Hüsamettin Turan
1920’lerin ikinci yarısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde Kürt coğrafyasında hem sosyal hem de politik olarak yoğun çalkantıların yaşandığı bir dönemdir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte merkezi otoritenin güçlendirilmesi ve modernleşme politikalarının uygulanması, Osmanlı’dan miras kalan yerel özerklikleri, aşiret yapıları ve dini liderleri ciddi bir baskı altında bırakmıştır. Bu baskı, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, merkezi hükümetin vergi toplama, askerlik yükümlülükleri, yerel otoritenin tasfiyesi ve kültürel asimilasyon uygulamalarıyla birleşince Kürt toplumu içerisinde derin bir rahatsızlık ve direniş eğilimi yaratmıştır.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanan politikalar, Kürtlerin kendi kimliklerini ve geleneksel toplumsal yapılarını koruma iradesiyle doğrudan çatışmıştır. Bu çatışmaların en belirgin örneklerinden biri, 1925’te patlak veren Şeyh Sait İsyanı’dır. Bu isyan, hem dini hem de etnik kimliği savunan bir başkaldırı niteliğindedir ve Cumhuriyet’in erken dönem politikalarının toplumsal sonuçlarını anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir.
Şeyh Sait İsyanı’nın bastırılmasının ardından birçok yerel lider ve aşiret kendi bölgelerinde merkezi otoriteye karşı direnişlerini sürdürmüş, küçük ölçekli isyanlar ve direniş hareketleri ortaya çıkmıştır. İşte bu çerçevede, Sason ve Batman bölgesinde Mihemedê Elîyê Unîs öncülüğünde gelişen Mala Elîyê Ûnis İsyanı tarih sahnesine çıkmış ve bölge halkının direniş geleneğini temsil eden en önemli olaylardan biri olmuştur.
Mihemedê Eliyê Unîs, Türkçesiyle Mehmet Ali Yunus, Kürt eşîra lideri olarak 19. yüzyılın ortalarından itibaren Batman ve çevresinde belirleyici bir figür olmuştur.
Doğum yeri olan Xerza ve gundê Mêrgan, Hezo (Kozluk) coğrafyasının eşîr yapısı içinde stratejik bir öneme sahiptir. Mihemed Axa, Eliyê Unîs’in babası, bir yandan eşîr geleneğinin gerektirdiği liderlik sorumluluğunu taşırken, diğer yandan kendi toplumuna karşı gösterdiği derin bağlılıkla tanınmıştır. Mihemed Axa’nın bu karakteri, oğlunun yetişmesinde hem ahlaki hem de siyasal bir temel oluşturmuş, aile ve eşîr bağlarının güçlendirilmesini sağlamıştır. Bu bağlam, Mihemedê Elî’nin ilerleyen yaşamında hem toplumsal hem de askeri liderliğinin temelini oluşturmuştur.
Mihemedê Elî, Osmanlı devletinin Kürt bölgelerine yönelik politikalarını dikkatle gözlemlemiş ve merkezi otoritenin egemenlik alanını genişletme çabalarına karşı koymuştur. Toprak üzerindeki hak iddiaları ve tapu konusundaki tutumu, onun devlete güvenmediğini ve eşîr bağımsızlığını koruma kararlılığını göstermektedir.
Bu bağlamda, devletle müzakere etmek yerine, kendi toplumunun çıkarlarını öncelikli kılmıştır. Yerel bağlar ve dostane ilişkiler Mihemedê Elî’nin stratejik hamlelerinde temel bir rol oynamış, hem toplumsal dayanışmayı güçlendirmiş hem de askeri organize olmasını kolaylaştırmıştır.
1925’teki Şeyh Sait ayaklanması ve ardından uygulanan devlet baskıları, Kürt bölgelerindeki liderlerin stratejilerini belirlemede belirleyici olmuştur. Mihemedê Elî, Şeyh Sait hareketiyle doğrudan bağlantılı olmasa da, eş zamanlı olarak devletin baskısına karşı direnişini sürdürmüştür. Bu direniş, yalnızca askeri bir mücadele değil, aynı zamanda manevi ve toplumsal bir tutum olarak şekillenmiştir. Mihemedê Elî’nin mêrxasekî kimliği, toplumsal bağların ve moral gücün korunmasını sağlamış, direnişi hem sembolik hem de pratik düzeye taşımıştır.
Devlet yetkililerinin toprak talepleri ve bölgedeki askerî varlıkları, Mihemedê Elî ve eşîrasının direnişini zorlaştırmış, ancak geri çekilme ve dağlık arazinin stratejik kullanımı ile direniş sürdürülebilmiştir.
Mihemedê Elî, Arzîv, Karmel ve Şelaş gibi yüksek ve savunulması güç bölgeleri kontrol ederek hem toplumsal hem de askeri düzenlemeleri kendi liderliği altında tutmuştur. Bu durum, yalnızca eşîr mensuplarının değil, sivil nüfusun da direniş sürecine dahil olmasını sağlamış, baskı ve yerinden edilme süreçlerinden kaynaklı toplumsal travmalara yol açmıştır. Kadınlar ve çocuklar, şiddet ve yerinden edilme süreçlerinden doğrudan etkilenmiş ve bu durum yerel toplulukların yapısında derin izler bırakmıştır.
