Celâl Temel
“Ortadoğu”, genel olarak Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ülkeler, Arabistan Yarımadası, Anadolu Yarımadası, İran coğrafyası, Kuzey Afrika, hatta Afganistan ve Pakistan'a kadar uzanan geniş bir coğrafya için kullanılır. Batılılar, Uzak Asya’ya göre coğrafik olarak kendilerine daha yakın olan, Hindistan’dan, Akdeniz’e uzanan bölge için, “Yakındoğu” kavramını da kullanırlardı. Bazen “Ortadoğu” daha sınırlı bir coğrafya için de kullanılır.
Günümüzde "Ortadoğu" denince, büyük oranda Müslümanların, Arap, Türk, Fars, Kürd ve İbrani uluslarının ağırlıklı olarak yaşadıkları bölge kastedilir. Tarihte bu bölgenin merkezinde Kürdlerin kadim coğrafyası Mezopotamya vardı, Mezopotamya, medeniyetin yayıldığı merkezlerden biriydi. Bölge, sonradan İslam’ın yayıldığı merkez oldu. Son iki yüz yıldaki emperyalist müdahaleler ve tarihi haksızlıklar sonucu, bugünkü kaoslu ortam doğdu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngilizlerin öncülüğündeki emperyalist güçler, çıkarlarına göre tercihler yaparken Kürdistan farklı devletlerin sınırları içinde kalarak parçalara bölündü.
Batılılar, 19.yüzyıldan itibaren, özellikle de Lozan sürecinde, Ermenilere verdikleri sözleri tutmazken Kürdler, sadece “Müslüman” kimlikleriyle nitelendirilip dört-beş ayrı devletin sınırları içine dağıtıldı. Onlarca Arap krallığı (devleti) oluşturulurken Kürdlerin arasına yapay devlet sınırları çizildi. Kürdlerin ağırlıklı olarak yaşadıkları coğrafyanın en büyük kısmı da Türkiye Devleti’nin sınırları içinde kaldı. Kürdler, tarihin kurbanı olurken yaşadıkları bölgede de günümüze kadar hiç huzur olmadı.
Günümüzde “Ortadoğu” kavganın merkezi, hep dünya gündeminde, kaos, kan-revan içinde. Bu coğrafyada, doğal olmayan sınırlarla bölünmüş Kürdistan ve Kürd Meselesi var ama görülmek istenilmiyor. Bölgesel güçler Türkiye ve İran bir yana, Arapların çıkarlarıyla onlara bağlı dünyanın ve mazlumiyetten zulmiyete geçen İsrail’in hep birlikte yarattığı “Filistin Meselesi” her şeyin önüne geçiyor. Reel gerçeklik saklanıyor. Son dönemlerde, Kürdlerin karşısına, bir de cihatçı gruplar, kafa kesen vahşiler çıkartıldı.
Zengin Filistinli Araplar keyif içindeyken “Gazze” bölgesinde fakir insanlar acılar içinde. Konuyla bütün dünya ilgileniyor, herkes yardım yarışında (!) ama kimsenin bu durumu ortadan kaldıracak bir niyeti yok. Filistin ve özellikle Gazze, Kürdistan’ın bir ilçesi kadar yok. Filistin diye bir ulus yok; Filistin, Araplarla İbranilerin birlikte yaşadığı coğrafyanın adı. Aralarındaki mesele, iki Sami halkı, yani kuzenler arasındaki tarihi bir mesele (!). Kuran’da bile bu çekişmelerden söz ediliyor. Yirmi Arap devletine, “Filistin” adlı bir devlet eklense ne olur, eklenmese ne olur? Bütün sorun bu mu? (Ki, nasıl olduğu anlaşılmayan bir devlet de kurdurulmuştur.)
Yüzyıllardır dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca insan göç ederken göç ettirilirken sadece son kırk-elli yılda, altı-yedi milyon Kürd insanı yerinden olurken köyleri, kentleri yakılırken kimse onların durumunu sorun olarak görmedi, onlar için bir şey yapmadı. Son on-on beş yılda, sadece Türkiye’ye gelen Arap göçmen sayısı, Filistinli Arap nüfusunun iki katı. İki-üç milyon Filistinli Arap veya bir milyonluk Gazze için bir çözüm bulunamıyor! Sorunu hep gündemde tutan güçlü lobiler var ve “sorun” uzayıp gidiyor. Bu aynı zamanda Kürd meselesini görünmez kılarak devam ediyor…
Ortadoğu’daki pek çok olumsuzluğu, emperyalizmle açıklama kolaycılığı var. Elbette, dünden bugüne, emperyalistlerin dünyada ve bu bölgede yaptıkları sır değil. Emperyalistlerin karışmadığı bir şey yok. Ama bu bölge için emperyalizm ve dış güçler söylemleri hiç masum değil; futboldaki deyimle top taca atılıyor, Ortadoğu’daki diktatörlükler görünmez kılınıyor. Amerika jandarmalığı, burnundan kıl aldırmayan İngiliz kibiri, Fransız üsttenciliği, Rus kurnazlığı, bunlar hep bilinen tarihi gerçeklerdir. Neyse ki, Osmanlıyı savaşlara sokan, İttihatçıların tarihi müttefiki, dünyadaki en büyük faşist denemeyi gerçekleştiren, iki kez dersini alan Almanya denklemlerde yok. Ekonomik olarak büyük bir güç hâline gelen Çin'in ne yapacağını şimdilik tam bilemiyoruz.
