Giriş: Ulusal-Demokratik Siyasetin Yapısal Sorunu
Ortadoğu’da devlet krizlerinin derinleştiği, sınırların fiilen tartışmalı hâle geldiği ve merkezî egemenlik biçimlerinin çözülmeye başladığı bir tarihsel eşikte, Kürd ulusal toplumu bir kez daha tarihsel bir imkân ile yapısal bir tıkanma arasına sıkışmış durumdadır. Bu tıkanmanın temel nedeni, Kürd siyasal öznelerinin ulusal-demokratik siyaset perspektifinde ortaklaşamaması; siyasal iradenin ortak bir program ve kolektif mekanizma yerine, örgütsel, parçalı ve kısa vadeli çıkar hesaplarıyla şekillenmesidir.
Bu makale, PYD çizgisinin siyasal yaklaşımını ve PDK/Mesut Barzani çizgisinin tutumunu, ulusal-demokratik siyaset açısından bütünlüklü biçimde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Mart 2025 ve Ocak 2026 tarihlerinde gündeme gelen HTŞ–PYD anlaşmaları ve bu anlaşmalar etrafında yaşanan gerilimler, tartışmanın güncel bağlamını oluşturmaktadır. Ancak mesele, bu anlaşmaların içeriğini aşan, Kürd siyasal hareketinin uzun süredir biriken yapısal yönelimleriyle ilgilidir.
Ulusal-Demokratik Siyasetin Kavramsal Çerçevesi
Ulusal-demokratik siyaset, tek bir örgütün ya da liderliğin iradesini ulusal irade yerine ikame eden temsil anlayışını reddeder. Bu siyaset biçimi; ortak bir ulusal programı, farklı siyasal öznelerin eşit ve eşdeğer statülerle katıldığı kolektif karar mekanizmalarını ve toplumsal meşruiyeti esas alır. Ulusal toplum, sınırlarla parçalanmış olsa dahi, siyasal olarak ortak hedefler etrafında örgütlenebilen bir özne olarak ele alınır.
Bu perspektifte egemenlik, yalnızca fiilî askerî kontrol ya da idarî yönetim anlamına gelmez. Egemenlik; siyasal iradenin toplumsal rızaya dayanması, çoğulcu temsiliyetin sağlanması ve ulusal çıkarların ortak bir programla ifade edilmesiyle anlam kazanır. Kürd ulusal toplumunun temel sorunu, tam da bu kolektif siyasal iradenin kurulamamış olmasıdır.
PYD Çizgisinin Siyasal Yaklaşımı
PYD çizgisi, kendisini ulusal sınırları aşan bir siyasal özne olarak tanımlamakta; egemenliği ise fiilî kontrol, askerî güç ve toplumsal seferberlik üzerinden kavramaktadır. Bu yaklaşımda öncelik, askerî-siyasal varoluşun korunmasıdır. Siyasal hedefler, büyük ölçüde bu askerî varoluşun sürekliliğine tâbi kılınmaktadır.
Bu anlayışın somut sonucu, PYD’nin Suriye iç savaşının farklı evrelerinde izlediği genişleme ve tutunma stratejisinde görülmüştür. BAAS rejiminin fiilen çökmesi ve Şam’da çoğunluğu Sünni Araplardan oluşan yeni bir siyasal iktidarın ortaya çıkma ihtimali karşısında, PYD’nin ulusal-demokratik bir tutum geliştirmesi beklenirdi. Bu tutum; çoğunluğu Arap olan Rakka ve Deyrizor gibi bölgelerden çekilerek Kürdistan coğrafyasındaki yönetim alanlarına odaklanmayı ve Kürd ulusal taleplerini bu zeminde siyasal olarak güçlendirmeyi gerektirirdi. Ancak PYD, bu yönde bir stratejik tercih yapmamıştır.
SDG ve Siyasal Kimlik Sorunu
PYD çizgisinin en kritik tercihlerinden biri, askerî yapının isimlendirilmesi ve siyasal temsil biçimidir. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında oluşturulan yapı, Kürd ulusal siyasal öznesini görünmez kılmış; Kürdlerin egemenlik ve statü taleplerini muğlak bir “Suriye bileşenleri” söylemi içinde eritmiştir. Oysa ulusal-demokratik siyaset açısından, bu askerî yapının Kürdistan Demokratik Güçleri ya da doğrudan YPG adıyla tanımlanması, Kürd siyasal öznesinin açık ve meşru temsili bakımından belirleyici olabilirdi.
Bu tercih, Kürd ulusal taleplerinin uluslararası ve bölgesel müzakerelerde tali hâle gelmesine yol açmıştır. PYD, fiilî askerî güce sahip olmasına rağmen, bu gücü ulusal-demokratik bir siyasal programa dönüştürme yönünde irade göstermemiştir.
