Ali K. Yıldırım
Murad'ın son zamanlarda yazdıkları yazılar genellikle Yavuz-Bitlisi ve Şah İsmail hakkında. Şah İsmail'i eleştiriyor; memur olan Bitlisi'yi yüceltiyor. Bunu anladık. Ancak Osmanlı'nın sömürgeci ve emperyalist politikası hakkında nedense eleştiriden söz etmez. Kürt mirlerinin bir kısmı ya mecburiyet sonucunda, ya da menfaatlerini güçlüden yana tutum almakta gördüklerinden, Osmanlı'nın yanında yer aldılar. Bunu anladık.
Yeni devlet olan Safaviler Rum kadar tecrübeli değil. Her yeni hareket gibi ideolojik aşamada yeterince esnek davranılmadığını kabul edebiliriz. Esneklik, kendisine güvenen oturmuş güçlere hastır. Kuruluş aşamasında olan ve bu nedenle ideolojik safhayı aşmamış olanlar gerekli pragmatizmi gösterme yetisini kazanmamıştır. Ancak Safaviler'de hiç esneklik olmadığı sonucu da çıkarılmamalı. Zira Şetefhan'ın verdiği bilgiye göre içkili ziyafet düzenliyen Emir Şeref "Bitlis Eyalet kararnamesini onursal kaftanlarla elde etmeyi başardı." ( Şerefhan, Sitav Yayınları, 2. Baskı, de.460) Bitlis beyi kararnameyi Kimden aldı? Safaviler'den. Demek ki Safaviler'in Kürt mirlerine statü tanımama gibi bir politikası yok. Şerefhan Muhammed Han'ın ordusuna ekmek verilmediğinden bahseder ve onların "başka hoş olmayan pek çok durumla karşı karşıya kaldığı" nı belirttikten sonra "sözün uzamasına neden olacağı için" bu durumlardan bahsetmiyeceğini belirtir. (Age de.461). Demek kötü şeyler yapılmış ki Şerefhan bu durumlardan bahsetmek istrmiyor. Demek ki, Kürt mirleri de sütten çıkmış ak kaşık değiller?
Öyleyse Kürt mirlerinin yalpalamasıns Osmanlı'da meyil etmesine sebep olan asıl neden ne? Osmanlı'nın bu savaşı kazanacağı hakkında hüküm, Uzun Hasan'ın yanında savaşa katılan Kürt aşiretlerinin edindiği tecrübede saklı. Yunanlı yazarlardan, sanırım Psellios idi, Uzun Hasan için "Med Kralı" der. Bir insanın Türk olması "Med Kralı" olmayı engellemiyor. Uzun Hasan esas olarak Med toprakları üzerinde hüküm sürüyordu. Dolayısı ile Uzun Hasan'ın yanında savaşa katılanların çoğunlukla Kürt olduğu sonucuna varabiliriz. Bu savaşı Osmanlı Sultanı Fatih, topları sayesinde kazandı . Bu durum, yeni bir savaşın sonucu hakkında hüküm vermek için yeterli olmalı. Kürt beylerinin, Kürt asılı Safavi ailesi ile Rum arasında bir süre yalpalaması bu karmaşık durumda aranmalı. Sonuçta bazıları kendi menfaatleri için Osmanl'nın yanında yer aldı. Yani bu tutum herkes için yüceltilecek bir örnek mi teşkil ediyor? Tarihte çokça olmuş vakıların benzeri bir durum yaşanmış. İkide bir bunu örnek gösterilmesinin amacı ne? Ortak dost ve düşman arayışı mı? Birileri ile kardeş olmayı engelleyen kim?
