Öcalan Hangi Davaya İhanet Etti?

Hüsamettin Turan

Hüsamettin Turan

PKK'nin kendini feshettiği ve Kandil'den çekilme takviminin işlediği bugün, Öcalan için yıllar önce yaptığım "Eski arkadaşlarını terk etmiştir. Örgüt jargonuyla söylenirse, davaya ihanet etmiştir!" belirlemesini yeniden ele almak gerekiyor; çünkü bu belirlemeye bütünüyle yanlış anlamlar yüklendi. Anlaşılan o ki Öcalan ve PKK ile ilgili resim, birçok PKK muhalifi Kurdistanlının kafasında bile henüz yerli yerine oturmuş değil. Ben, "artık resim nettir ve bilince çıkarılmıştır" düşüncesinden hareketle "eski arkadaş" ve "dava" kavramlarının açıklanmasına ihtiyaç olmayacağını sanmıştım. Yanılmışım.

Tekrarlayalım: PKK, Türk devleti tarafından kurulmuş, önüne Kurdistan'daki sömürgecilik karşıtı dinamikleri bitirmek ve Kürd milletini sömürgeci sisteme entegre etmek görevi konmuş kontra bir örgütlenmedir. Kürd tarihine, Kürd kültürüne, Kürd sembollerine ve değerlerine, kısacası Kürd ulusuna yabancı ve düşman olan bu örgütlenme, Kürd ulusuna zor ve entrikalarla dayatılmıştır. PKK, iyi eğitilmiş çekirdek bir kadro ve yine iyi düşünülmüş bir iş bölümüyle piyasaya sürülmüş, büyümesiyle doğru orantılı olarak ihtiyaç duyduğu yeni kadrolarla sürekli desteklenmiş bir Özel Harp Dairesi örgütlenmesidir. Özel Harp Dairesi bir dönem Ergenekon adıyla anıldı. Ancak Ergenekon'un Özel Harp Dairesi'ni kapsadığı konusunda kuşku sahibiyim; bu nedenle, adı değişmiş olsa da eski adını kullanacağım. PKK'nin karakteristik özelliklerinden ilki yeminli Kürd ve Kurdistan düşmanlığı, ikincisi ise yeminli Kemalistliğidir.

Öyleyse Öcalan'ın "dava"sından anlaşılması gereken Kürd ve Kurdistan davası değildir; tersine, Kurdistan'ın sömürge statüsünün sonsuza dek sürmesine dayanan "Kemalist Cumhuriyet'in ilelebet payidar olacağı" davasıdır. Öcalan ve arkadaşları on yıllardır bu dava uğruna Kurdistan'ın özgürlük dinamiklerini karanlık dehlizlerde boğazlamaktadır. Özellikle Orta Doğu'nun yeniden şekillendirildiği, İran'a yönelik savaşla yeni bir evreye giren Üçüncü Paylaşım Savaşı döneminde de Kurdistan'ın sömürge olarak kalabilmesi için mücadele etmektedirler.

