Öznellik ve İllüzyon

Abdürrahim Gümüştekin

 Abdürrahim Gümüştekin

Öznellik,insanın herhangi bir şeye, olaya, insana ilişkinbildiğini, yani o anki düşüncesini sınamadan ( pek araştırmadan, konuya çok vakıf olmadan)doğru sanmasıdır.Bir başka deyimle nesnelere, olaylara, insanlara dair önyargıya, salt kuşkuya ve tarafgirliğe dayalı tutum ve düşüncedir. Örneğin; toplumda bir şekilde öne çıkmış, etkin olmuş bir insanın, böyle bir fırsat bulmuşken karşıdakilerinedilgenliğini, yani iyi niyetini ve gerilikleriniistismar ederek onların üstünde kurduğu erkin, sultanın aşınmaz, aşılmaz ve yıkılmaz olduğunu, haliyle her şeyin hep aynı şekilde sürüp gideceğini sanmasıdır.(Aslında bu cümle, Diktatörlerin hayallerinin açtığı yolda yürürken kâbuslarla karşılaştıkları kavşakta noktalanan nice hayat hikâyelerini ifade eder.)

         İllüzyon, öznelliğe dayanan içi boş (bazen de çokbağnaz) birinanıştır.Gerçeğin kılıfına bürünmüş bir algı veya düşüncedir.  Kişinin gerçeği tahrif ederek yerine ikame ettiği tasarlanmış yalandan sonsuz yarar ummasıdır. Diğer bir anlamda umacı yoluyla (bir çeşit cambazlıkla) yaratılan algının karşıdakinin üstünde bıraktığı korkunç etkidir, anlayacağınız helezonlu korkudur bir nevi.

         Neden ve Nasıl Öznelleşir İnsan?

         Yerkürenin çeşitli yerlerinde farklı olmakla birlikte, işleyen eşgüdümselzamanın-çağıniçerdiği koşullar düzleminde şöyle veya böyle benimsenen (daha çok güdülen aslında) belli-belirsiz amaç doğrultusunda süregiden hayatın zorluğu ve güncel keşmekeşliği içinde hareket ederken umarsız düşen, dolayısıyla duyargaları ağırlaşan ve hayata ilgisizayıflayan insanlar neyin ne kadar bilincinde olabilir? Neyi dert edebilir? Bir yığın problem içinde hangisiyle ilgilenecek, hangi birini çözebilecek? Başından aşkın dertler içinde kendisiyle ilgilenecek durumda bile değilken başka kiminle ve neyle ilgilenebilir? Böyle bir durumda insan, kendinden yabancılaşmaz mı? O haldeyken insan, nasıl bir gelecek tahayyül edebilir? Hayalleri genellikle ham kalmaz mı? Oysa ütopya ham hayal değil, gerçekleşmesi olası bir olgudur. Fakirin ne gibi bir ütopyası olabilir? Neyin bilincine ne kadar varabilir? Söz konusu bilinçle neyi ne kadar hayal edebilir? Demek kiözgeçmişle bağlantılı olarak ekonomik, sosyolojik, sosyal ve siyasal düzlemde birey ve kitlelerin kendinden yabancılaşmaları öznelleşmelerinin koşullarını da yaratır.

Gelgelelim insanı kendinden yabancılaştıran koşul ve nedenleri yaratan müsebbiplere… Yerküredeki “eşitsiz bileşik gelişmede” en az nasibini alan geri kalmış (bırakılmış aslında) yerlerde, “cahil” kalarak düşünce malulü haline gelmiş insanları istismar eden Bay Muktedirler;fakir gözle hayata ve dünyaya bakan kitlelerin içten içe büyüyen isyana dönük duygularının-enerjilerinin de koşullarını yaratır aynı zamanda. Fakat gerçeğe şaşı gözle bakan, kendini,yalnızca kendi geleceğini düşünmekle mesul gören Bay Muktedir,o haliyle kendi öznelliğinin ve yaşadığı yanılsamanın ne kadar farkında olabilir? Çünkü kimse kendi yarattığı şeyin kendisine nasıl silah olarak döneceğini çok bilmez, zaten bilse sakınmaya çalışır en azından.Velhasıl mesele yalnızca uzak bir gelecekte kopacak olan tufan değil, tufanı yaşamadan ölecek olan, yani bir anlamda ucuz kurtulanZalimin kuyruğunda bir şekilde takılı kalan tenekenin toprak dibinde bile çıkaracağı bozuk sestir biraz da. Misal Adolf Hitler, tufanı yaşadı, hem de çok kötü yaşadı. İşte, o anda Yaverine ve korumalarına emir vererek kendini yaktırdı, külleri bile kalmadı, ama milyarlarca insanın lanetinden kurtulabildi mi? Onun gibi binlerce zalim var, insanlığın hafızasındaki yerleri belli, çok belli…