Bu devirde Çoğu Kürt beyi inanç olarak belki de Safavi tarikatına daha yakın hissediyordu kendisini. O nedenle olmalı ki, Şah İsmail'in kız kardeşi, Hasankeyf hâkimi ve Kürt miri olan Melik Halil Eyyubi (Mîr Xelîl Eyyubî) ile evlenmiştir. Bitlis beyi de Ali taraflısı olan Karakoyunlu Kara Yusuf ile hısımlık ilişkisine sahip idi. Bitlis Beyleri içkili müzüklü eğlenceler düzenlemek ile meşhur idi. Yani öyle bugün anladığımız gibi dinsel taasub yok söz konusu devirde
İkinci olarak, Murad CİWAN, sanki bütün Kürtler Osmanlı'nın yanında yer almış gibi bir genelleme yapıyor. O, Çemişgezek Beyi Rüstem'in, 40 taraftarı ile birlikte boynunun kesildiğinin üstünden atlıyor. Murad, Bugün Horasan'a göç etmiş aşiretleri ve nüfusu şöyle bir gözden geçirse Safavi tarafına Kürt katılımının ne kadar yoğun olduğunu görür ve bundan bahsetme ve hatta empati duyma gereği his ederdi. Şah İsmail'in yanında sadece Şiiler yer almadı, Sünnüler de vardı. Şamlı aşireti, Avşar, İzolu, Reşi, Karaman, Çemişgezek v.b v.b hepsi Kürt. Horasan Kürtlerine ait bir dörtlüğü aktarayım:
Bi hukma Şah Ebbas je roma qeyser
Aware bûye je wê ewlada Heyder
Li vir Ce"ferqulî pir bûye muzter
Xwanga bu biranê bibîn halê min
Şah İsmail'in yanında yer alanlar Kürt olmasa ne olacak? Antalya'dan başlamak üzere neden insanlar doğuya yöneliyor, neden Şaha gitmek istiyorlar? Belli ki burada Osmanlı politikalarından kaynaklı sosyal bir huzursuzluk var. Bu insanlar haksız mıydı? Tek haklı olan tutum itaat etmek mi? Sosyal itirazlar gayri meşru mu?
Deylemiler döneminden başlamak üzere Karakoyunlular, Akkoyunlular ve sonrası devirler hakkında kaynak taramış biri olarak gelişmeleri daha geniş bir perspektiften ele almak yanlısıyım. Osmanlılar'ın mal ve mülke "çökme" politikasından kaynaklı olarak, Küçük Asya'da doğuya Tebriz'e yönelme, Akkoyunlular devrinde başlar ve sonrasında devam eder. Şah İsmail'in yanında yer alan Kürtler'in sayısı diğerlerinden az değildi. Dülkadir ağırlıklı olarak Kürt beyliği. Yavuz onu sonlandırıyor. Murad da durumdan hoşnut gibi yazıyor. Daha önceleri Osmanlı devleti Menteşe, Kahraman, Germiyan, Candar, Eretna, Trabzon Rum devleti gibi beylikleri ilhak etmiştir. Bu konuda benim son kitabında geniş bilgi var. Önce Osmanlı'nın yağmacı ve ilhakçı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Osmanlı'da sanki rızalığa dayanan bir erken demokrasi varmış gibi yazıyor Ciwan. Osmanlı'da sanki Magna Carta vardı?
HANGİ İDRİS İ BİTLİSİ? RAFIZİ (ALEVI) VE EHLİ SÜNNET (SÜNNÜ) BİTLİSİ
Bitlis'te gelince geniş bilgi Mustafa Öztürk'ün videosunda var. Bitlisi Tahran'da Rey şehrinde doğmuş ve Şii bir şahsiyet. Aynı şey, aynı tedrisattan geçmiş Şerefhan için de söylenebilir. Sonra bu tarafta yer bulunca Bitlisi Yavuz'a yanaşıyor. Mustafa Öztürk onun tercihinde çocuklarının İstanbul'da alıkonulmasını da Sayar. Sonra Mısır'da Yavuz ile ilişkileri bozulur.
