OHAL; Hangi Derde Derman Olacak?

Ali Fikri IŞIK

58 yıllık ömrünün 42 yılını Askeri muhtıralar, sıkıyönetimler, askeri darbeler, OHAL'ler ve benzeri demokratik olmayan, baskıcı ve totaliter yönetimler altında geçirmiş benim gibi birinin vicdanı, her türlü demokrasi dışı uygulama ve yönetimlere kapalıdır. Halkın iyiliği ve esenliği için gerekli ve doğru olduğu söylenen ara rejimlerle kendi aramıza mesafeler koymak, benim siyasi ahlak olarak anladığım olgunun en  kıymetli amacıdır.

Bir karar doğru olabilir, bir karar gerekli olabilir ama doğru ve gerekli nitelikler o kararların otomatik olarak demokratik olduklarını göstermez. Demokratiklik birlikte aldığımız kararların niteliğidir. Birlikte alınmamış hiçbir karar demokratik olamaz. Tek taraflı, kendini seçkin ve imtiyazlı gören bir gurubun aldığı kararlar asla demokratik kararlar olmayı başaramazlar.

Bu durum devletler ve partiler için de geçerlidir. Alınan kararların sonuçlarından hayatları etkilenen bütün tarafların görüş ve rızasına dayanmayan kararlar, sadece sözkonusu olan kararları alan kümelerin çıkarına hizmet eder. Oysa demoratlık ve toplumsal meşruiyet, ortaklaşmayı en başa koyar.

Darbe kalkışmasının sonuçları ve bu kalkışmanın demokratik hayatta neden olduğu büyük sorunlar, OHAL ve benzeri kararların tek taraflı alınmasının gerekçesi olamaz. Çünkü böylesi durumların yegane alternatifi ve çözüm biçimi OHAL uygulaması değildir. Esasen OHAL uygulaması demokrasiden kaçmanın en bilindik yoludur.

OHAL'e gerek duyulmadan da devlet ve kamusal alandan darbecileri tasfiye etmek mümkündür. Darbe kalkışmasının aktif öznesi olan insanlar için zaten bir soruşturma, kovuşturma ve yargı yolu açıktır. Bunun dışında istenmeyen personel için demokrasi içinde kalarak onları mağdur etmeden, özlük haklarının hukuka uygun şekilde karşılanması yolu ile tasfiyeleri mümkündür.

Darbe gecesi mecliste oluşan siyasi birliğin imkanlarını genişleterek, buna toplumun bütün kesimlerini katacak şekilde esnek ve kapsayacı bir politik tutumla bu büyük soruna çözümler üretmek mümkünken, sadece devlet hiyerarşisi içinde OHAL'a karar verilmesi, elbette desteklenecek bir yol değildir.

Halkın en geniş kesimlerinin direnişiyle bertaraf edilen darbe kalkışması ve aynı şekilde halkın en geniş kesimleriyle oluşturulmuş olan ittifaklarla bu meseleyi çözmek en demokratik davranış olurdu. Böyle geniş bir ittifakın siyasi koşulları olgunlaşmışken, bunu görmemezlikten gelmek ve elinin tersi ile itmek, iyi niyetli bir tutum olarak okunamaz.

Tam da bu noktada seçilmiş irade ya da milli irade kavramları ile durumu izah etmek de doğruyu temsil etmez. Çünkü darbe kalkışması ve bu kalkışmaya karşı halkın ölümünü göze alarak demokrasiyi koruma çabası kendi başına bir iradedir. Deyim uygunsa bu yeni irade önceden sandıktan çıkmış seçilmiş iradeden daha baskın bir iradedir. Eğer bu doğru ise -ki yüzde yüz doğrudur- halk darbecileri sokakta bertaraf ederek yeni ve güçlü bir milli irade şekillendirdi. Eğer halk bunu başarmasaydı ortada seçilmiş irade diye bir şey kalmayacaktı.

O zaman politik kararların temelini niye bu iradenin sokakta göstermiş olduğu en geniş işbirliğiyle meşruiyetiyle izah etmiyoruz? Bunun yerine klasik devlet refleksi gösterip işi MGK' da alınan kararlara havale ediyoruz. Oysa en büyük MGK Sokakta toplanmıştı ve hala sokakları terk etmiş değil.

OHAL'in bugün için gerekli olması, hatta doğru bir karar olması ve yine emsal olarak Fransa'da uygulanıyor olması OHAL yönetim ilanını demokratik yapmaya yetmez. OHAL demokrasinin bir gereği değildir. OHAL demokratik bir uygulama değildir. Dolayısıyla OHAL'in ilan edildiği andan itibaren OHAL'ın uygulamadan kalkması için çaba sarf etmek, mücadele etmek, demokratik siyasetin ahlaki gereğidir.