            Ezcümle tarafı olduğunuz şeye meyilli düşünceniz öznel kalabileceği gibi, karşı olduğunuz şeye ilişkin düşünceniz de öznel kalabilir. Genellikle de bu böyle olur. Düşündüğünüz şeyin nesnelliğini yakalayabilmeniz için kendi öznelliğinizin bilincinde olmanız gerekir öncelikle.

            Şimdi gelelim hak hukuk meselesine biraz. Yönetilen bilinçsiz ve umarsızinsanlarınhak ve hukuklarını kim belirliyor ve düzenliyor?Haliyle kim, hangi hakkı nasıl kullanacak? Kapalı kapılar ardında adına yapılan cambazlığı, düzenbazlığı bilemeden genellikle sessiz-tepkisiz kalan, defalarca teslimiyeti ve teselliyi huy haline getiren, bilmen hangi tanımlanmamış değer adına yapılan her nevi istismarı-kötülüğü aynı alışkanlıkla karşılayan, kendince yakaladığı küçük fırsatları, imkânları şükran ve minnetle karşılayan, henüz kul ve köleliğin değişik biçimlerini yaşayan insanlar, neyi nasıl düşünebilir ve hangi saik ve kriterleregöre hareket edebilir?

         Bay Muktedir’ in Hayali

Peki, kitleleri egemenlik altında tutan ve yöneten Muktedirler (“bay burjuvazi”), yalan ve tezgâhlarla yüzdürdükleri geminin karşılaşacağı her zaman olası fırtınayı tahmin edemiyorlar mı acaba? Metazori yol alış ile normal yol alış arasındaki tezatlığıkendilerine bile izah edebilirler mi? Hamasi sözler, bütün ideolojik hile ve politik aldatmacalar yetmediğinde de kitlelere uyguladıkları ağır baskı ve güç-şiddet- ile gemilerini daha ne kadar yüzdürebileceklerini umabilirler? Kim neyi nasıl algılarsa algılasın, tarih (asırlar-milenyumlar) insan-toplum hayatında geride kalan bir zaman dilimidir. Elbette bu, bir olgudur aynı zamanda. Bize uzun gelen algıyla tarihi-asırları doğru anlamamız güçtür. Zamanın neyinasıl ve ne kadar değiştirdiğini irdelersek nesnelliği-gerçeği yakalamamız daha olasıdır. O zaman tarihi doğru anlamamız mümkündür. Keza öylece zamana karşı da elimiz daha güçlü olur.

Bay Muktedir’ in Varlığı ve Akıbeti

Kim bilir nereden neleri nasıl aşırdı? Yani neler çaldı, çırptı? Emvali metrukelere nasıl kondu? Onun bunun malına mülküne nasıl çöktü? Kitlelerin emeklerini nasıl sömürdü? Öyle ya koca serveti nasıl elde edebilirdi? Sonra elde ettiği serveti nasıl koruyup daha da büyütecekti? Elbette bütün bunlar, bir şekilde yarattığı sulta ve güçle mümkün olabilirdi ancak. Yalnızca o kadar değil, devletin ideolojik aygıtları ve militer-silahlı güçleriyle tarihi de zapturapt altınaalması gerekirdi. Yanı sıra tarihin sırtında kamburlaşan molozları sıvazlayarak varlık nedenlerini bir şekilde üretmeye çalışacaktı. Kuşkusuz elinden geleni ardına koymazdı Bay Burjuvazi.