''Îdrîs, kendisine atfedîlen Şah Îsmail'e yazdığı bîr methiyede babasının zahiri ilimleri ve batini Şah Îsmaîl'în dedesî Şeyh Cûneyd'den öğrendiğini îfade ederken babası île Şeyh Cûneyd arasındakî ilişkiye ışik tutar. Bir Nurbahşi dervişi olan Hûsameddîn Alî Bîdlîsî, Hasan-i Rumlu'nun bahsettiği muhtemelen Cûneyd'în binlerce mûridinden biriydi ve kısa süreli de olsa ondan dersler almıştı. '' ( Vural Genç, Acem’den Rum’a Bir Bürokrat ve Tarihçi İdris-i Bidlîsî, 1457-1520, Türk Tarih Kurumu, 2019)
Vural Genç’in yer verdiği, Bitlisi’nin Şiilik ile ilişkisini Şerefhan’da doğrular:
''Şah İsmail’in yükseliş gösterdiği zaman rafızilik mezhebine değer verdiğinden Mevlana İdris Hak olmayan mezhepler tarihi adlı eserini yazmıştır. '' (Mir Şerefhan Bitlisi, Şerefname Kürd Tarihi, Sitav yayınevi; s.401)
İdris-i Bitlisi’nin, kitabının başlığının ‘’mezhebuna hak’’ olduğunu belirttiği aynı parağrafta aktarılır. Bitlisi, sonraları Sultan Selim’e yazdığı övgü dolu şiirlerin benzerini zamanında Şah İsmail’e de yazmıştır:
''Nazım
Beni kuşaktan kuşağa hanedanın hizmetçisi bil,
Ki atam Kudüs yolunda senin ceddinin hizmetkârı oldu, Şahın ikinci atasının öğrencisi benim babamdır,
Zahiri ilimleri ondan gördü, batın da ondan aydınlandı. Şah Haydar’a kölelik benim prensibimdir.
Süt ile şeker kadar güzel bir hizmet karışımı oldu. Bu, Kur’an ayetlerinde de güzel rastlantıdır,
Her yerde İsmail adı bendenizin adıyla dile getirilmektedir. '' (Mir Şerefhan Bitlisi, Şerefname Kürd Tarihi, Sitav yayınevi; s.401)
Benim gördüğüm kadarı ile Çaldıran savaşında Bitlisi yok. Katliamlar genellikle daha öncesine ait. BİTLİSİ'NİN Osmanlı adına yetkili kılınması daha sonraya ait. Osmanlı adına yetkili olan birine itiraz kolay olmasa gerektir. Osmanlı beyleri Bitlisi'ye itimat etmezler ve onu saraya yanlız göndermezler. Osmanlı Kürt beylerinin kendi aralarında birlik olmasını istiyor muydu? İstemez. Beyaz kağıt bir hikaye. Ancak Murad başkalarına çatacağına bu bilginin kaynağı Şerefhan'ı işaret etsin. Daha da önemlisi Kürt mirlerinin soyunu Abbasiler'e, Halid Velid v.b'lere bağlayan Şerefhan'ı eleştirsin. Kürtler Arap mı?
Kürtler Arap değil de, İrani ise İraniler neden bölündüğünü konuşmak gerekir. Burada önce Arap işgali ve sonra Türk işgali esaslı bir role sahip. Murad Abbasiler'i İran ve Kürdistan'da meşru bir işgalci güç olarak görüyor mu, görmüyor mu?
Murad CİWAN 1514'den sonra Kürtler çok huzurlu yaşamış gibi yazar. Sanki problemler sadece 2. Mahmud devrinde başlar. Osmanlı otokratik bir devlet. Yavuz'un Çaldıran zaferi sonrası bütün Arap dünyasının başına bela olur, Kahireye kadar bölgeyi ele geçirir. Safaviler olmasaydı bütün İran'ın da Osmanlı'nın eline geçeceğinden kuşkunuz olmasın. Bazı durumlarda denge sağlayan bir gücün olması iyidir. Siyasal olarak İran, dil olarak Fars dili olmasaydı Kürtçe'ye ne olurdu? Ahmedê Xani hangi kültürel dünyaya ait? Roma'ya mı?
Murad CİWAN İran tarihini öğrenmek istemiyor. Sanki orada Kürtler'ün beyleri yokmuş gibi yazıyor. Şerefhan vezir olmaktan bahseder. Dahası İran'da sonraki devirlerde Yönetim tek bir hanedan üzerinden gerçekleşmiyor. İran'a Şah olan Avşar'lı Nadir Şah'ın Kürt olduğu çok kişi tarafından yazılır. 18. Yüzyılda İran'a hükümdar olan Kerim Han Zend bir Kürt idi. 18-19. yüzyıllarda İran'da Türk Kaçar hanedanıları yönetimdedir.
