Kutlu Doğumdan Çöküşe: Bir Halkın Hafızasında Abdullah

Celal Hoca Amed

Celal Hoca / Amed

Abdullah’ın ana rahmine düşmesi ve annesinin dahi ne zaman doğurduğunu bilmemesi; büyük olasılıkla 4 Nisan’ın, babasının askere ya da nüfusa kayıt edildiği günün tarihi olması, yıllarca büyük bir coşku ile kutlandı. “Ulusal Önder”, Kürtlerin doğuş günü, kutlu doğum haftası diye; kadınların, çocukların ve koca koca adamların heyecanla, adeta kutsal bir ritüel havasında kutladığı günlere dönüştü.

Ahmedê Xanî, Feqiyê Teyran ve Şêx Abdurrahmanê Axtêpî bugün sağ olsaydı, büyük olasılıkla bu günler için kutsal bir mevlût kaleme alınırdı.

Abdullah’ın uçakta düştüğü durumu televizyonda gördüm. O an, bulunduğum dar dehlizin içinde, bir Kürt liderin içine düştüğü pozisyonda Kürtlerin bütün acınası tarihini bir anda yaşadım; gözyaşlarıma engel olamadım. Ağlamaya başladım. O anda, düşmanın bağrında bir bomba olup patlamak istedim.

Fakat daha sonra, Abdullah’ın düşman karşısında düştüğü duruma şaştım kaldım. Hani Bekaa’daki eğitim salonunda, soğukta hepimizi oturtup teker teker ayağa kaldıran; eğitim adı altında çözümleyen, aşağılayan, küçümseyen, yüksek megalomanlı o Abdullah gitmişti sanki. Yerine pısırık, çökmüş, düşman karşısında bir anda yok olmuş bir kişilik çıkmıştı.

Önce, “Kuşatmada bir şok yaşadı” dedim kendi kendime. Ona mürit kulları her ne kadar “kuş ötmeye başladı” dedilerse de, öten kuşa ilaç vermişler, konuşturuyorlar da dendi.

Bu süreçte Hürriyet, sayfa sayfa iftiraları yayımlamaya başladı. PKK kongrede keskin bir halk savaşı verme kararı alırken, sevgili kardeşi Osman’ın TC’yi tehdit eden, savaşı doruğa çıkaracak kararlar alınmasını istediği konuşuluyordu. Altan alta ise Zeli’nin örgütlediği yaşamı nasıl kuracağına dair hesaplar yapıldığı söyleniyordu.

Süreç böyle devam etti.

Hz. Öcalan, Lipson’dan demokratik uygarlığı öğrendi. Hayatında sosyalizm alfabesi dışında kitap okumayan; Ali Haydar Kaya’dan, Baki Karer’den, Resul Altınok’tan kendisine anlatılanlarla şekillenen ve sonra tasfiye ettiği kişilerden öğrendikleriyle kalan bir çizgi oluştu.

İmralı’da okuyor, o kötü kalemiyle karalıyor; İstanbul’da oluşturulan yazı kurulu ise yazıyı yeniden düzenleyip kamuoyuna sunuyor, ardından kitap hâline getiriyordu. Adeta Hz.

Osman’ın Kur’an’ı Muaviye ile toparlayıp yazdırması ve kitaplaştırması gibi bir süreç işletiliyordu.

Cuma bundan rahatsız oluyor. Güvendiği bir avukatı aracı olarak Hz. Abdullah’a gönderiyor ve istemlerini iletiyor:

Hayri ile Kemal’in savunmasını yapmasını ister.
PKK’yi savunmasını ister.
Onu onursal başkan yapacaklarını, ellerini üzerlerinden çekmesini ister.

Apo ise avukata bağırır, çağırır:

“PKK benim PKK’mdir, Cemil kim oluyor?” der.

PKK’yi savunmayacağını, yalnızca kendisini savunacağını söyler. Savunduğu düşünceler ise şunlardır:

PDK bağımsız Kürdistan istiyor; gerekli destek verilirse PDK’yi yok edeceğini söyler.
Kürtlerin kendisine peygamber gibi taptığını, hepsini hizmetine koyabileceğini söyler.
Devletten çok uzaklaşıldığını, yeniden devletin hizmetinde olacağını ifade eder.
TC’nin hepimizin devleti olduğunu, buna hizmet etmeye hazır olduğunu söyler.
Gerillanın alanlardan çekilmesini ister. Apo devlet ile anlaştı düşüncesiyle koruma alanlarından çıkan güçler dışarı doğru yol alır, TC pusularına girer ve en önemli kadrolarını yitirir. Apo’nun birinci hizmeti burada tamamlanır.

Mahkeme savunmalarında, bir halkın mücadelesini ve binlerce şehidini hiçe sayarak Türk şehit analarından özür diler. Kürt şehit anaları ise mezarı bile olmayan çocuklarının acısını içlerine gömer.

Uluslararası koşulları ve bu koşullara bağlı gelişen fırsatları değerlendiren Kürt halkı ile AGİT çizgisindeki savaşçılar büyük kazanımlar elde etti. Ancak Apo, bu alanlara kendisine bağlı, işbirlikçi ve TC öğeleriyle çalışan kişileri yerleştirdi.

Bağımsızlık ve özgürlük tarafında olanlar kuşatmaya alındı ya da koordinatları TC’ye verilerek havada vuruldu. Fakat Sabri Ok ve ekibi bulunduğu alanda korunmuş, dokunulmamıştır.

Rojava ise en son aşamada, büyük hazret tarafından TC ile aynı düzleme çekildi. Rojava’nın kaderi seçmeli derse kaldı; Colani’nin söyleyeceği söze bırakıldı.

Hz. Abdullah, Rojava’yı hempaları ile birlikte yerle bir etti. ABD ve İsrail destekli kurulacak bir Kürdistan’ı istemediğini, TC’ye verdiği hizmet sözünü yerine getirerek gösterdi.

Şimdi ise PJAK üzerinden İran’ı kurtarmaya çalışıyor; TC’nin ve onların sahiplerinin, Devlet Bahçeli’nin büyük desteğini alıyor; kurucu öndere naatlar diziliyor.

Ve Kürtler, Apo’nun eliyle; Hayri’nin, Kemal’in, Mazlum’un ve AGİT çizgisinin tasfiye edildiğini görüyor. Yerine işbirlikçi, entegrasyoncu bir yapı inşa ediliyor.

Kutladığımız ve öne çıkardığımız bu kutlu doğum haftası, Hz. Abdullah’a prestij kazandırmak, onu büyütmek ve TC ile entegrasyonu tamamlama doğrultusunda atılmış bir adımdan başka bir şey değil.