” gibi daha yumuşak fonetik kavramlarla eritilmek isteniyor olması planlarının bir parçasıdır.
Oysa eğer halklar kardeş olacaksa önce birbirinin varlığını anayasal statüde tanımaları gerekir. Rojava özerk yönetimi esnasıda Kürdistan bayrağına dahi tahammül edemeyen bir sistemin demokratlığı elbette sorgulanır.
Bugün Rojava’da yaşanan en büyük tehlike askeri değildir.
Asıl tehlike; Kürd halkının uzun mücadele yıllarından sonra kendi kimliğine bu düşünce tarafından yabancılaştırılmasıdır.
Bir halk bazen silahlarla tanklarla değil;
böyle yapılar üzerinden alıştırılmak suretiyle teslim alınır.
Önce kimliği küçültülür…
Sonra dili görünmez yapılır…
Ardından tarihi “ortaklaştırılır”…
En sonunda da halkın çocuklarına:
“Zaten ayrı bir kimliğe gerek yok” denilir.
İşte entegrasyonun en tehlikeli biçimi budur.
Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Kendi milli değerlerini koruyamayan halklar, sonunda ne devlete ortak olabilir ne de özgür kalabilir.
Bugün Rojava’daki mesele yalnızca bir tabela meselesi değildir. Mesele; Kürd halkının gelecekte özne mi olacağı, yoksa yeniden başka sistemlerin “renksiz bir unsuru” haline mi getirileceğidir.