Osmanlı'da iktidar, bırakın değişik etnik toplulukları, sadece tek sülale üzerinden devam etmiştir. Halbuki İran farklıdır. Bu farklılığın sonucu olarak İran'da Kürdistan, Belucistan, Azerbeycan isimleri resmi olarak bir bölge adıyla devam etmiştir. Halbuki Osmanlı geleneği Kürd'ün varlığını dahi inkar eden "Haksız Cumhuriyet" gibi bir iktidarı doğurmuştur kendi içinden. Bu aşırı müdahelenin sonucu Kürtlerde asimilasyon ve nihayetinde dejenerasyons yol açmıştır. Bu durum İran Kürtleri arasında aynı boyutta değildir.
Şah İsmail'de bir zorba. Ancak İran'ın birliğini önüne koymuş biri. Akkoyunlu mirasını ele geçirmiş biri ve aynı zamanda anne tarafından bu hanedanlıktan gelen biri olarak, o da Murad'ın çokça önem verdiği "İrsi Haklar" dan bahsediyor ve belki de Kızılırmağa dek bölgenn bu nedenle İran toprağı olduğunu söylüyordu. Hak iddiası uzlaşma ile olmadığında boşlukta kalır. Ancak Osmanlı'nın zerre kadar "İrsi hakkı" yok bu bölgede. Murad "Kürd beylerinin İrsi Hakları" derken sanki bu durum Adem'den beri süregelen bir şeymiş gibi konuşuyor. Halbuki tarih çok daha karmaşık ve haklar o anki konjektürel duruma göre farklılık arz eder. Tarih her zaman bizim keyfiyetimizi haklı çıkarmaz. Onun için söz konusu an üzerinden hareket etmek daha rasyonel sonuç verir.
Rum merkezi ve bu mirasın devamı olarak Osmanlı'nın Fırat'ın doğusunda hak iddiasında bulunması tarihsel olarak dayanaksızdır. Osmanlı her yeri zor ile ele geçirmiştir. Celadet Bedirhan sömürgeliştirme tarihi olarak 1514'i verir. Murad için böyle bir durum var mı? Bazı Kürt mirlerinin itaatı mecburi bir durumdur. Vassal efendi ilişkisi eşyanın tabiatını değiştirmiyor. Daha önce Osmanlı'ya ait olmayan bir bölge Osmanlı'ya bağlanmıştır. Bu durum bugüne dek devam eden çeşitli çatışma ve katliamların arka planını oluşturur. Gönüllü olmayan ilişkinin serencamını yine Şerefhan'dan öğrenebiliriz:
BİTLİS MİRİ ŞEMSETTİN SAFAVİ HANEDANINA SIĞINIR
İkinci benzer bir gelişmeye, Mir Şeref’in oğlu Şemsettin Han’ın hayat hikâyesinde rastlıyoruz: Rozki aşireti, Şemsettin Han’ı Akdamar kalesinden alarak Bitlis hükümeti tahtına oturtur. 1535 yılında Sultan Süleyman Han, Olema’nın kışkırtmaları ile, Veziri Azam İbrahim Paşa komutasında bir orduyu harekete geçirir. Ordu Diyarbakır’a vardığında Şemsettin Bey hediyelerle paşayı karşılar. İbrahim Paşa bunun üzerine kendisine Bitlis eyalet beratını hediye eder ve Tebriz’e yönelir. Şah Tahmasp bunu duyunca, Horasan seferini iptal ederek geri döner. Bir süre sonra Sultan Süleyman, Malatya ve Maraş’ı verme karşılığında Bitlis’i Şemsettin Han’dan ister. Bu teklifi kabul eden Şemsettin Han’ı, bir ve yolda Sason hükümdarı Azizanlı Süleyman Bey karşılar. O, bu önerinin ve Şemsettin Han’ı ortadan kaldırmak için bir kumpas var olduğunu söyleyerek kendisini ikna eder. Bunun üzerine Şemsettin Han, Tebriz tarafına hareket eder; kendisine diğer bazı Rozkiler’de katılır. Şah Tahmasp, Şemsettin’i “Han’’ ünvanı ile taltif ve eder ve Serap’ı diğer bazı yerlerle kendisine verir. Rozkiler Şah’ın muhafızları olarak en güvenilir görevlerde yer alırlar. Bu aşamada, benzer bir gelişme ile Kürdistan mirlerinin desteği ile Kelhok’ta İbrahim Ağa kuşatılır. Onun kardeşi Şeyh Emir, kaçarak Hakkâri’de yine Kızılbaşlar’a sığınmayı başarır. İbrahim Bey; Tahmasp ve Şemsettin Han’dan yüz bulamayınca, Sultan Süleyman’a sığınır. Şeyh Emir ve Şemsettin Han vatan özleminin de tetiklediği afyon kullanımı nedeniyle trajik sonuçlarla karşılaşırlar. Şeyh Emir 1558 yılında kitabın yazarı Şerefhan’ın yardımcısı iken ölür; babası afyon kullanımından psikolojik buhran yaşar ve Kazvin’de ölür.