Bölgedeki bitmeyen huzursuzluğu, Ortadoğu’daki emperyalist müdahalelere, özellikle ABD’nin tutumuna bağlayan görüş ve anlayış çok yaygındır, bir ezberdir. Amerika’nın bölgede, İsrail’le birlikte bir Kürd devleti kurmak istediği görüşü, özellikle Türkiye’de adeta bir paranoya hâlindedir. Arap, Türk, Fars diktatörlüklerinin, yöneticilerinin, hatta onların arkasında duran yığınların hiç kabahatleri yok, tüm olumsuzluklar Batı’nın tahrikiyle yapıldığı iddia ediliyor. Her şey emperyalizme, dış güçlere bağlanıyor. Mantığı olmayan komplo teorileri devam edip gidiyor.
Yukarıda belirttiğimiz algılar, güçlü propagandalarla oluşturulan, solcusundan İslamcısına kadar pek çok kimsenin inandığı bir paranoyadır. Bu anlayışta, Ortadoğu'nun emperyalist dizaynından artık olmayan “Büyük Ortadoğu Projesi” de hep söz konusu edilir. “Emperyalist kışkırtmalar olmasa Kürdler hak istemeyi bilmezler, istemezler.” diyorlar. Tarihsel gerçekliklere bakıldığında, bu büyük oranda, devletsiz Kürdlere, devlet kurdurulacağı kaygısıyla ifade ediliyor. İşlenen bir suçun korkusu var aynı zamanda…
Ortadoğu’da Filistin meselesine yaygın ilgi varken aynı bölgede beş devletin sınırları içinde dağıtılmış, büyük acılar ve hukuksuzluklar içindeki Kürdler, kimsenin umurunda değil. Altmış milyonluk bir ulusun, statüsüz kalması, devletleşmemesi kimseyi rahatsız etmiyor. Bu durum, dün Lozan’da öyleydi, bugün de öyle. Özellikle bazı Batılı güçler, bölge güçleri ve lobileri, Filistin meselesiyle Kürdleri görünmez kılıyorlar. Üç milyon görülüyor ama altmış milyon görülmüyor. Aslında çok basit bir şekilde çözülebilecek Filistin meselesinin bu kadar uzatılmasının bir nedeni de bu değil mi?..
Bölgede, hepsi Müslüman olan, Arap, Türk ve Fars egemenliklerinin dünyada etkisi ne kadardır tam bilemiyoruz ama bunların, Kürd ulusal varlığını inkâr ettiklerini, Kürd ulusuna emperyalistlerden çok baskı ve zulüm yaptıklarını iyi biliyoruz. Buna somut bir örnek verelim. Mısırlı akademisyen Dr. Fehmi Şinavi şöyle diyor:
“Kuzey Irak'ta Musul Tıp Fakültesinde araştırma görevlisi olarak çalıştığım yıllarda Kürdleri tanıdım. Kürd sorunu oldukça karmaşık, riskli ve yakıcı bir sorundur. Bu soruna bir şekilde eğildiğiniz veya soruna ilişkin konuşmaya-yazmaya başladığınız andan itibaren, Irak, Türkiye, Iran, Suriye ve Bağımsız Devletler Topluluğu (eski SSCB) gibi bölge ülkelerinin tepkileriyle karşı karşıya gelirsiniz…
Üzülerek belirtmek isterim ki, sayıları bir buçuk milyarı bulan Müslüman topluluğu Kürd sorunu karşısında duyarsız ve suskundur.”[1]
Dr. Şinavi, Musul’da, Güney Kürdistan’da çalıştıktan sonra, doksanlı yılların başında, “İslam Ümmetinin Yetimleri: Kürdler” adıyla yazdığı kitapta şunu da söylüyor: “Bence Kürdlerin zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları aynı dini paylaşan kardeşleri tarafından ne yazık ki hak ve hukuka aykırı bir biçimde gasp edilmiş veya başka zümrelere devredilmiştir.”