Mala Elîyê Ûnis İsyanı’nın askeri boyutu, yalnızca silahlı çatışmalarla sınırlı kalmamış, stratejik coğrafya, toplumsal bağlılık ve manevi otoritenin birleşimiyle güç kazanmıştır. Dağlık araziler, direnişin uzun süreli olmasını sağlamış, köylülerin yerel bilgi ve dayanışması isyanın sürdürülebilirliğini mümkün kılmıştır. Mihemedê Elî’nin liderliği, hem askeri operasyonları hem de toplumsal yönetimi koordine etmesini sağlamış, eşîr dayanışmasını güçlendirmiştir.
Direnişin bir diğer önemli boyutu, toplumsal ve kültürel direncin simgesi hâline gelen Rindêxan figürüdür. Mihemedê Elî’nin kızı olan Rindêxan, cesareti ve güzelliğiyle tarihsel bir karakter olarak öne çıkmıştır. İsyanın bastırılması sırasında yaralı olarak ele geçirilen Rindêxan, askeri komutanın taleplerine karşı büyük bir direniş göstermiştir.
Komutana verdiği yanıt, kendi toprak sınırları ve özgürlüğüne olan bağlılığını ifade eder: “Bana sahip olmak istiyorsan, babamın topraklarının sınırlarının dışına çıkmalısın.” Rindêxan’ın Malabadi Köprüsü üzerinden babasının topraklarına son bakışı ve ardından Batman Çayı’na atlayarak yaşamına son vermesi, direnişin sembolü hâline gelmiştir.
Bu trajik eylem, yalnızca bireysel bir fedakârlık değil, aynı zamanda Kürt kimliğinin ve özgürlüğün kültürel bir simgesi olarak halk hafızasında yer etmiştir. Rindêxan’ın çığlığı ve hikayesi, kuşaktan kuşağa şiirlerle aktarılmış ve direnişin edebi bir boyut kazanmasını sağlamıştır.
Mihemedê Elî’nin direnişi, devletin uyguladığı asimilasyon ve şiddet politikalarına karşı sembolik bir karşı duruş niteliği taşır. Onun askeri ve manevi liderliği, eşîr dayanışmasını ve yerel direnişi mümkün kılmıştır. Direnişin süresi boyunca, farklı eşîr gruplarının stratejileri birbirinden farklılaşmış, bazı topluluklar devletle müzakere ederken, bazıları silahlı direnişi sürdürmeyi tercih etmiştir. Bu durum, Kürt topluluklarında homojen bir stratejinin olmadığını ve her topluluğun kendi yerel şartlarına göre hareket ettiğini göstermektedir.
Bireysel ve toplumsal fedakârlık, direnişin sürekliliği açısından kritik bir unsur olmuştur. Mihemedê Elî ve ailesi, genç yaşta çocuklarını ve eşîr üyelerini de çatışmalara dahil ederek hem askerî hem moral açıdan direnişi güçlendirmiştir. Devlet baskısı yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik ve sosyal düzeyde de hissedilmiştir; sivil nüfusun şiddete maruz kalması ve zorunlu göçler bunun somut göstergeleridir.
Mihemedê Elî’nin yaşamı ve direnişi, Kürt tarihinin yerel düzeydeki en önemli örneklerinden biridir. Bu durum, geleneksel eşîr yapısı ile modern milliyetçilik ve merkezi devlet otoritesi arasındaki gerilimi, yerel ve ulusal bağlamda gözler önüne sermektedir.
Direniş, Kürt kimliğinin korunması ve toplumsal dayanışmanın sürdürülmesinde kritik bir örnek teşkil etmektedir. Tarihsel olarak, Mihemedê Elî’nin mücadeleleri, yalnızca askeri bir direniş olarak değil, toplumsal hafıza ve kültürel kimliğin korunması çabası olarak da değerlendirilmelidir.
Mala Elîyê Ûnis İsyanı ve Mihemedê Elî’nin direnişi, Kürt tarihinin çok katmanlı doğasını, devlet-toplum ilişkilerindeki çatışmaları ve yerel önderliğin tarihsel önemini anlamak açısından zengin bir kaynak sunmaktadır. Bu örnek, yerel tarih anlatılarının, sözlü tarih ve arşiv belgeleriyle desteklenerek akademik literatürde daha görünür kılınması gerektiğini göstermektedir.
Kaynaklar
1. Cevat Sinet, Kürtlerin Eşîr Yapısı ve Direniş Tarihi, Ankara: Kürt Araştırmaları Yayınları, 2005.
2. Mehmet Bayrak, Kürt İsyanları ve Direnişleri, İstanbul: Avesta Yayınları, 1998.
3. İsmail Beşikçi, Doğu Kürdistan ve Cumhuriyet Dönemi Politikaları, Ankara, 2000.
4. Fikret Adanır, Kürtler ve Türkiye Cumhuriyeti, İstanbul, 2006.
5. İbrahim Özgür, Sason Direnişleri ve Yerel Aşiretler, Diyarbakır,