BÖLÜCÜLÜK MESELESİ
Uzatmadan söylüyeyim bazı Kürt karşıtları bilinçli olarak Bitlisi ismini öne çıkararak bu alanda Kürtler arasında bölünme yaratmak istiyorlar. "Alevi Aydınları" içinde de böyleleri var. Ancak bugün Öcalan'a itiraz devlete itiraz etmek demektir. Bu bakımdan itirazlar gerekli ve yerindedir. Onlar "Aydın" biz "Kürt Derviş" olduğumuzdan kimse bize sormadı, sorsalardı M.Kemal hakkında da "Aleviler içinde bölünme yaratıyor" kompleksine kapılmadan bölücülük yaratırdık!
Murad "Kürtler içinde bölünme yaratmak" tan bahsediyor. Ancak kendisinin yaptığı farklı bir şey mi? Onun gönlü de "Osmanlı'nın adaletinden" yana çarpıyor. O da tarafgir yorumları ile, en azından benim nazarımda, güçlülerin gözüne girmek için, tarihi, objektif olarak adaletli bir şekilde yorumlamıyor. Öcalan'ın tetiklediği Bitlisi'yi bugün tartışmanın manası ne? Başka kimse mi yok? Öcalan'ın rolü tartışılır iken, Bitlisi üzerinden yaratılan curcuna Öcalan'ın Kürt meselesinin karşısındaki tutumunu perdelemeye hizmet etti, ediyor. Öcalan'ın rolünü olumlu görenler açısından tabiki bu tutum bir mesele değildir.
Bugün aşiret yok, Mir yok. Ortada, Kürtler hariç her tarafa "gülücükler" atan bir Öcalan var. Mirlere özgü bir çözüm Mirler ile olur. Bitlisi üzerinden tartışmaya girenlere bugün sorulacak soru; "Öcalan'ın yanında mı, arkasında mı yoksa karşısında mı duruyoruz?" Olnalıdır. Onun "ümmetine" destek mi sunuyoruz?
Bu sorulara cevap verdikten sonra medeni dünyada sorunlar nasıl çözülüyor onun örneklerine girebiliriz. Bunları konuşmak çok daha yararlı olacaktır. Bu konuda geçmişe ilikin bir de örnek olsun diye şöyle bir yazı yazmıştım:
ŞAFİİ-ALEVİ İLİŞKİLERİ'NDE OLUMLU ÖRNEKLERİ DE HATIRLAMAK LAZIM
Şafii- Alevi ilişkileri Bitlisi üzerinden genelleştirilrmez. Aşağıdaki paylaşımlarımın birinde Şerefhan'ın ifadelerine yer verdim: Bitlisi önce Rafızi (Alevi) Madenli bir bürokrat. Belki de Fars? O tarfta iken Safavilere, bu tarafta iken Yavuz'a çalışmış bir bürokrat. Yavuz babasına dahi beyaz kağıt vermeyen biri. Verse ne olacak? Çerçevesi belirlenmiş bir oyunda, beyaz kağıt ile oyunun bir aktörü olunur, ama direktörü olunamaz...