Fakat Bay Büyük Hırssız, insanın umut ettiği geleceği, umduğu hayalete çevirmenin ne denli imkânsız olduğunun ya pek bilincinde değilya da bunu pek umursamadan gücü yettiğince sultasını sürdürme ve mümkün oldukça ömrünü uzatma derdindedir. Veya aklınca kendi kendine tanıdığı ebet ve ezel imajını granitten bir heykele çevirerek (nasıl oluyorsa artık) sahiden bahtiyar ve payidar olduğunu sanıyordur.

Öyle mitosların küllerinden kendilerini var ettiğini ima eden Büyük Hırsız, üstünde yaşadığı dünyayı yeni efsanelere gebe mi sanıyor? Elbettehayır. Başka bir gezegene hayat taşımayı mı umuyor? Elbette hayır. Çünkü herhangi bir gezegende hayat belirtileri varsa bile yapay müdahalelerle orada bir hayat geliştirilemez, Dünya (içindekibütün varlıklarla)evren içinde küçük bir yer kaplar ve o kadar da fonksiyonu olabilir. Galaksi sistemine dışarıdan (dünyadan) bir müdahale olabilir mi? Karınca güneşin sırtında yuva mı yapabilir? Evrendeki hiçbir varlık (yıldız, gezegen, uydu vesaire) içinde bulunduğu sisteme uymazlık edemez. Aya çıkan insanoğlu, orada kendine bir yaşam oluşturacak konumda değil, olamaz. Ayın yumuşak yerlerinde buğday mı ekecekler? Aya deniz yapacak kadar su mu taşıyacaklar? Ya da aydaki koşullara dayanacak farklı varlıklar mı yaratacaklar? Ayda ne zaman, mesela kaç milyon yıl sonra dünyadaki gibi bir yaşam oluşabilir acaba? Hangi bilim adamı bu soruya cevap verebilir? (Neyse burası uzun ve derin bir hikâye, geçiyorum.)

Peki, yaşadığımız yerkürede ne yapabilir Bay Burjuvazi? Yapay zeka ile nereye varacak insanoğlu? Yapay Zekâ, doğal zekânın dışında ve üstünde bir sürdürebilirlik mi oluşturacak? Açıktır ki doğal zekâ iflas ederse, yapay zekâ buz gibi donar.  Yoksa Büyük Hırsız, doğal zekâyı insandan çalıp, kendisi dışında kimsenin erişemeyeceği bir yere mi kapatacak? Sosyal bir varlık nasıl mekanik bir varlığa çevrilebilir? İkincisi diyelim ki Bay Burjuvazi, kendisi dışındaki (onun dışındaki ve içindekilerinsınırları nereden başladığı ve nerde bittiği de ayrı bir soru) herkesin doğal zekâsını sınırladı. Peki, sınırlı zekâlı kitlelerle ne yapabilir, nereye gidebilir? Bu akıl dışı değil mi?)

Sırtını içi boş bir heykele dayayan, ama cehaleti ve her türlü boşlukları ustalıkla kullanma yeteneğini gösteren Bay Burjuvazi,rollerini ve amaçlarını yerine getirirken, yaptıkları her nevi kötülüğü hiç umursamaz elbet; lakin aklı sıra fırsatları değerlendirirken neyi ne kadar isabetli yaptığını aynı ustalıkla düşünebilir mi acaba? Hiç sanmam. Aksine neyi ne kadar isabetli yaptığının çok farkında değilken, kendilerini de ne kadar ucuza kapattıklarının ne kadar bilincinde olabilirler? Veya bir şeylerin bilincindeyseler bile bilinçlerinin ne denli kara olduğunu da bilirler mi? Kara bilinci marifet sanmanın havsalada nasıl bir kara delik açtığını anlayabilirler mi?  Aslında manası kendinden menkul büyük nişanlar, apoletler, büyük kariyerler, afili yaşam görüntüleri neyi ifade edebilir? İnsana karşı sorumsuzluk ve gaddarlıkla malul hale gelen bir beyine sahip birinin gerçekle alakası ne olabilir? Bay burjuvazinin bilgisi ve bilincinde bir fenomenvar mı acaba? Şatafatlı yaşamıyla, kime rol model olabilir? Kumdan şatonun sağlamlığı ne olabilir? Kimin geleceğine güvence olabilir? Üstü küllendirilmiş mutsuzluk ve huzursuzluk, bir sinerji verebilir mi?