Nedir ki 2013'te açılan süreçte Öcalan eski arkadaşlarıyla yollarını ayırdı. Elbette bu yol ayrılığının nedeni Kürd ve Kurdistan politikasındaki farklılıklar değildi. Yol ayrılığının nedeni, Türk devleti içinde yaşanan iktidar çatışmasında alınan yeni pozisyondu. Bu iç çatışmada biri cumhurbaşkanı olmak üzere birçok general, subay, MİT ve polis mensubu ile sivil insan öldürüldü; birçok devlet görevlisi de saf değiştirmek zorunda bırakıldı. Öcalan'ın da üyesi olduğu, bütünüyle Kemalist kadrolardan oluşan Özel Harp Dairesi, birçok kirli tezgâhın ve "Kürd", "Marksist", "sol", "milliyetçi", "İslami" vb. nice örgütün örgütlenme ve yönetim merkezidir. Bu yapı söz konusu devlet içi çatışmanın tarafıydı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana devletin temel politikalarını, özellikle de Kurdistan politikasını belirleyen bu "Cumhuriyet'in sahibi" Kemalist örgüt, o yıllarda AKP hükümetini düşürmeye yönelik darbe planları ve girişimleri gerekçesiyle başlatılan Ergenekon ve Balyoz tutuklamalarıyla çok hırpalanmış, önemli mevziler kaybetmişti. Örgüt zor günler yaşıyordu; üyeleri 15-20 yıldan başlayan ağır ceza istemleriyle yargılanıyordu. Buna rağmen örgüt, AKP-MİT-polis ekibinin ağır ceza tehdidi eşliğinde sürdürdüğü uzlaşı arayışlarına kapısını kapatmış, elindeki bütün araçları ve yüz yıla yaklaşan yönetme yeteneğini kullanarak Kemalist cepheyi tahkim etmeyi sürdürmüştü. Bu araçların en önemlisi "Kürd Partisi PKK"idi.

İşte Öcalan, böylesine zor bir dönemde, Kurdistan ulusal kurtuluş mücadelesini içeriden kuşatmak amacıyla kendisini Kürdlere "lider" ve "tanrı" yapan örgütünü ve onun Kemalist ideallerini terk ederek "faşist" olarak nitelediği AKP-MİT-polis ekibinin saflarında yoğun bir mesaiyle işbaşı yaptı.

Öcalan'ın "davaya ihanet"inden söz edilecekse, bununla kastedilmesi gereken onun Kemalist ideallere sırt çevirmiş olmasıdır.

Ne var ki bu ihanet uzun sürmedi, çünkü devlet içindeki çatışma da kalıcı olmadı. İktidar, 2013'ten sonra dünkü ortaklarıyla yollarını ayırınca darbe planlamakla yargıladığı Kemalist kadrolarla uzlaştı. Balyoz sanıkları 2015'te, Ergenekon sanıkları 2019'da, mahkemenin örgütün varlığına dair yeterli delil bulamamasıyla beraat etti. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Özel Harp Dairesi'nin Kemalist kadroları ile Türk-İslamcı iktidar aynı devlet cephesinde buluştu. Yeni dönemin kapısını da bu kez devletin milliyetçi kanadı açtı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 22 Ekim 2024'te Öcalan'ı Meclis'e gelip örgütün feshini ilan etmeye çağırdı ve karşılığında "umut hakkı"nı gündeme getirdi. Öcalan Şubat 2025'te örgüte silah bırakma çağrısı yaptı. PKK Mayıs 2025'te kendini feshettiğini ilan etti ve Temmuz 2025'te Silêmanî yakınlarında ilk silahlar törenle yakıldı. Meclis'te kurulan komisyon raporunu Şubat 2026'da açıkladı, PKK'nin tasfiyesini düzenleyen çerçeve yasa da Ağustos 2026'da yürürlüğe girdi.

Böylece Öcalan'ın bir dönem ayrıldığı eski arkadaşları da, sırt çevirdiği Kemalist cephe de yeniden aynı masada buluştu. PKK'nin kuruluşunda önüne konan görev, yani Kurdistan'daki sömürgecilik karşıtı dinamikleri bitirmek ve Kürd milletini sömürgeci sisteme entegre etmek, bugün devletin bütün kanatlarının ortak projesi olarak tamamlanmaya çalışılıyor.

Çerçeve yasada kendisine ne umut hakkı ne de özel statü tanınmış olsa da "lider" ve "tanrı" kadrosu fiilen korunan Öcalan, eski görevini, yani Kürd ve Kurdistan düşmanlığını sürdürmesini organize eden yeni Türk-İslamcı ve milliyetçi çalışma arkadaşlarına uyum sağlamakta hiçbir sıkıntı yaşamadı. Eh, ne de olsa bütün devlet memurlarının bildiği ve uyguladığı bir ilke var:

Devlet işlerinde süreklilik esastır!