Ortak Kürd Programının İnşa Edilmemesi
Ulusal-demokratik siyaset, tek bir örgütün iradesiyle değil, ortak siyasal programla yürütülür. PYD’nin, Güneybatı Kürdistan’daki tüm Kürd siyasal öznelerini federal statüyü esas alan açık bir ulusal-demokratik program etrafında bir araya getirmesi gerekirdi. Ancak PYD, bu yolu tercih etmemiş; bunun yerine tek merkezli, hiyerarşik ve KCK sözleşmesine tâbi bir siyasal yapı dayatmıştır.
Bu tutum, Kürd ulusal toplumunun siyasal çoğulluğunu dışlayan ve tasfiye eden bir karakter taşımaktadır. Siyasal çoğulluğun reddi, ulusal-demokratik siyasetin kurucu ilkeleriyle açık bir çelişki oluşturmaktadır.
Diğer Toplumlarla Federal Programın Kurulamaması
Yeni Suriye denkleminde Kürdlerin doğal müttefikleri; Dürziler, Aleviler ve merkezî Arap milliyetçiliğinden dışlanan diğer toplumlardır. Ulusal-demokratik bir strateji, bu toplumlarla Suriye Federal Cumhuriyeti hedefinde, ortak ve kurucu bir siyasal program üretmeyi gerektirirdi. PYD, bu yönde de bir inisiyatif almamıştır.
Aksine, Suriye’nin üniter yapısını fiilen sorgulamayan ve egemenliği Arap merkezli Şam’a bırakan bir çizgide konumlanmıştır. Bu tercih, Kürdlerin kurucu siyasal aktör olma imkânını zayıflatmıştır.
Şam Anlaşmaları ve PYD’nin Temel İtirazı
Mart 2025 ve Ocak 2026 tarihlerinde gündeme gelen anlaşmalar, PYD çizgisinin siyasal önceliklerini açık biçimde ortaya koymuştur. PYD’nin bu anlaşmalara yönelik temel itirazı, ulusal-demokratik taleplerin karşılanmaması değil; SDG’nin kolektif bir yapı olarak Suriye ordusuna katılmasının dayatılmasıdır.
Bu durum, PYD’nin asıl kaygısının siyasal statüden ziyade askerî-örgütsel bütünlüğün korunması olduğunu göstermektedir. Oysa ulusal-demokratik siyaset açısından belirleyici olan, askerî yapının geleceğinden çok, Kürd ulusal toplumunun Suriye’de hangi siyasal statüyle ve hangi ortak programla temsil edileceğidir.
PDK ve Güney Kürdistan Yönetimi Çizgisi
Güney Kürdistan Yönetimi ve PDK başkanı Mesut Barzani’nin PYD ile yürüttüğü temaslar da ulusal-demokratik siyaset açısından ciddi sorunlar barındırmaktadır. Bu görüşmeler, Kürdler arası diyalog söylemiyle sunulsa da, yöntem ve temsil bakımından örgüt merkezli bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Mesut Barzani’nin PYD ile yaptığı görüşmeleri, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı ve Başbakan’la yürütmesi, bu makamların Irak Federal Devleti’ne ait resmî statüler olması nedeniyle sorunludur. Bu durum, Kürd ulusal sorunun Irak iç siyasetiyle özdeşleşmesine ve ulusal düzeyde kolektif bir iradenin dışlanmasına yol açmaktadır.
Ortak Kurul ve Kolektif Mekanizma İhtiyacı
Ulusal-demokratik bir yaklaşım, Mesut Barzani’nin PDK başkanı sıfatıyla başta YNK olmak üzere tüm Güney Kürdistan siyasal partilerini toplantıya çağırmasını gerektirirdi. Bu toplantının amacı; Güneybatı Kürdistan’daki gelişmeleri ortak bir ulusal-demokratik çerçevede tartışmak, ortak bir siyasal program oluşturmak ve bu programı yönetecek kolektif bir kurul kurmak olmalıydı.
Böyle bir kurul, Rojava yönetimi, PYD, ENKS ve benzeri siyasal yapılarla ilişkileri yürütmeli; uluslararası aktörlerle temasları bu ortak program temelinde sürdürmeliydi. Ancak bu yönde bir adım atılmamış; ikili ve örgüt merkezli temaslar tercih edilmiştir.
Yapısal Kriz ve Sonuç
Hem PYD hem de PDK çizgisi, farklı siyasal konumlardan hareket etseler de ortak bir noktada kesişmektedir: ulusal-demokratik siyasetin kolektif mekanizmalarını inşa edememek. PYD askerî gücü siyasal programa dönüştürememiş; PDK ise ulusal iradeyi örgütsel ve parçalı hesaplara indirgemiştir.
Kürd ulusal toplumunun temel sorunu, askerî güç ya da uluslararası destek eksikliği değil; bu güç ve desteklerin ulusal-demokratik bir siyasal iradeye dönüştürülememesidir. Ulusal-demokratik siyaset; ortak program, çoğulcu temsil ve kolektif karar mekanizmaları olmadan inşa edilemez. Kürd siyasal özneleri bu gerçeği kavramadıkları sürece, bölgesel ve küresel krizlerin açtığı imkânlar, tarihsel kazanımlara değil, tekrar eden hayal kırıklıklarına dönüşecektir.
24.1.206/Diyarbekir