Öte yandan ötekileştirilmiş, biraz da o yüzden kendinden yabancılaşmış ezgin kitleler adına minnetsizve pervasız konuşma ve hareket etme yetkisini kendi kendine tanıyan Bay Kurtarıcılar, ilahi kudret kisvesine bürünebilirler, amane zaman kimi kurtardılar acaba?Kişisel (veya grupsal) çıkar ve dar amaçları için insanın saflığını, cahilliğini kullanıp onların üzerinde taht kuranlar, kendilerini de yarattıkları sulta içine hapsettiklerinin farkındalar mı acaba? Sultanın bir fasit daire olduğunu bilirler mi acaba? Yaptıkları kötülükleri her nevi derde deva sananlar gafil değiller mi? İktidarı büyük mutluluk sanan güçler, yaptıkları kötülükleri hayra yorarak mı mutlu olacaklar? Bir de onlar, nasıl anılacaklar acaba? Kendilerine lanet okunacağını umursarlar mı? Yaptıkları kötülükler nedeniyle asırlarca kendilerine lanet okunacağını umursarlar mı? Hiç sanmam. Günün diktatörleri, eski zalimlerin akıbetini bilmezler mi acaba? Biliyorlarsa hatırlamıyorlar mı yoksa? Yoksa umursamıyorlar mı? Hani bir söz var ya; “kendileri bilir” diye.

Savaşın asıl neden ve amacı ne olabilir? Dünden bugüne kadar çıkan savaşlar nedendi?  İnsanlar neden yoksul kalırlar? Yerkürenin nimetleri dünyada yaşayan bütün insanlara yetmiyor mu acaba? Yerkürede hastalıklar neden bu denli çeşitlendi ve ekili olmaktadır? Tıp alanındaki sanayi neden yeterli olamasın?..

Bilinmeli ki insanların cahilliğini-bilinçsizliğini, saflığını, iyi niyetini istismar ederek yükseklere çıkmış Tanrılar, belki yükseklerde kalmaktan sıkılmazlar, utanmazlar, hatta ebediyen yüksekte kalmak isterler, ama insanlar yeterince bilinçlendiğinde onlar, yeryüzünde normal bir yer bulabilir mi?

         Bilinmeli ki İnsanların cahilliğini, güçsüzlüğünü, yani zavallılığını kullanarak saltanat kuranlar, yetkelerini korumak için mutlaka silahlı güç de kullanırlar (bunun sayılmayacak kadar örnekleri var), ancak o sömürdükleri, kullandıkları, baskı altında tuttukları milyonlarca (toplamda milyarlarca) zavallı insan, baskıdan bunadığında kıramayacağı silah, parçalayamayacağı saltanat yoktur.

         Bilinmeli ki insanın cahilliğini, güçsüzlüğünü, yani umarsızlığını kullanarak şah, padişah, sultan, başkan, reis, lider gibi sıfatlar ve konumlar edinmiş insanlar, bazen deli, bazen aziz, bazen de bilmem ne olarak adlandırılabilirler, ancak onlar ne delidirler ne de aziz, yalan şatosunda yaşamaya müptela müfterilerdir. Saltanatları nereye kadar sürerse sürsün bir gün mutlaka dürülecek defterleri.

En büyük İllizyon birinin gerçeği tahrif ederek yerine ikame ettiği tasarlanmış yalandan sonsuz yarar ummasıdır. Keza birinin insanın iyi niyetini, duygusallığını, saflığını, cahilliğini, ezcümle her tür geriliğini-öznelliğini istismar ederek elde ettiği paye ve gücün aşılmaz ve yıkılmaz olduğunu sanmasıdır.  

Öznellik kişinin yaşadığı belirli koşullara bağlı olarak duygusal dokusu ve zihniyetinin birbirini tamamladığı kavşakta oluşur; iç kıvılcımlar ve dış faktörler etkisiyle sürebilir veya aşınabilir, aşılabilir.              

         Abdürrahim Gümüştekin

         gumusportre@hormail.com