Aleviler içinde Kürt Şafileri düşman gibi gösteren, Şafiler içinde de Alevileri düşman yapmak isteyen derin çalışmalara rağmen, İrani sahada geçmiş dönemlerde Şiiler ve Şafiler arasında ilginç işbirliklerin gerçekleşmiş olduğu pek bilinmez. Babai ayaklanmalarında, rekabet içinde olan güçlerden biri olarak Kürt Eyyübüler'in rolü hakkında ne biliyoruz? Safaviler Şafii fıkhını uygularlardı. Bu da bilinmiyor. Safeviler, soylarını Yedinci İmam olan İmam Musa el-Kâzım üzerinden Ehl-i Beyt'e ve Hz. Ali'ye dayandırıyorlardı. Caferiler İmam Cafer i Sadık üzerinden kendilerini Ehli Beyte bağlarlar. Aynı şeyi Nakşibendiler'de yapar (Tabii hakikat farklı ikisi için de). Çünkü iki tarikat da İran toprağında boy vermiştir. Burada sufilik ve Tasavuf hususuna gitmiyeyim.
Şah İsmail kız kardeşini Kürt beylerden biri ile evlendirmişti. Bitlis Beyi ile Alevi olarak bilinen Karakoyunlu Kara Yusuf hısımlık ilişkisine sahip idi. Bu devirde bunlar Sünnü müydü? Sanmıyorum! Bitlis Beyleri içkili müzüklü eğlenceler düzenlerdi. Eyübü Eşref Yassıçimen'e Harzemliler ile savaşa gider iken, şaraphanesini de götürür. İbni Bibi bu konudan bahseder.
Bu devirde ve sonra da mesele din değildi; çıkar çatışması idi. Suriyeli yazar Hamid Hasan, 25000 taraftarı ile Suriye'nin batısına geçen ve oradaki Alevi biçimlenmesinde önemli bir role sahip olan Makzun al Sinjari'nin Kürt Eyyübüler'in Helep valisinin kızı ile evlendiğinden bahseder. Sözkonusu kişi Selahattini Eyübü'nün yakın akrabası. Kaynaklar Eyyübüler devrinde Alevilere karşı kötü uygulamalardan söz etmezler, ancak Memlüklüler döneminde durum değişir. Tabii İşrakiliğin önderinin bu devirde Suriye'de öldürüldüğünü hatırlamak gerekiyor.
Stefan Winter'in verdiği bilgiye göre Suriye'de Alevi olan Banu Ali başlangıçta Kürt idi. Banu Ali-Muhalaba blokunun karşısında yer alan Kelbi topluluğunun kurucu soy ağacındaki üçüncü şahsiyetin ismi JİRKİS'dir. Jirlki ismi, aynı zamanda Hakkari'de bulunan Kürt aşiretinin de ismidir. Hafız'da bu topluluk, yani Kelbi kökenlidir. Başka kaynaklar, bu ailenin verdiği bilgilere dayanarak, Hafız'ın Kürt kökenli olduğundan söz ederler, ancak bu durum onu baskıcı bir Arap lideri olmaktan çıkarmaz. O halde bu kriter, hem Yavuz, hem Bitlisi, hem Şah İsmail ve hem de sonrakiler örneğin M.Kemal için de geçerlidir. Fi tarihindeki yöneticilerin benim veya gelecek neslin tutumuna neden yön versin?
Ortada evrensel ve ahlaki olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi var. Bu kriterlerle önem veren biri olarak Öcalan'ın siyasette olmamasını savunuyorum. Birileri de "o aktör olsun" diyor. Bunun için maça kural dışı yandan girip Bitlisi tartışması açmanın alemi yok. O zaman, madem canınız tartışmak istiyor neden Hamurabi değil? Demek masum olmayan bir niyet var ortada.
Son olarak okuyuculara sesleneyim: Hak ve hakikat değerli ise, Öcalan'ın Manipülasyonları karşısında uyanık olmak lazım. Manipülasyon kötü bir dejenerayon göstergedir.
Not: Murad Ciwan'a Sünnü kökenden gelen bir Kürd'ün cevap vermesini beklerdim. Eleştirmek yine bana düştü. Bizim gözümüz iktidarda değil. Aksine iktidarları eleştirme gibi bir sorumluluk his ediyoruz. Menfaat içermiyen böylesi bir tutum "siyasal" mı değil mi bilmiyorum, ancak bildiğim kadarı ile muktedirler ile ortaklaşmak istiyenlerinkinden daha değerlidir!