Bölgedeki Müslüman devletlerin somut durumunu belirtmesi, Ortadoğu’daki esas yarayı ifade etmesi bakımından, İsmail Beşikci gibi demokrat bir tavır gösteren Dr. Fehmi Şinavi’nin görüşleri dikkat çekici ve değerlidir. Araplar, İslam sayesinde Arabistan Yarımadası’ndan çıkarak yirmi devlet kurdular; Osmanlı-Türkiye, İslam Hilafeti nimetlerini topladı ve İran, Şii İslam’ın avantajlarını kullandı, kullanıyor; Kürdlere de dünden bugüne İslam bekçiliği kaldı hep…
Ortadoğu Meselesinin, aynı zamanda Kürd Meselesi olduğunu bilen ama bunu ustalıkla saklayan en önemli güç Türkiye Devleti’dir. Türkiye Devleti’nin Kürd tutumu çok açıktır; inkâr ve asimilasyon. Zaman zaman Kürd meselesine tutarlı değinmeler yapanlar dahil hemen herkes, Türkiye Devleti’nin bu tutumundan uzak değil. Çok çok küçük istisnalar dışında herkes bu tutuma yakın, Türk resmî ideolojisi ve yazılı olmayan “Türklük Sözleşmesi” sınırları içinde her şeyi emperyalizm teorileriyle açıklıyorlar.
Bölge devletleri, bu devletlerin diktatörleri masum, ne yaparlarsa yapsınlar, kabahat onlarda değil. Bu işlerin arkasında hep dış güçler var. Yani İran mollaları zulmetmiyor, Türkiye faşistleri bir şey yapmıyor, Müslümanlık dinin parsasını toplayan Arap şeyhleri zevk û sefa içinde değil ve ortaya salınan cihatçı caniler kelle kesmiyor. Her şey kendini savunan Kürdlerin yüzünden oluyor; öyle mi?..
Bölge devletlerinin, İran’ın, Türkiye’nin, Arapların ve oyunun bir başka cephesinde yer alan İsraillilerin yaptığı çeşit çeşit oyunlar da hep dış güçler paranoyasıyla açıklanıyor. Herkes, “Durum bildiğin gibi değil” diyerek, arkadaki oyunları gördüğünü belirterek çok şey bilmiş pozlarında.
Elbette tüm bunlar olurken Kürdler adına politika yapanların, önderlerinin kabahatleri az değil; o da Kürdler için tarihi, dramatik, tamamen apayrı bir konu.[2] Son Rojava örneği de gösterdi ki Kürdler yeteri kadar güçlü ve akıllı değil. Zaten Rojava, Kürdistan’ın en küçük parçası, sorunun büyüğü de Kuzey’de. Kürdler adına bir üst akıl yok. Günlük kavgalarla aralarında didişip duruyorlar.
Tüm olumsuz gelişmelere, önderlerinin eksikliklerine karşın Kürdler artık dinamik bir güç, pek çok şeyi görüyor, anlıyor. Kürdlerin bir kısmı, belirli bir tarih ve ulus bilincine ulaştığı, Kürd uyanışı geliştiği için, evet sorun orada başlıyor ve büyüyor. Sorun, haklının güçlüye başkaldırısı ise sorun çözülünceye kadar devam etsin. Statüsüz bırakılmış altmış milyonluk bir halk, gasp edilmiş haklarını istiyor, başka şey eğil. Haksızlık yapmak sorun olmuyor, gasp edilmiş haklarını istemek niye sorun oluyor?..
Ortadoğu’daki huzursuzluğun ana sebebi, Kürdlerin tarihi haksızlığa uğramasıdır, Kürd ulusu değildir. Kürd ulusu, ulusal haklarına kavuşursa “Filistin Sorunu” da büyük oranda biter.
Ey Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler; ey Avrupa, Amerika, bütün Dünya, Ortadoğu’da büyük bir nüfusa sahip Kürd ulusu, ulusal haklarına kavuşmadan Ortadoğu’da kavga bitmez ve bölgeye huzur gelmez. Huzur gelmesini çıkarına uygun görmeyenler bir yana, huzur gelsin diyenler, bari siz birleşin!..
/CT/
[1] Dr. Fehmi Şinavi, İslam Ümmetinin Yetimleri: KÜRDLER, Şuta Yayınları, 1997
[2] Birkaç yıl önce, Amerika’da tanışıp görüştüğüm, oğlumun arkadaşı, Ortadoğu uzmanı Amerikalı bir devlet yetkilisi, Türkiye ve Rojava Kürdlerini kastederek, “Sizin liderleriniz, yöneticileriniz, dün de bugün de bağımsızlık, hatta özerklik bile istemediler, istemiyorlar; hep kardeşlikten söz ediyorlar.” demişti. Ben de ona Başûr’daki durumu anlatmaya çalıştım. Kim haklı acaba?.. CT